Duyuru

Yunanistan'da Müslüman Olmak

  /   5725   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

 

 

Hazırlayan

Jaup İmer  PASHAJ

Yunanistan Ülke Bilgisi

Başkent          :   Atina

Yüzölçümü     :   131.957 km²

(Adalar 24 796 km²)

Nüfus               :   11 milyon (2007)

Konuşulan dil   :   Yunanca, İngilizce,

Fransızca

Din                  :   Rum Ortodoks %97,

Müslüman %1,5, Diğer

%0,7

Etnik Grup

Yapısı              :   % 98 Yunan Ortodoks ,

% 2 Müslüman Türk ve

diğer azınlıklar (Türk,

Slav, Pomaklar, Arnavut,

Çingene ve İllirian )

Para Birimi       :  Euro

Sınır komşuları: Arnavutluk, Makedonya

Cumhuriyeti, Bulgaristan,

Türkiye

Büyük şehirleri: Selanik, Patras, Atina,

Larisa, İraklion, Drama,

Serez, Kavala,Gümülcine,

İskeçe

 

Yunanistan’da  Türk Müslüman  Nüfusu

 

1922'de Türkler'in Kurtuluş Savaşı Zaferi, Yunanlılar'ın ise yaşadıkları ‘Küçük Asya Felaketi’ (Asia Minor Disaster, Catastrophe) ardından Ege'nin iki yakasından karşılıklı büyük bir göç başladı. 30 Ocak 1923'te Lozan’da imzalanan 'Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'yle resmiyete kavuşan tarihin ilk zorunlu göçünde, (İstanbul’daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya’daki Müslümanlar hariç) Yunanistan’da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye’ye, Türkiye’de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan’a gönderildi. Yaklaşık 2 milyon kişi yerini yurdunu bırakmak zorunda kaldı.

 

 

Yunanistan'daki yer adlarının birbirinden farklı, Türkçe, Makedonca ve bugünkü Yunanca versiyonları mevcut. Türkçe adları bugünkü Yunanistan haritalarında bulmak mümkün değil, dedelerinizden ninelerinizden dinlediğiniz göç hikayelerindeki köyleri şehirleri harita üzerinde bulamıyorsanız.

Türk Müslümanlarının  Büyük Sürgünü

 

Yüzyıllar boyunca vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü işkence ve zorlukla uzaklaştırılan, yollarda milyonlarcası ölen Müslümanlarını son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5,5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti. 10 milyona yakını evinden, yurdundan oldu. 150 yılda yaşanan acılar, N'Sürgün ve Ölüm' .Türklerin başta Balkanlar olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan'dan, Osmanlı'nın sonunla beraber Müslümanlar için yeni bir  dönem başaldı  bu  dönemde baskı ve işkence yapılarak göçe zorlanan insanlann dramı anlatılıyor. Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan'da . Balkan savaşında l milyon 253 bin insan muhacir durumuna düşmüş, 261 bin 937 kişi yani eski nüfusun yüzde 17'si katledilmiş ya da sürgünlerde ölmüştü. Savaştan önce Rumeli'de 2 milyon 315 bin Müslüman nüfus yaşıyordu. Savaşlar ve göç yollarında bu insanların 632 bini hayatını kaybetti. Sonuçta Balkanlar'da kalan Türk nüfusu bir milyon 445 bine düştü. Yolda çoğunluğu hayatını kaybetti, hayatta kalabilenler ise Sibirya içlerine kadar götürüldüler.

 

