Duyuru

Kana bulanan gümüş Srebrenitsa

  /   3138   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

İsmini, gümüş anlamına gelen 'Srebren' kelimesinden alan Srebrenitsa [Srebrenica], maden rezervleri, şifalı suları ve tüccarları ile meşhur Bosna kenti idi. Ortaçağın son dönemlerinde, ülkenin en müreffeh kentlerinden biri haline gelmişti. Osmanlı Balkanlarında gelişen büyük kasabaların aksine, Srebrenitsa, nüfusu daha ziyade Ragusalı tüccarlar ve Alman madencilerden oluşan eski Katolik kasabalarındandı.

Srebrenitsa'nın İslamlaşması, Balkanların tamamında olduğu gibi, yavaştı ve tamamlanması kuşaklar boyu sürdü. Fakat hiçbir baskı olmaksızın, halkın kendi arzusuyla gerçekleşti. Hiçbir zaman kitleler halinde din değiştirmeye zorlanmadılar. On altıncı yüzyılın ortalarında bile, nüfusun üçte ikisi hâlâ Katolik idi. Türklerin, ilk olarak on beşinci yüzyılda Bosna topraklarına geldiği düşünüldüğünde, bölge halklarının dini inanç seçimi ve yaşamında ne kadar geniş bir özgürlüğe sahip olduklarını gösteren, bu ayrıntının önemi daha iyi anlaşılabilir.

Srebrenitsa'nın, Osmanlı döneminde olduğu gibi, eski Yugoslavya döneminde de ziyaretçileri hiç eksik olmuyordu. Balkanların her tarafından gelen, ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Ancak bu küçük eski şehir, yaklaşık üç buçuk yıl boyunca devam eden kanlı şarlatanlığın sonuna gelinen, 1995 yılında insan dışkısı kokan büyük bir mülteci kampına dönüşmüştü. Sırp Çetniklerin, 11-17 Temmuz 1995 tarihleri arasında şehit ettiği binlerce Boşnak Müslüman'ın ardından, insan dışkısına, kan ve gözyaşı da eklendi. Srebrenitsa toprakları, on dördüncü yüzyılda gümüş madenleri ve şifalı suları için kazılırken, bugün, bedeni parçalanmış ve ayrı ayrı yerlere gömülmüş bir Boşnak şehidin eksik kalan kemiklerini, bulunan kemiklerin kime ait olduğunun anlaşılmasını sağlayacak bir yüzük, çürümüş ceket, ayakkabı teki veya kimlik belgesi bulabilmek umuduyla kazılıyor.

Boşnak Müslümanlar, yıllardır, bir yandan kazıyor, diğer yandan 'uygar dünyaya' şunu soruyorlar: BM Güvenlik Konseyi, 819 [16 Nisan 1993] ve 824 [6 Mayıs 1993] sayılı kararlarıyla; Saraybosna, Bihac, Gorazde, Zepa ve Tuzla ile birlikte Srebrenitsa'yı, "Güvenli Bölge" ilan etmişti. Peki, buna rağmen, tüm bunlar nasıl ve neden yaşandı? Srebrenitsa katliamına bizzat tanıklık eden ve ailesi de Sırplar tarafından katledilen Hasan Nuhanovic, bu soruların cevabını şu şekilde veriyor: "Srebrenitsa'daki Boşnaklar kendilerini koruyan BM askerlerine güvenmekle en büyük hatayı yaptılar. Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları "Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırlarsa uçaklarımızla onları bombalarız." diyorlardı. Ama 6 Temmuz'da dört bir taraftan şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı. Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az sayıdaki silaha da el koydular." Hasan Nuhanovic'in bu sözleri Srebrenitsa'da yaşanan hiçbir şeyin aslında sürpriz olmadığını ve katliamın adım adım geldiğini işaret ediyor.

1992 yılında "Büyük Sırbistan" hayalinin peşine düşen Sırp Çetnikler, Belgrat'ta Cumhurbaşkanı Slobodan Milosevic ve Genelkurmay Başkanı Momcilo Perisic'in tam desteğini alarak, sözde, Bosna Sırp Cumhuriyeti ve Sırp Demokrat Partisi Başkanı olan Radovan Karadzic ve General Ratko Mladic öncülüğünde Bosna-Hersek topraklarına saldırarak katliamlara başladılar.

