Duyuru

Çalışma Hayatında Makbul Kadın Profili

  /   1195   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Var oluş insanın kendi ve çevresi ile fikri ve ruhi bir tekamülü getirmektedir. İnsan varlığı ile birlikte; var oluş amacını, sahip olduklarını da düşünerek kendisini ve çevresini sorgulamaktadır. İnanç sahibi insanlarda yaratıcıya karşı sorumluluklarını sorgulama inanç sahibi olmayan insanlarda ise vicdani bir sorumluluğun gereği olarak tezahür eden bir sorgulama süreci hayatın hemen her devresinde olmaktadır. Bu sorgulama süreci kişinin sahip olduğu hakları ve aslında elinden alınmış olanları ve hatta hakmış gibi gösterilip insanı bir sömürü aracına dönüştüren anlayışları düşünmeye sevk etmektedir insanı.
Biz sayılı satırlarda varlığın bize sağladığı temel edinimlerden bahsederken kadının bu tablonun neresinde ne şekilde durduğuna bir nebze olsun değinmeye çalışacağız. Varlık, var oluş bir yönü ile hayata ve yaşama yüklediğimiz maddi ve manevi değerler ile; yeme, içme giyinme, barınma, düşünme, düşündüğünü söyleme gibi temel ihtiyaçlarımızı gidermekle vuku bulmaktadır. Hiç biri diğerinden daha elzem değildir.
Birilerinin velev ki kanun, yasa yolu ile olsun var oluşumuz yönündeki gereksinimlere belli bir sistem içerisinde müdahale etme salahiyeti yoktur. Burada kişinin gereksinimlerine de, haklarına da, karşıda kinin sınırlarına tecavüz hakkını getirmediği de zannediyorum ki anlaşılmaktadır. Kişilerin, toplumların kendilerine müdahale olması halinde ki tavrı kendi varlıklarına bakış açılarını yansıtmakla birlikte, sistem içerisinde aldıkları rolü de yansıtmaktadır.
Bu noktada kadının varlığının, sistem içerisinde ki konumu sosyal hayatın hangi katmanında olursa olsun kime ve neye nispetle olursa olsun sömürülmeye müsait bir olgu olarak karşımızda durmaktadır. Bir toplumu değiştirme ve dönüştürme çabası kadınlar üzerinden yürütülürken, hak ve özgürlükleri sistemin çıkarları doğrultusunda hesap edilirken; ona uygulanan şiddet, taciz ve tecavüze de bu doğrultuda karşı çıkılabiliyor.
Kadını cinsel bir obje olarak gören, televizyonda internette, sokakta, gazetede dergide, kitap da kadını fikrinden ruhundan soyutlayan anlayışlar tüm bunların yanında sosyal hayatta nasıl var olması gerektiği yönünde kadına rol biçmektedir. Sistemli sömürü politikalarının güdüldüğü bu süreçte kadını hem cinslerinin de sömürü malzemesi olarak görmesi ve ona dayatılan anlayışlara taraf olması ise ayrı bir hezeyandır. Geçtiğimiz aylarda Arzuhan Doğan Yalçındağ yaptığı bir açıklamada kadın sorunları konusuna değiniş tarzı bu meseleye bir örnektir.
Doğan Yalçındağ, kadının çalışma hayatında var olma oranını eleştirirken kamuda cinsiyet ayrımcılığından, parlamento da ki kadın sayısının azlığından şikayette bulunmakta idi. Oysa kadının ancak inancından, dilinden, dininden, fikir ve ideolojisinden soyutlanmış vaziyette çalışma hayatında var olabileceği yönünde ki açıklamaları Doğan Yalçındağ ın, meseleye kime ve neye nispetle baktığını ve nasıl bir hak anlayışı güttüğünü göstermektedir.
Kadının daha çalışma hayatından önce eğitim ve öğretim kurumlarında inancından soyutlanarak var olması yönündeki yorumlar “eşitlik”, “hak”, “hukuk” konusunda ki samimiyeti göstermektedir. İnsanın var oluş amacı doğrultusunda kadının varlığı ve hakları konusunda samimi olanların önünde başörtüsü yasağının turna sol kağıdı gibi durduğunu da görmekteyiz. Kadın haklarını koruyup kolladığını, ezilen – sömürülen, hakları gasp edilen kadınların yanlarında olduklarını ifade edenlerin samimiyetleri elbette bir nebze olsun başörtüsü yasağı ile ölçülmektedir.
İş başvurularında başörtülü bayanların CV lerine baktıktan sonra “CV nizi çok beğendim, ancak şirketimizde başörtülü eleman çalıştırmıyoruz, bu konuya bir çözüm bulursanız ancak bizimle çalışmanız mümkündür.” diyen şirket patronları, “göbekli” sıkı hak savunucuların varlığından sıkça haberdar olmaktayız. Evet kadın çalışma hayatında yer almamaktadır. Ancak başörtülü kadının yer alması ise mümkün değildir. Hele ki devlet dairlerinde bu imkansızdır.
Kadının varlık meselesini sorgularken MAZLUMDER Kocaeli Şubesi nin yönetiminde görevli olduğum dönemlerde şubemize yapılmış olan bir başvuru geldi aklıma. Fort fabrikasında çalışa, geçirdiği ağır iş kazası hafif pansumanlı bir vaka imiş gibi gösterilen kadın işçi H. C. nin, şefi tarafından defalarca taciz edilmiş. H.C nin şubemize başvurmasının ardından dernek olarak yürütülen çabayı düşünüyorum.
Yürüttüğü hukuk mücadelesinde iş kazası konusunda dava açtığı mahkemece haklı bulunması, ancak taciz olayının daha savcılık aşamasında nasıl örtbas edildiğini, sol görüşlü bayanların basında da çıkan bu olay üzerine şubemizle diyolağa geçmesi ve ardından H. C. için yürütülen ortak çalışmaları düşünüyorum. Fort fabrikası önünde protesto gösterisi, toplu telefon açma – fax yollama girişimleri şubemiz tarafından insan hakları kurullarına yapılan başvurular, dilekçe dağıtımları…Hepsi bir hk ve dayanışma içindi. Farklı görüş ve bakış açılarımızı da dikkate alarak.
Bir gün taciz vakası, bir gün şiddet, bir gün tecavüz… Bir gün okul önlerinde coplanan, göz altında işkence gören, kimi zaman Sabri Yalım parkında yasağın yansıdığı alanları protesto eden, kimi zaman İstiklal de imza toplarken şiddet gören de hanımlar.
Ancak şiddetin her türlüsüne ayrım yapmaksızın karşı durmak sadece kendi kesimimizin uğradığı haksızlık da değil her zaman ve zeminde kimden gelirse gelsin kime yapılırsa yapılsın durabilmek mesele. Sadece sözde değil fiilde de durabilmek mesele ve bunu meşru gören sistem ve anlayışları sorgulayıp yüzlerine çarpabilmek mesele… Dua ve Selam ile…
  

Yorumlar