Avrupa'da II. Dünya Savaşı'ndan sonra yeni rejimler kuruldu, ama Türklere ve Müslümanlara karşı tavır değişmedi. Burada yapılanlardan II. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük göç dalgası yaşandı. Yunanistan’dan 313 bin Türk doğduğu topraklan terk edip Türkiye'ye geldi. 1944'lı yılların ortasında Yunanistan’da yüz binlerce Müslüman Arnavut öldürüldü. Sadece Birleşmiş Milletler'in koruması altındaki selanik'da yunan çeteleri 12 bin silahsız insanı vahşice öldürdü. Ama maalesef yaşananları ancak yaşayanlar bildi. Dünya, Türklerin, onların akrabalarının ve diğer Müslümanların çektiklerine kayıtsız kaldı. 1800'lü yılların başından günümüze kadar en vahşi yöntemlerle öldürülen beş milyondan fazla insanımızın hesabını soran olmadı. Şimdi ise bugüne kadar hep içimizde 'dindirdiğimiz'.Balkanlar'dan, Kınm ve Doğu yunanistan'dan binbir çileyle göç eden muhacirlerin kurduğu bir semt. Sözde Ermeni soykırımına atfen "Son 150 yıllık tarihi incelediğimizde en az yüzü kızaracak olan, hatta yüzü kızarmayacak olan bizleriz." diyen Aydın, "O zamanlar dehşetli savaşlar yaşanıyormuş, dolayısıyla herkes sıkıntı çekmiş. Ama en çok sıkıntı çeken Türkler

ve Müslümanlar olmuş. Çok büyük acılar çekmişler." diyor. Torunlar, geldikleri yeri tanımıyor Tüm bu bilgiler ve belgesel, akıllara, bu kara lekenin neden yabancı hatta Türk tarih kitaplarında hakkıyla anlatılamadığı, insanlann vicdanlarında gereken yankıyı bulamadığı sorusunu getiriyor. Cevabı, belgesel için yüzlerce göçmenle ve uzmanla görüşen yönetmen Ahmet Okur veriyor: "Türkiye Cumhuriyeti'nin göçmenleri karşılama, yerleştirme, onlara sosyal imkanlar ve iş olanakları sağlama açısından Osmanlı İmparatorluğu'ndan çok daha başarılı olduğu söylenebilir. Türkiye'dekiler göçmenlere kendi insanları olduğu için hiçbir sıkıntı hissettirmemiş. Anlatılmamasının sebebi bu toplumsal dayanışma olmuş. Problem olmayınca yaşananlar yeni nesil tarafından zamanla unutulmuş. Dedesinin, babasının göç hikayesini bilmeyenler var. Ama Yunanistan'a gidenler İstanbul'u ve Türkçe’yi unutmamışlar. Araştırma için Yunanistan'daydım. Bir şey almam gerekiyordu, yoldan geçen bir kadına İngilizce almam gereken şeyi nereden bulabileceğimi sormaya çalıştım. Kadın yüzüme baktı ve Türkçe olarak "Neden Türkçe konuşmuyorsun?" dedi. Anne ve babası İstanbul'dan göç etmişler. O, Yunanistan'da doğmuş; ama Türkçe konuşmayı öğrenmiş. Buradan gidenler hâlâ oraya adapte olamamışlar. Ama Türkiye'de böyle bir sorun yok." diyor. Balkanlar'dan ve Kınm'dan göç eden yüz binlerce muhacir İstanbul sokaklarını doldurmuştu. Sirkeci ve Zeytinburnu garlarının yanı sıra Tuzla, zorlu bir yolculukla gelenlerin konakladığı yerlerdi. Yaşadıkları topraklarda baskı ve zulüm gördükleri için göç etmek zorunda kalan milyonlarca Türk ve Müslüman Anadolu'ya sığındı

 

Yunanistan’da İslamın ‘Elçileri’.

 

Yunanisan’da Müslümanları  Kim Temsil Ediyor?

İskeçe Müftülüğü

 

Yunanistan ile Türkiye arasında 1913'te imzalanan Atina Barış Antlaşmasının 11. Maddesi, Yunanistan'da görev yapacak müftülerin, görev bölgesinde yaşayan Müslümanlar tarafından seçilmesini öngörmektedir. Antlaşmada geçen bu hüküm 1920 yılında çıkarılan 2345 sayılı yasanın 6. maddesinde de açıkça ifade edilmiştir. Batı Trakya Müslüman Türk Cemaatının bu hakkı Lozan Antlaşmasının genel hükümleri arasında da yer almıştır.