Sırp çetniklerin dört yıl süren saldırıları, bir yandan Saraybosna'yı kuşatma altında tutarken, diğer yandan, Zepa ve Srebrenitsa gibi, Drina nehri etrafında yer alan kuzey ve doğu Bosna yerleşim yerlerinde etnik temizliğe dönüşmüştü. Sırp katliamlarından kaçan Srebrenitsa çevresindeki binlerce Müslüman Boşnak, Srebrenitsa'ya sığınmaktaydı. Savaştan önce 8 bini Müslüman olmak üzere 10 bin olan, Srebrenitsa nüfusu 60 bine ulaşmıştı.

Milosevic'in eski korumalarından ve Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ndeki Srebrenitsa davasında yargılanarak, beraat eden en üst düzey Müslüman Boşnak komutan olan Nasır Oriç, Torbari adı verilen direniş örgütü ile ilk dönemde Srebrenitsa'yı savundu. Ancak uzun süredir kuşatma altında bulunan Srebrenitsa'da, ilaç, gıda ve elektrik sıkıntısı hat safhaya ulaşmıştı. İnsanlar kimi zaman hayvanlara verilen yemlerden, kimi zaman otlardan yiyerek hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Günde ortalama 30-40 kişi açlık, soğuk, hastalık ve askeri saldırılar sonucu yaşamını yitirmekteydi. Cephane ve yiyeyecek tükenmeye başlayınca direniş de zayıflamaya başladı.

27 Eylül 1994 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun New York'ta düzenlenen, 49'uncu oturumunda, bir konuşma yapan Bosna-Hersek Devlet Başkanı rahmetli Aliya İzzetbegovic'in "Dün bu salona geldiğimde, Drina kıyısında yer alan ve savaşın başlangıcından buyana kuşatma altında tutulan bir kasaba olan Srebrenitsa'dan bir mektup aldım. Bu gerçek bir insan cehenneminden yükselen bir çığlıktı. Mektubu ikinci kez okuyacak cesareti bulamadım" sözleri her geçen gün yaklaşmakta olan katliama karşı dünya milletlerine yapılmış tarihi bir uyarı olarak kayıtlara geçmiştir.

Rahmetli Aliya İzzetbegovic'in bu konuşmasından yaklaşık on ay sonra, 6 Temmuz 1995 sabahı General Ratko Mladic komutasındaki Sırplar, saldırılarını iyice yoğunlaştırarak Srebrenitsa'yı tank ve top ateşiyle ağır bombardıman altına almaya başladılar. Sırpların saldırı harekâtına girişecekleri istihbaratı hem CIA, hem de İngiliz General Rupert Smith başta olmak üzere tüm Birleşmiş Milletler yetkililerine ulaşmıştı. Ancak Birleşmiş Milletler bu tehlikeyi umursamadı. 10 Temmuz'da savunma hatlarına yeniden saldırmaya başlayan Maldic, ertesi gün Srebrenitsa katliamını bizzat yöneten komutan olarak Srebranitsa yakınlarında görüldü. Bu esnada Srebrenitsa'da görevli Hollandalı askerler aldıkları emir doğrultusunda tek kurşun atmadan Potoçari kampına çekildiler. İstediklerini alan Sırp Çetniklerin önünde artık hiçbir engel kalmamıştı.

11 Temmuz 1995 sabahı saat 04.15'de, hiçbir direnişle karşılaşmayan Ratko Mladic ve beraberindeki Sırp Çetnikler, silahtan arındırılmış Srebrenitsa'ya zafer kazanmış edasıyla girdiler. Bosnalı Sırp Çetniklerin "kasap" lakaplı komutanı Ratko Mladic, Srebrenitsa'da soykırıma girişmeden çok kısa bir süre önce, şehrin sokaklarından birinde karşısına geçtiği kameraya o bozuk dilbilgisi ile aynen şunları söylüyordu: "Evo nas 11. Jula 1995. godine u Srpskoj Srebrenici. Uoci jos jednoga velikoga praznika Srpskoga poklanjamo Srpskome naradnu. Ovaj grad I napokon dosao je trenutak da se posle bune protıv dahıja turcima osvetimo na ovom prostoru." Yani, "İşte 11 Temmuz 1995'de Srebrenitsa'dayız. Diğerlerinden daha büyük bir günün arifesindeyiz. Bu şehri Sırp halkına hediye ediyoruz. Ve nihayet, isyanların ardından, bu bölgede Türklerden intikam alma zamanı geldi." Bu sözlerin ardından Sırp Çetnikler, BM Barış Gücü'ne bağlı Hollandalı askerlerin kontrolünde bulunan ve silahsız Müslüman Boşnakların toplandığı Potoçari kampına yöneldiler. Sırp Çetnikler, 11-17 Temmuz 1995 tarihleri arasında, kampta bulunan 8 binden fazla genç ve yetişkin erkeği katlettiler.

