Duyuru

Başbakan Erdoğan’ın Srebrenitsa ziyareti

  /   3645   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Sırp Çetnikler, 11 Temmuz 1995 günü, on binlerce masum ve silahsız sivili sırf Kosova'nın intikamını almak adına katlettiler. Aradan geçen bunca yıla rağmen, ne toplu mezarların ne de şehitlerin sonu geliyor. Her yıl birkaç yeni toplu mezar bulunuyor. Teşhis edilebilen yüzlerce şehit yıllar sonra bir mezar sahibi olabiliyor. Bu yıl da, Srebrenitsa katliamının on beşinci yılını anmak ve DNA tespiti yapılarak teşhis edilen yeni şehitleri defnetmek üzere, yaklaşık 50 bin kişi, şehrin birkaç kilometre dışındaki Potoçari Şehitliği'nde toplandı.

20 Eylül 2003 günü, ABD'nin eski Başkanı Bill Clinton'un da katıldığı bir törenle açılan Potoçari Şehitliği'nde, 989 Boşnak şehit toprağa verilmişti. Geride kalan altı yılda, Potoçari'ye defnedilen şehit sayısı 3 bin 749'a yükseldi. Bu yıl toprağa verilen 775 cenazelerle, bugüne kadar, toplam 4 bin 524 kişinin cesedi teşhis edilerek, Potoçari şehitliğine defnedilmiş oldu. Defnedilen şehitlerden iki tanesi daha on dört yaşındaydılar. Ancak geride, önce bulunmayı ve teşhis edilmeyi, daha sonra defnedilerek baş uçlarında bir fatiha okunmasını bekleyen binlerce Boşnak şehit var.

Bu sene, Potoçari Şehitliği'nde düzenlenen törenlerde bir ilk yaşandı. Srebrenitsa'da yaşan ve Boşnaklarla birlikte saf tuttuğu için Sırplar tarafından, Hırvat Katolik Rudolf Hren'in cenazesi de Potoçari mezarlığında düzenlenen törene dâhil edildi. Hren'in cesedi son bulunan toplu mezarlardan bir tanesinde bulunmuştu. Ailesi, Hren için silah arkadaşlarıyla beraber tören yapılmasını istedi. Hren'in tabutu, Potoçari'de düzenlenen törenin ardından, ailesinin talebi üzerine, aile mezarlığına defnedildi.

Srebrenitsa katliamının on beşinci yılı münasebetiyle düzenlenen anma törenine Bosna-Hersek üçlü Devlet Başkanlığı Konseyi üyesi Haris Silajdzic, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadic, Hırvatistan Devlet Başkanı Ivo Josipovic ve Karadağ Devlet Başkanı Filip Vujanovic ile bazı ülkelerin dışişleri bakanları ve büyükelçileri ve NATO yetkilileri katıldılar. Diğer tüm konuşmacılar gibi Başbakan Erdoğan'ın, Potoçari Şehitliği'nde yaptığı konuşmayı da canlı olarak dinledim. Amerika, Fransa ve Belçika'nın ardından konuşan Başbakan Erdoğan'ın, Bosna-Hersek'te, bir cenazeye ve Srebrenica törenlerine ilk defa katıldığını anlamak hiç de zor değildi.

Başbakan'ın konuşmasının iki farklı tonu vardı. Birincisi danışmanları tarafından hazırlandığı anlaşılan, bol dini öğelerle süslenmiş, bir konuşmaydı. İkincisi ise, önündeki metine bağlı kalmaksızın doğaçlama konuştuğu bölümlerdi. Ancak Başbakan'ın her iki konuşma tonundaki ortak nokta, binlerce insanın medfun olduğu bir şehitlikte gerçekleştirilen cenaze töreninde değil, grup toplantısı ya da parti mitingindeymiş gibi sesini yükselterek konuşmasıydı. Kendisinden önce konuşanları biraz dinlemiş olsaydı, belki, böyle olmazdı. En azından, siyah renkli, güneş gözlükleriyle ve nutuk edasında konuşan tek lider olma kabalığına düşmezdi. Boşnakların nutka değil, somut desteğe ihtiyaçları var.

Başbakan Erdoğan'ın konuşması esnasında, defalarca, kendime "Acaba konuşma metnini Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadic ya da Avrupa Birliği mensubu bir ülkenin temsilcisi mi hazırladı" sorusunu sordum. Şimdi de şunları sormak istiyorum: Sayın Başbakan, bir önceki Bosna ziyaretinde olduğu gibi, Boşnaklara, Sırp ve Hırvatlarla birlikte yaşama tavsiyesinde bulundu. Başbakan'ın; savaş esnasında terk etmek zorunda kaldığı evine ve mülküne geri dönen 62 yaşındaki Fata Orlovic'in, evinin avlusuna inşa edilmiş Sırp Ortodoks Kilisesi ile karşılaştığından, kilisenin papazı Milan Milanovic ve oğlu tarafından 6 kere saldırıya uğradığından ve bu saldırılardan ikisinde ise hastanelik olduğundan haberiniz var mı? Ya da Srebrenitsa katliamı esnasında bu şehrin polis şefi olarak, BM askerlerinin gözü önünde ölüme gönderilecekleri seçen Mane Curic'in, savaş bittikten sonra yine bu şehirde güvenlik şefi olarak çalıştığını biliyor musunuz? Peki, Srebrenitsa başta olmak üzere, Sırp Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan, hemen her şehirde; Boşnak kadınların namusunu kirleten gözü dönmüşlerin, bugün hâlâ kamu hizmetinde çalışmaya devam ettiklerini biliyor musunuz? Onurlu Boşnak kadınlarının, her gün, bu vahşilerle yeniden göz göze gelme korkusuyla yaşadığından haberdar mısınız? Boris Tadic'i öven, Boşnaklara yeniden Sırp ve Hırvatlarla iç içe yaşamayı tavsiye eden sözlerinizi; Srebrenitsa katliamına bizzat tanıklık eden ve kendi ailesi de Sırplar tarafından katledilen Hasan Nuhanovic ve hâlâ kayıp yakınlarına ulaşabilecekleri umuduyla yaşayan Srebrenica Anneleri'nin [Zene Srebrenica] gözlerinin içine bakarak söyleyebilir misiniz?