 

 

Eski İskeçe Müftüsü Mustafa Hilmi'nin oğlu olan Mehmet Emin Aga, 3 Eylül 1931'de İskeçe'ye bağlı Şahin köyünde doğdu. Yunanistan'da başladığı ilk tahsiline, 2. Dünya Savaşı'nda Bulgar işgali sırasında bir Bulgar okulunda devam etti. Yunanistan'da iç savaş patlak verince eğitimi yarıda kaldı. İskeçe Müftüsü Sabri Efendi'den Arapça öğrendi. Sabri Efendi'nin vefatından sonra Şahin köyüne dönerek, bir hocadan ders aldı. Daha sonra Gümülcine'de medrese tahsilini tamamladı. Şahin Medresesi'nin açılmasına yardım etti ve 25 yıl burada hocalık yaptı.

 

Yardımcılığında bulunduğu İskeçe Müftüsü Mustafa HİLMİ’nin vefat etmesinden sonra İskeçe Valisi tarafından vekaleten müftülüğe atandı. Bu görevi hak etmediğini söyleyen Aga, Batı Trakyalı Türklerin içinde bulunduğu zor durum ve bölgedeki Türklerin ısrarları üzerine en kısa zamanda - 1920 yılında kabul edilen 2145 sayılı müftülük kanununa göre seçimle müftünün tayin edilmesi şartıyla İskeçe Müftülüğü'ne vekalet etmeyi kabul etti. Yunan devleti tarafından Gümülcine Müftülüğü'ne kanunlara aykırı olarak asaleten müftü atanması sonucunda durumu protesto etmek için görevinden istifa etti. Evine çekilerek 3.5 ay evinde kaldı. 17 Ağustos 1990'da İskeçe Bölgesi'ndeki 120 camide cemaat tarafından yapılan oylamayla 4 kişi arasından İskeçe Müftüsü seçildi.

 

23 Ağustos sabahı valilik tarafından gönderilen bir yazıyla görevinden alındığı ve yerine valilik tarafından yeni birinin atandığı duyuruldu. Seçimle geldiğini ve yine gideceğini söylemesine rağmen 20 kadar Yunan polisi tarafından zor kullanarak müftülükten dışarı atıldı. Bu esnada ağır yaralanan Mehmet Emin Aga hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Bunun üzerine Batı Trakya'daki Türkler çeşitli gösterilere ve protestolara başladılar. Bu olaylarda Yunan polisinin zor kullanması sonucunda 35 soydaşımız yaralandı. Batı Trakyalı Türkler 45 gün camileri kapatarak protestolarına devam ettiler. Berat Kandili'nin yaklaşması ve Mehmet Emin Aga'nın girişimleriyle camiler açıldı. Berat Kandili dolayısıyla yayınladığı mesajda İskeçe Müftüsü unvanını kullanan Mehmet Emin Aga aleyhine kamu davası açıldı. Dava sonucunda Aga 10 aya mahkum edildi. 6.5 ay mahkum kaldıktan sonra mide kanaması geçiren Aga, sağlık durumunun elvermemesi sebebiyle geriye kalan 109 günlük hapis cezası paraya çevrilerek serbest bırakıldı.

Aga, ömrünün sonuna kadar müftülük konusunda mücadele verdi. Müftü Aga, ayrıca Batı Trakya Türk Azınlığı'nın 29 Ocak eylemi gibi, önemli hak arama mücadelelerinde etkin rol oynadı. Aga'nın, Mustafa ve İrfan adında iki oğlu ile Vildan ve Emine adında iki kızı var.

Mehmet Emin Aga bir süreden beri karaciğer yetmezliği nedeniyle tedavi görüyordu. Türkiye’de ve Yunanistan’da tedavi edilen Aga 09 Eylül 2006 günü sabah saat 06.00 da evinde rrahamanını rahmetine kavuştu.