11-12 Temmuz'da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını dile getiren Hasan Nuhanovic, o günlerde yaşadıklarını şu sözler ile anlatıyor: "Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler, bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmalarını istediler. Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti. 13 Temmuz'da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak'ı toplama merkezinden çıkardılar. Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün aynı yerde hem annemi hem de kardeşimi kaybettim. Hollandalı askerlerin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi. Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi."

Sırp Çetnikler, silahsız Müslümanları şehit ederken, Hollandalı tabur komutanı Yarbay Tom Karremans ve General Kees Nicolai, Sırp General Ratko Mladic ile şakalaşıyor ve birlikte kadeh kaldırıyorlardı. Mladic'ten aldığı hediye karşısında duygulanan Hollandalı komutan Karremans'ın, "Bu hediye eşime mi?" sorusunu, Mladic başıyla onaylıyordu. Bu alçaklık daha sonra ortaya çıkan video görüntüleri neticesinde tespit edilmişti.

Sırpların gerçekleştirdiği katliamları seyretmekten öte gitmeyen BM Barış Gücü'ne bağlı Hollandalı askerlerden oluşan birlik, 21 Temmuz'da tüm yiyecek, ilaç ve silahları kampta bırakarak bir konvoy eşliğinde Zagreb'e nakledildi. Burada da Hollanda'dan özel uçakla getirtilen bir orkestra eşliğinde çılgınlar gibi eğlenen Hollandalı askerler körkütük sarhoş oluncaya kadar içtiler. Onlar eğlencelerine devam ederken katliamdan kurtulmak için dağlara kaçan ve Tuzla'ya ulaşmaya çalışan binlerce insan hâlâ dağlarda vahşi hayvanlar gibi boğazlanmaktaydı.

Geldiğimiz nokta itibariyle üzerinde durulması gereken hususlardan bir tanesi de, 1945'ten sonra Avrupa'nın gördüğü bu en büyük sivil katliamın, Avrupa'nın orta yerinde; Roma, Atina ve Viyana'dan bir ve Adriyatik kıyılarından birkaç saatlik uçuş mesafesinde gerçekleşmiş olmasıdır. Bununla birlikte binlerce insanın katledilmesinin emrini veren Sırp katiller Ratko Mladic'in, elini kolunu sallayarak, Sırbistan'da dolaştığının altını çizmek gerekiyor. "Dragan Dabic" takma adıyla yaşarken Radovan Karadzic ise 21 Temmuz 2008'de Belgrad'da bir otobüste yakalandı. Yargılanmak üzere, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'ne teslim edilen Karadzic'in mahkemede yaptığı savunma, aradan geçen yıllara rağmen, Sırp Çetnik zihninde hiçbir değişikliğin olmadığını gösteriyor. 1 Mart 2010'daki savunmasına "Burada ulusumuzu ve onun kutsal ve haklı amacını savunacağım. Haklı bir davamız vardı. İyi delil ve kanıtımız var" sözleriyle başlayan Karadzic, ABD'nin desteğiyle bir İslam devleti kurmaya çalıştığını öne sürdüğü Boşnaklar için "İslamcı amaçları vardı. Osmanlı İmparatorluğu zamanında olduğu gibi yüzde 100 iktidar istiyorlardı. Tüm bölgenin kaderini değiştirecek temel amaçları vardı. Amaç, Bosna-Hersek'in devamını sağlamaktı. Bu yasal yollardan yapılamazdı. İslami köktendincilik istiyorlardı ve bunu 1991'den 1995'e kadar arzuluyorlardı" demiş.

