Duyuru

Üsküp’teki son fesli!

  /   5639   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  



           Üsküp’te fes takma geleneğine sadık kalan, sadece saraç Kadri ağa (Kadri Sakipoviç, Sakipov, Sakipovski ve şimdi Abdullah) vardır. Başından fesini çekmeyenler arasında daha eskilerden Murat ağa, Sadettin ağa, Abaz ağa, berber Haki ağa, Hüseyin ağa, Bekir ağa, Küçük Cafer bey vardı. Sıralamada adını son andığım kişiye, “fesi neden taşıyorsun” sorulduğunda, onun verdiği cevabı çok ilginçtir: “yeniyi al, eskiyi atma!” olurmuş. Söylemin içinde bu topraklar bakımından bir derinliğin olmadığını söylemek imkânsızdır.

            Kadri ağaya “neden fes taşıyorsun” sormadım. Onun özeline karışmak gibi bir şey olacaktı. Hatta onda, bana soru sorma hakkı doğacaktı. Rahatlıkla: “Sen neden fes takmıyorsun? Senin neden kışın başında bere var? Neden, bazen beyaz veya bej renkli şapka’ya benzer başlık görülüyor başında? Neden, çoğu kez, başına bir şey takmayarak görülüyorsun?

            Doğrudur… Her şeyin cevabı da bende vardır. Ama bu benim özelimdir. Bu konu bende saklıysa, o da hakkımdır! Yalnız Üsküp’te onun gibi tek değilim. Dahası Kadri ağanın kardeşleri, oğulları, torunları başlarında bir şey olmadan gezdiklerine göre, kendisi gayet demokrat anlayışlı. Ağzından o sözleri çıkarmadı yanımda. Oysa öyleme geliyordu ki, o da Küçük Cafer bey gibi “yeniyi al, eskiyi atma” demek istiyordu. Ama demiyordu. Kimsenin özeline karışmak istemiyordu!

            Bugünden eskiye dönelim biraz.

1957-58’lere kadar Üsküp’te fes taşıyan çok olurdu. Dükkânları önünde fes kalıpları duran fesçiler vardı. Hatta onlar fesçilikten hayatlarını kazanabiliyordular.

            Fesçi Hamdi Efendi, Türkiye’ye son göç edenlerdendi. Onun dükkânı çarşıda şimdiki Saray Bosna (Sarayevo) kebapçısı (köftecisi) bitişiğindeydi. Dükkânı önünde fes kalıpları dururdu. O zaman fes taşıyanlar vardı. Feslerini de kalıplamaya getirirdiler. Fesçi Hamdi Efendinin Türkiye’ye göç etmesiyle fes geleneği de söndü.

            Benim çocukluk yıllarımdaki bayramları hatırlıyorum. Bayram namazı çıkışında, eski Üsküp sokakları kızarırdı. Neredeyse herkes fesliydi. Fes onlar için Müslüman ve Türk olmak anlamına geliyordu. Başka bir anlamla fes taşınmıyordu. Fes taşıyanların hepsinin Türkiye’ye göç edip, kurtuluşu orada aramaları, daha bir gerçeği gösteriyordu. Onlar Türkiye’yi seven kişilerdi. Kurtuluşu orada görelerdi! Ancak bir başka gerçek de vardır burada: Türkiye’ye göç etmekle, baba topraklarımızı terk edip, bizleri kuvvetsiz bırakıyordular! Sanırım onlar bunun farkında değillerdi!

            Üsküp’te Bit Pazar’da bir dostumla rastlantı görüştük. Türkiye’ye kaçanlardan bahsediyorduk. Dostum beni düzeltmeye çalıştı. “Kaçanlar değil, göç edenler deyelim. Benim 32 akrabam göç etti! Çocuklarını Türkiye’ye götürüp kurtarmak için! Şimdi Türkiye’ye gittiğimde sadece bir aileye uğruyorum. Diğerlerinin (bana yabancı) hallerini görünce soruyorum kendime: “Gittiler de ne oldu?”

Cevabım şuydu dostuma: “Buradaki mücadelemizde bizleri yalnız bıraktılar gene de!”

            Kadri ağa mücadeleye katkısı olsun diye mi kaldı? Onu da sormadım. Gene özeline karışmak istemedim. Burada mücadele etmek için kalmış olabilir! Başına kırmızı fes takmasını kötüye saymak iyi olmaz. Onun torunu tahsilini Türkiye’de yapıp, baba toprağına yani Üskübe döndü. Kadri ağanın Türkiye dostu olarak yetiştirdiği oğlu, Türkiye aşinası bir torun vermişti ona!

            Makedonyalı feslilerde bu düşüncenin hâkim olmadığını söylememek hatadır!

            Tarih içinde yan çizenler olmadı deyemem. O düşüncede olanlar şu anda yok diyemem. Vardır. Hatta hissediyorum. Bunu Türkiye de hissederse sevinirim. Ancak bu gibilerinin sayıları azdır. O kadar azdır ki, iki elin parmaklarını doldurmaz

            Buradaki karşıtlar, şu anda bende saklıdır. Zamanı geldiğinde açığa vurulacaklar. Makedonya hukuku çerçevesinde olmalıdır bu iş. Onlar, yazdıklarımdan ötürü gene mahkemeye taşıyabilirler. “Tahkir” suçuyla dava açabilirler. Pek kazanacaklarını sanmıyorum. Tahkir dedikleri, ne kişiye ne de Makedonya’ya karşı bir suç sayılmaz! Ama dikkatli olmakta zarar yoktur. Bendeniz “Yugoslavya”dan kaçmak durumu doğabileceği kuşkusundan pasaportunu üç ay cebinde taşımış kişiyim.

İşlediğim veya üç kişinin işledikleri “suçlarının” hikâyesi başka bir yazımın konusu olsun! Ama “suç” denilen şey, ceviz kabuğu dahi dolduracak durumda değildi!

            Üsküp’te son fesli Kadri ağaya döneyim. Onun özeline Makedonya’da kimse karışamaz. Benim de özelime karışamaz kimse… Hiç kimsenin özeline kimsenin karışması söz olamaz!

            Kadri ağa fes taşımakla Makedonya’ya mahsus bir geleneği sürdürmektedir sadece. Kendisi olumsuz yaklaşımlarda olanlardan biri değildir. Aksine o Türkiye aşinasıdır. Balkanlarda hiçbir şeyin Türkiyesiz olamayacağına inan kişidir.

Şu anda gözlerindeki dalgın bakış, kendisinin bir şeyi düşündüğünü göstermektedir. Düşündükleri dahi onun özelidir. Ama inanın: Bakışlarıyla eski Üsküp’ünü arıyordur… Eski Üsküplü dostlarını yani… O, eski dostları olmaksızın yaşamanın, çıkmaza girdiğinin farkındadır…

 

Kaynak:   İNTERNATİONAL NEWSPAPEER 

              ZAMAN MAKEDONYA 

                 Sayı: 723, Üsküp

                  (12- 18 MAYIS 2010)

  

Yorumlar