 

Yeni İskeçe Müftüsü Ahmet Mete Batı Trakya'da 9 Eylül 2006 tarihinde vefat eden İskeçe seçilmiş Müftüsü Mehmet Emin Aga'nın yerine İskeçeli ilahiyatçı Ahmet Mete seçildi. Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve Gümülcine seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, düzenlediği basın toplantısında, İskeçe'de dün yapılan müftü seçiminde halkın desteğinin büyük bölümünü alan Ahmet Mete'nin “İskeçe'nin seçilmiş müftüsü” unvanına hak kazandığını açıkladı. Müftü Şerif, İskeçe bölgesinde dün camilerde bayram namazı öncesinde el kaldırma usulüyle yapılan oylamaya 9 bin 567 kişinin katıldığını, bunlardan 5 bin 137'si tercihini Ahmet Mete'den yana yaparken, 4 bin 420 kişinin Ahmet Hraloğlu'ndan yana oy kullandığını söyledi. Konuşmasında, “İskeçe Türk halkının dün birlik ve beraberlik içerisinde hür iradeyle bir seçim yaptığını” belirten Şerif, “Beklentimiz, Atina hükümetinin Türk azınlığın bu iradesine saygılı olarak, yıllardır sürüncemede bulunan müftülük sorununa kesin bir çözüm getirmesidir” dedi. Toplantı sonunda düzenlenen kısa törende Ahmet Mete'ye müftülük cübbesini giydiren Şerif, “İşte, Batı Trakya Türkünün hür iradesiyle seçilen İskeçe Müftüsü. Batı Trakya Türk azınlığına ve tüm İslam alemine hayırlı olsun” diye konuştu. Mete de konuşmasında, “İskeçe Türk halkının dün yaptığı seçimle kendisine büyük bir görev verdiğini ve bu görevi yerine getirmek için mücadele edeceğini” söyledi. Müftü Mete, üstlendiği görevin bilincinde olduğunu belirterek, şunları söyledi:“Bizler, Batı Trakya Müslüman Türk azınlığına hizmet için yola çıktık. Batı Trakya'da müftülük sorununun çözüm mücadelesini başta Gümülcine seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ile diğer müftü adayı meslektaşım Ahmet Hraloğlu olmak üzere, diğer Batı Trakyalı din adamları ve tüm azınlıkla birlikte sürdüreceğiz.”

 

Ahmet Mete'nin Özgeçmişi

 

İskeçe'nin yeni seçilmiş Müftüsü Ahmet Mete, 1965 yılında İskeçe'ye bağlı Yassıören köyünde dünyaya geldi. İlköğrenimini Türkiye'de İstanbul Gaziosmanpaşa Bekirsami Dede İlkokulunda tamamlayan Mete, Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesini bitirdi. Bir dönem Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde eğitim gördükten sonra, Suudi Arabistan'daki Medine İslam Üniversitesinin Dava Fakültesine kaydını yaptıran Ahmet Mete, 1991 yılında bu fakülteden mezun oldu. Yüksek öğrenimini Suudi Arabistan'da tamamlamasından sonra Batı Trakya'ya dönerek, İskeçe Müftülüğü çatısı altında Vaizlik ve Kuran kursu öğretmenliği görevlerinde bulunan Ahmet Mete, 2000 yılından bu yana kendi köyü olan Yassıören'de imamlık görevinde bulundu. Türk Azınlığı Vaaz ve İrşat Heyeti Asbaşkanı da olan ve Azınlık basınında dini konularda çeşitli çalışmaları bulunan Mete, evli ve üç çocuk babası.

 

İskeçe Müftü Yardımcısı

1963 yılında İskeçenin Ilıca köyünde dünyaya geldi. İlkokulu Ilıca köyünde tamamlayan Ahmet HRALOĞLU daha sonra eğitimini devam ettirmek üzere Anavatan Türkiye ye giderek İzmit İmam Hatip Lisesine kaydını yaptırdı. Başarılı bir ortaöğrenim sürecinden sonra üniversite sınavlarına katılan Ahmet HRALOĞLU MARMARA ÜNİVERSİTESİ İlahiyat fakültesini kazandı ve bu fakülteden 1990 yılında mezun oldu.Mezun olduğu yıldan beri İskeçe müftülüğünde vaiz olarak görev yapan Ahmet HRALOĞLU yıllarca iskeçe müftülüğünün sekreterlik görevini de yerine getiriyor.Birçok kez B.T.T.A.V.İ.H in yönetim kurullarında da görev alan Ahmet HRALOĞLU , halen İskeçe müftülük sekreterliğin yanı sıra, karaköy Kuran Kursu öğretmeni olarak da görev yapmaktadır,evli ve iki çocuk babasıdır.