Bugün Sırp Cumhuriyeti [Republika Srpska] veya Sırbistan'da yaşayan Sırplar, Karadzic ya da Mladic'ten farklı düşünmüyorlar. Srebrenitsa katliamının on dördüncü yıldönümünden sadece iki gün sonra, 13 Temmuz 2009 günü, bu şehirde yaşayan elli civarındaki Sırp, Çetnik işareti anlamına gelen, sağ ellerinin üç parmağını hava kaldırarak bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Dün, N'Türk' diye niteledikleri ve "burada Türkleri istemiyoruz, Bütün Türkleri Türkiye'ye göndereceğiz" sloganlarıyla, Müslüman Boşnakları öldürüyorlardı. Bugün hâlâ, Srebrenitsa sokaklarında, katliam esnasında Sırp Çetnikler tarafından yazılmış "Sve Turke u Tursku" yani "Bütün Türkler Türkiye'ye" sloganlarına rastlamak mümkün.

Aynı şekilde her yıl katliamın yıldönümü olan 11 Temmuz'da; teşhis edilen yeni şehitleri son yolculuğuna uğurlamak ve şehidlerin başucunda bir Fatiha okumak için Srebrenitsa'ya gelen Boşnak Müslümanlar, şehirdeki Sırplar tarafından taciz ediliyorlar. Sırplar, Potoçari şehitliğine giden yol üzerinde açık alanlarda domuz çevirip, pişiriyorlar. Srebrenitsa'ya gelen kederli Boşnakları şehre gelişlerinde, cep telefonlarına gelen; "Dobro dosli u Srbiju na mrezu Telenor!" yani "Sırbistan'a, Telenor hattına hoş geldiniz!" mesajı karşılıyor.

Sırbistan devletinin, Srebrenitsa katliamı karşısındaki yaklaşımına gelince... Her ne kadar Sırp Parlamentosu'nda kabul edilen bildiri ile değişmiş gibi görünse de, aslında değişen hiç bir şey yok. Bunu görmek için alınan karar metnine bir göz atmak yeterlidir. Sırp Parlamentosu'nun az bir oy farkıyla kabul ettiği Srebrenitsa hakkındaki tasarı metninde şu ifade yer alıyor: "Sırbistan Parlamentosu, Temmuz 1995'te Srebrenitsa'daki Bosnalı Müslüman nüfusa karşı işlenen suçu şiddetle kınar." Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere Sırbistan, Lahey'deki mahkeme ile aynı doğrultuda, ortada bir suç olduğunu kabul ediyor ve kınıyor ama iş katliamın müellifine gelince suskunluğunu koruyor. Dolayısıyla ortada özür falan yok. Yalnızca bir üzgünlük bildirgesi var. Bu üzgünlük bildirgesinin, Avrupa Birliği'nin gözüne girmek adına, Sırbistan'ın akıttığı timsah gözyaşlarından öte bir anlamı bulunmuyor. Sırbistan'ın Ankara Büyükelçisi Vladimir Curgus'un, konu Sırp Parlamentosu'na gelmeden evvel, "özür" ifadesinin bildiride geçmesinin beklenmediğini, çünkü "özür dilemek, sorumluluğu üstlenmek anlamına gelecektir" şeklindeki sözleri bu düşüncemizi desteklemektedir.

Srebrenitsa katliamından bahsederken üzerinde durulması gereken bir başka husus, Sırp Çetnik Ordusu saflarındaki yabancı askerlerdir. Hasan Nuhanovic, Srebrenitsa'yı kuşatan Sırplar arasında Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Rusya ve Yunanistan'dan gelen ve kendi ulusal üniformalarıyla Sırp Çetniklere yardım eden askerlere de şahitlik etmişti. Asker ve silah sevkiyatı dışında, Yunanistan'dan kara yoluyla, Rusya ile Ukrayna'dan ise Tuna nehri yoluyla, o sıralarda BM ambargosu altında olan Sırbistan'a ve Bosnalı Sırplara petrol ve diğer yardımların sevkiyatı yapılmıştır.