Sayın Başbakan konuşması esnasında, her fırsatta "ölümünün bir gün öncesinde kendisini hastanede ziyaret etmiştim" diye övündüğü, Bosna-Hersek'in kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Aliya İzzetbegovic'in ismini bir kez bile anmadı. Buna karşılık, dört ya da beş kez, Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadic'in adını övgüyle andı. Başbakan'ın konuşmasını dinleyen Tadic, tüm memnuniyet ve tasdikiyle, başını sallıyordu.  Başbakan'ın övgüyle bahsettiği, Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadic ise, ne yapılan soykırımlar için özür diledi, ne de Sırp Çetniklerin kanlı şarlatanlığına soykırım diyebildi. "Srebrenica'da yapılanlar, Boşnak halkı ve eski Yugoslavya topraklarında yaşayan herkes için büyük bir trajedi, bu olay unutulamayacak" demekten öteye geçmedi. Keşke, Başbakan Erdoğan, iki evladını kaybeden bir Boşnak kadının Sırp Cumhurbaşkanı'nın elini sıkmasını emsal gösterip, takdir ve tebrik ederken, Boris Tadic'e de; "Sayın Cumhurbaşkanı, Ratko Mladic nerede? Neden on beş yıldır bu katili bulamıyorsunuz" sorularını sorsaydı.

Aradan geçen on beş yıla rağmen, Sırpların, Srebrenitsa'da gerçekleştirdikleri katliamdan zerre kadar utanç duymadıklarını gibi bununla övündüklerini gösteren bir olay ise, katliamında yıldönümünden bir gün önce yaşandı. Kuruluşunun yirminci yıldönümü münasebetiyle, 10 Temmuz akşamı bir tören düzenleyen Sırp Demokratik Partisi-SDS; Lahey'deki özel mahkemede yargılanmakta olan Bosnalı Sırpların siyasi lideri Radovan Karadzic ile savaş sırasında Bosnalı Sırpların parlamentosunun başkanlığını yapan ve savaş suçu işlemekten 20 yıl hapis cezasına çarptırılan Momcilo Krajisnik'i nişanla ödüllendirdi. Nişanlar, Karadzic'in eşi Ljiljana Zelen-Karadzic ve Krajisnik'in kardeşi Mirko Krajisnik'e verildi.

Başbakan konuşmasının sonunda Bosna direnişinin sembolü olan "Ben senin evladınım" [Ja sin sam tvoj] isimli marşın Türkçe tercümesinden birkaç mısra okudu. Ardından marşın Boşnakçasından bir mısra okumayı denedi. Boşnaklar, henüz parlamentolarında milli marşlarını onaylamadıkları için, uluslararası etkinliklerde milli marş söyleme gereği duyulan etkinliklerde bu marşı söylemişlerdi. Bu sebeple bu marş çoğu zaman Boşnak milli marşı zannedilir. Başbakan'ın hakkını da vermek lazım, bir önceki Bosna ziyaretine göre daha hazırlıklıydı. Ama yinede "one minute" ve "two days" kadar olamadı. Aslına bakarsanız, biz İstanbul'dan ne söylesek söyleyelim, hepsi, havada kalacaktır. Başbakan Erdoğan'ın, bir önceki Bosna ziyareti ve Srebrenitsa Şehitliği'ndeki konuşmalarına Boşnakların cevabı, Saraybosna savunmasına kalemiyle destek veren, Çağdaş Bosna-Hersek şiirinin sıra dışı şairi Abdullah Sidran'ın "Srebrenica" isimli şiiridir: "Siz diyorsunuz ki; / 'Geleceğe bakın!' / Oysa biz, / Hiçbir şeye benzemeyen geleceği, göremiyoruz. / Hatta geleceğin, hiçbir şeye benzemeyen gözleriyle bize baktığını göremiyoruz. / Geleceğin bizi görmesini, bizi düşünmesini bekleyemiyoruz."

Son olarak Sayın Erdoğan'a hatırlatmak isteriz ki, tarih en iyi yol haritasıdır. Tarihin bize gösterdiği ise, kendisinin de ifade ettiği gibi, Saraybosna, İstanbul'un kardeşidir. Ancak, Belgrat hiçbir zaman Ankara'nın dostu ve Zagreb hiçbir zaman İzmir'in akrabası olamaz. Ankara'nın dostu Zenica ve İzmir'in akrabası Mostar'dır.

MİLLİ GAZETE 

  

Yorumlar