 

İskeçe Müftülüğü bir ilki gerçekleştirerek bir bayanı müftü yardımcılığı görevine getirdi. İskeçe Ketenlik doğumlu, Bursa Uludağ İlahiyat Fakültesi mezunu Fatma İmam, İskeçe Müftü Yardımcısı oldu.

 

 

Ahmet Mete'nin 31 Aralık Pazar günü yapılan seçim sonucu müftü seçilmesinden sonra, diğer müftü adayı Ahmet Hraloğlu'nun müftü yardımcılığı görevine getirilmesinin ardından, Fatma İmam'a da müftü yardımcısı olarak görev verildi. Müftü Ahmet Mete tarafından bu göreve getirilen Fatma İmam, müftülük bünyesinde bayanlara yönelik çalışmalarda bulunacak.

 

Fatma İmam Kimdir? 

 

İskeçe Müftü Yardımcısı Fatma İmam 1973 yılında Ketenlik köyünde dünyaya geldi. İlkokul 2. sınıfa kadar köy ilkokuluna giden İmam, İskeçe Merkez Türk İlkokulu'ndan mezun oldu. Ortaöğretimini Bursa İmam Hatip Lisesi'nde tamamlayan Fatma İmam, 1993 yılında Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ni kazandı ve 1998 yılında buradan mezun oldu. Kısa bir süre kendi köyünde Kuran, matematik ve Türkçe özel dersler verdikten sonra İskeçe Karşı Mahalle Camii'ndeki Kuran kursunda Hüseyin Kahya'ya yardımcı oldu ve buradaki öğrencilere ders verdi. 2000 yılında kendi köyünden, İktisat Fakültesi mezunu Remzi Deli İbrahim'le evlenen Fatma İmam 2002 yılından bu yana Ketenlik Kuran kursunda kız öğrencilere yönelik ders veriyor.

Müftü yardımcısı olarak üstlendiği sorumluluğun bilincinde olduğunu söyleyen Fatma İmam, sadece Batı Trakya'da değil, tüm dünyada örneği az olan bir uygulamanın İskeçe Müftüsü Ahmet Mete tarafından müftü yardımcılığına getirilmesiyle başladığını belirtti. Görevinin daha çok bayanlarla ilgili olacağını anlatan İmam, "Şu anda İskeçe genelinde Kuran kurslarında ders veren 11 bayan var. Bu arkadaşlarımızla görüşmeye başladık. Toplumun yarısını bayanlar oluşturuyor. Kadınlarımızın dini ve diğer sosyal konularda bilgilendirilmeleri gerekiyor. Bu alanda mesafe almamız lazım. Peygamberimizin bir hadisi var: 'İlim öğrenmek kadın, erkek herkese farzdır'. Kadınlarımızın dini konularda, çocuk eğitimi ve aile konularında eğitim alması şart. Bizim görevimiz de bilmeyenlere bunları anlatmaktır. Ben aynı zamanda KÖYEP projesinde de yer alıyorum. Özellikle köylerde yaşayan bayanlarımıza yönelik çalışmaların ne kadar çok gerekli olduğunu görüyorum." dedi.

 

 

Fatma İmam, bayanların müftülüğe gelerek kendisiyle istedikleri konularda görüşebileceğini ve görüş alışverişinde bulunabileceğini da sözlerine ekledi.