Ratko Mladic'in tepeden tırnağa silahlı Çetniklerine, yüz kadar Yunanlı, Rus ve Ukraynalının yardımcı olduğu yıllar sonra yavaş yavaş açığa çıkıyor. Yunanistan'daki çeşitli basın-yayın organları için bağımsız olarak çalışan Takis Michas isimli gazetecinin, Kutsal Olmayan İttifak [Unholy Alliance] isimli kitabı, bu ülke askerlerinin, Srebrenitsa katliamındaki rolünü gündeme getiren önemli bir çalışmadır. Michas'ın kaleme aldığı bu kitapta, Sırp Çetniklerle birlikte hareket eden Yunan gönüllüleri "milis", yaşananları "katliam" olarak tanımlamasından rahatsız olan, eski PASOK'lu bakan Stavros Papathelimis'in başkanlığındaki, Panhelenist Makedon Birliği Partisi sözcüsü Stavros Vitalis, Yunanlı gazeteci hakkında dava açmış. Sırp Ordusu'nda albay olarak bulunan Vitalis'in "Radovan Karadzic ve Ratko Mladic komutasında savaşmak için Bosna'ya giden Yunanlı gönüllüler, Sırp ordusunun bir parçasıydı. Başta dönemin Başbakanı Andreas Papandreu olmak üzere bütün Yunanlı politikacıların desteği alındı" sözleri Bosna Savaşı ve Srebrenitsa katliamının, Avrupa'da Müslüman unsur bırakmak istemeyen, çok uluslu güçlerin top yekûn imha planından başka bir şey olmadığını göstermektedir.

Kaynakça

Pod Zastavom Un-a, Medunarodna zajednica zlocin u Srebrenici, Hasan Nuhanovic, BZK Preporod, Sarajevo, 2005

Srebrenicki İnferno, Dzemaludin Latic, Connectum Knjiga, Sarajevo, Temmuz 2006.

Tarihe Tanıklığım, Aliya İzzetbegoviç, Kalsik Yayınları, 2003.

Konuşmalar, Aliya İzzetbegoviç, Kalsik Yayınları, 2005.

Köle Olmayacağız, Aliya İzzetbegoviç, Fide Yayınları, 2007.

Bosna'nın Kısa Tarihi, Noel Malcolm, Om Yayınevi, İstanbul, Aralık 1999.

Bosna, Müslümanlara Son Uyarı, Reco Çauşeviç, Third World Relief Agency, İstanbul, 1994

Bir Savaşı Bitirmek, Richard Holbrooke, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Ekim 1999.

Parçalanan Yugoslavya, Bosna'da Etnik Savaş, Catherine Samary, Yazın Yayıncılık, İstanbul, Mayıs 1995.

Birleşmiş Milletler Kararlarında Eski Yugoslavya ve Bosna Hersek, Dayanışma Vakfı Yayını, İstanbul, 1996.

Yeni Dünya Düzeni'nin Av Sahası, Tanıl Bora, Birikim Yayınları, İstanbul, Mart 1994

Dağılan Yugoslavya Mozaiğinde Bosna, Necmettin Alkan, Beyan Yayınları, İstanbul, 1995

Balkanlar El Kitabı Cilt 2, Çağdaş Balkanlar, KaraM Vadi Yayınları, Ankara, Mart 2007.

Bosna-Hersek Barış Süreci, Osman Karatay, KaraM Araştırma ve Yayıncılık, Ankara, Kasım 2002

Tarihin İzinde Balkanlar ve ABD, Yusuf Küpeli, Öncü Kitap, Ankara, Nisan 2000. Bosna-Hersek ve Türkiye, Mediha Akarslan, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, Mart 1993. Geçmişten Günümüze Bosna-Hersek, Zekeriya Yıldız, Yeni Asya Yayınları, İstanbul, 1993.

Bosna-Hersek ve Postmodern Ortaçağa Giriş, M.Murat Taşar, Burhan Metin, Altay Ünaltay, Birleşik Yayıncılık, İstanbul, Şubat 1996.

Ba'de Harabi'l Bosna, Osman Karatay, İz Yayıncılık, İstanbl 1997.

Balkanlar, Çatışan Azınlıklar, Çatışan Devletler, Hugh Poulton, Sarmal Yayınevi, İstanbul, Nisan 1993.

Saraybosna Yazıları, Juan Goytısolo, Nisan Yayınları, Ekim 1996

  

Yorumlar