 

Yunanistan’da İslam Medeniyeti, Müslümanların ilim ve kültür mirasına katkıları

Yunanistan'ın yüksek tirajlı Ta Nea gazetesi Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin, Atina'nın Monastiraki bölgesinde bulunan Osmanlı camisinin yeniden ibadete açılması için yeni bir plan üzerinde çalıştığını ileri sürdü

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Yunanistan'a yönelik İslami eserlere sahip çıkmıyor eleştirisi yankı buldu. Yunanistan'da yayınlanan Ta Nea gazetesi, Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin Atina'nın Monastiraki semtinde müze olarak kullanılan eski bir Osmanlı camisini tekrar ibadethane olarak hizmete açmak için çalışmalar yaptığını ileri sürdü. Dışişleri Bakanlığı'ndaki yetkililere dayanılarak verilen haberde Osmanlı camisinin, ibadete açılacağı belirtildi. Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'nin bu konuda adım atmayı düşündüğünü yazan gazete, bakanın Atina Başpsikoposu ile görüşmeye hazırlandığını duyurdu. Haberde ayrıca, Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin "Biz Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını talep ederken, binlerce Müslüman'ın yaşadığı Atina da hâlâ cami bulunmuyor. Bunu aşmalıyız" şeklinde görüş belirttiği aktarıldı.

 

Henüz Teklif Yok

 

Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, ise "Atina'da bir caminin ibadete açılmasına ilişkin alınmış bir karar bulunmadığını" söyledi. Bakoyanni, Bakanlar Kurulu toplantısından sonra gazetecilerin, cami ile ilgili" iddiasını içeren habere ilişkin soruları yanıtladı. Bakoyanni, "Daha alınan bir karar yok. Bir şey olduğu zaman size söyleriz'' dedi. Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni, ortada bu konuya ilişkin henüz bir öneri bulunmadığını da söyledi.

 

Camiyi Yağmuru Yağdıran Kurtardı

 

Yunanistan’ın İskeçe iline bağlı Okçular köyünde 3 yıl önce kundaklama sonucu yanan cami, yeniden yangın tehlikesi atlattı.

 

Yunanistan’ın İskeçe iline bağlı Okçular köyünde 3 yıl önce kundaklama sonucu yanan cami, yeniden yangın tehlikesi atlattı.

 

Yunanistan’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı kentlerden biri olan İskeçe iline bağlı Okçular köyündeki caminin ahşap giriş kapısı, yangında kısmen hasar gördü. Yangın, yağmurun etkisiyle büyümeden söndü.


Batı Trakya Türkleri Danışma Kurulu Başkanı ve Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 3 yıl önce genel seçimlerde oyların sayıldığı gece caminin kundaklama sonucu tamamen yakıldığını anımsatarak, son olayın meydana geliş şeklinin de kasıt olasılığını güçlendirdiğini söyledi.

 

Bu olayların Batı Trakya’da yaşayan Türkler tarafından nefretle karşılandığını ifade eden Şerif, ibadet mekanlarına herkesin saygı duyması gerektiğini bildirdi. 
Şerif, "3 yıl önce de yakılmasının ardından İskeçe Valiliği ile camiyi yeniden yaptık. Caminin kapısı poşetlerin tutuşturulmasıyla yanmış.

 

Poşetlerin nasıl yakıldığını veya kimin yaptığını bilmiyoruz. Yağmur yağmasaydı cami tamamen yanabilirdi. Cami imamı, olayın ardından polise giderek sabotaj yapıldığı gerekçesiyle şikayetçi oldu" dedi

 

Cami su anda kilitli ve arkeolojik bir depo olarak kullanılmakta. Pencerelerden içeri şöyle bir bakınca içinin oldukça küçük olduğunu ve ibadete açılmasının sembolik önemi hariç bir faydası olmadığını anladık. Tabii inadım inat bu cami açılmıyor. Aslında Yunanlılar için Heybeliada Ruhban Okulunun açılmasının şu camiden çok daha önemli olması lazım, lakin istediklerini AB’den alacaklarından emin olan Yunanistan bu konuda bir adım atmayacak gibi duruyor.

 

Rodos’ta tarihi cami Avrupa Birliği fonlarıyla kiliseye dönüştürülüyor.

Atina’ya cami inşa edilmesi konusundaki tartışmalar sürerken Rodos’ta Osmanlı döneminden kalma tarihi Muradiye Camii’nin Avrupa Birliği fonları ile restore edilerek kiliseye dönüştürülmeye çalışıldığı ortaya çıktı. Rodos Adası’nın Rodini bölgesinde bulunan Türk mezarlarınında yer aldığı caminin tahrip edilerek kiliseye dönüştürülme çalışmalarının başladığı bildirildi. Rodos Adası Rodini bölgesinde Mela Paulou ve Riga Fereou caddelerinin kesiştiği noktada bulunan Muradiye Camii’nin “Kıbrıs Evi” adıyla kilise olarak hizmet vermesi amacıyla kiliseye dönüştürülmeye başlandığı haberi alındı. Muradiye Camii’nin Rodos Müslüman Türk Cemaati’ne ait olduğu ve 1970’li yılların başlarında o dönem Cunta İdaresince atanan cemaat yöneticileri tarafından Rodos Başmetropolitliği’ne bırakıldığı ortaya çıktı. Caminin yakın zamana kadar imamının ve müezzininin bulunduğu ve ibadate açık olduğu, ancak caminin müezzininin ve imamının ölümünün ardından ibadete kapatıldığı bildirildi. Daha sonra ise başmetropolitliğin harekete geçerek camiyi kiliseye dönüştürme çabalarına giriştiği anlaşıldı.

 

Caminin yıkılmasının bütçesi Avrupa Birliği fonlarından.

Kiliseye dönüştürülmek istenen caminin restorasyon çalışmalarının finansmanının ise Avrupa Birliği’nden gelen fonlarla sağlandığı ortaya çıktı. Söz konusu proje kapsamında Avrupa Birliği fonlarından 400.000 Euroluk bir bütçe ile caminin kubbelerinin yıkıldığı ve pencerelerinin değiştirildiği bildirildi. Bahçede yeralan Türk mezarlarının da tahrip edildiği ve mezar taşlarının yerinden söküldüğü haberleri gelirken camiye Japon mimarisine özgü yeni bir çatı inşa edildiği bildirildi. Kilise önderlerinin ve Yunan otoritelerinin farklı dinlere mensup toplumların kardeşliği ve dini unsurlara karşılıklı saygıyı içeren bir anlayış yerine Müslüman değerleri yok etmeye yönelik bu girişimi din ve ibadet özgürlüğüne yönelik bir ihlal olarak değerlendirildi. Söz konusu projede özellikle Avrupa Birliği fonlarının kullanılması ise konunun bir diğer ilginç boyutu olarak göze çarpıyor. Kültürlerin zenginliği olan tarihi ve kültürel eserlerin korunması için Avrupa Birliği fonlarından yararlanılması gerekirken, bu eserlerin imhası ve Hıristiyan değerlerin yükseltilmesi amacıyla Avrupa Birliği kaynaklarının kullanılmasının Avrupa Birliği’nin ilke ve prensipleri ile ters düştüğü yorumları yapıldı.

Türklerin Avrupa Birliği fonlarını kullanmasına izin verilmezken caminin yıkılması için fonlar kullandırılıyor.

Olayın ortaya çıkmasının ardından bir açıklama yapan Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) başkanı Halit Habipoğlu projeye tepki gösterdi. Batı Trakya’daki Türklerin Avrupa Birliği fonlarını kullanmasına izin verilmezken bir caminin yıkılmasında fonların kullandırılmasının açık bir ayrımcılık olduğunu belirtti. Habipoğlu “Batı Trakya’ya gelen Avrupa Birliği fonlarını Türklerin kullanmasına izin verilmiyor, ancak Rodos Adası’nda kültürümüze ait tarihi bir eserimizin, bir camimizin yıkılıp kiliseye dönüştürülmesi için 400.000 Euroluk fon kullandırılıyor. Bu Yunanistan’daki ayrımcı politikalara açık bir örnektir. Ülkemiz yetkililerini bu uygulamalardan dolayı kınıyorum ve Avrupa Birliği yetkililerini de fonların kullandırılmasında Türklere yapılan ayrımcılıkları araştırmaya ve incelemeye davet ediyorum. Avrupa Birliği artık bu konuda inisiyatif almalı ve Yunanistan’a gönderilen fonların ne amaçlarla kimlere kullandırıldığını araştırmalıdır” dedi. Avrupa Birliği’nin bu konuda bir adım atıp atmayacağı merakla bekleniyor.

  

Yorumlar