Duyuru

Bir kez daha kaybettiler

  /   3317   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Yugoslavya'nın dağılma sürecine girdiği yıllar, Kosova için, kanlı bir dönemin başlangıcı anlamına geliyordu. 28 Haziran 1989 tarihinde, Kosova Savaşı'nın altı yüzüncü yılı anma töreninde, Gazimestan Ovası'nda bir milyon kişiye hitap eden Slobodan Milosevic, "Kosova'nın Sırp olduğunu" ve asla Kosova'dan vazgeçmeyeceklerini beyan etmişti. Bu konuşmadan sadece bir yıl sonra, Kosova'ya Tito zamanında verilmiş olan muhtariyet feshedildi. Milosevic, "Büyük Sırbistan" hayalini gerçekleştirmek üzere, Sırp hâkimiyetindeki Yugoslav Ordusu JNA'yı diğer federe devletlerin üzerine saldı. Böylece, Kosovalı Arnavutlar ile Sırplar arasında çatışmalar başlamış oldu.

Yugoslavya içerisinde yeni bir cumhuriyet kurmak isteyen Kosovalı Arnavutlar, Kosova Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Rugova'nın kurduğu Kosova Demokratik Birliği-LDK etrafında siyasal mücadeleye başladılar. Ardından 2 Temmuz 1990 tarihinde Kosova bağımsızlığını ilan etti. Ne var ki, Kosova'nın bu bağımsızlık ilanını, sadece Arnavutluk tanıdı. Sırbistan, başlangıçta, Kosova'nın bağımsızlık ilanına tepki vermedi. Bunun en önemli sebebi ise, Sırbistan'ın bütün dikkatini Bosna'daki savaşa yöneltmiş olmasıydı. Nitekim Dayton Anlaşması'nın imzalanması ile Kosova'da da çatışmalar başladı. Sırp birlikleri Kosova'daki Arnavut nüfusa karşı tedhiş hareketlerine girişti ve Bosna'dakine benzer katliamlar gerçekleştirmeye başladılar.

Kosova'daki Sırp şiddeti, kendisine karşı mücadeleyi sürdüren, Kosova Kurtuluş Ordusu-UÇK'nın kurulmasına sebep oldu. UÇK, Kosova'nın bağımsızlığına giden yolda önemli kilometre taşlarından birini oluşturdu. Ancak, Sırbistan'ın ağır silahlarla giriştiği katliamlar, uluslararası toplumun ilgisini bölge üzerine yöneltti. Sırpların, 1998 yılının sonlarına doğru imzalanan ateşkes anlaşmasına uymaması, bir yıl sonraki NATO müdahalesine gerekçe oldu. NATO'nun Sırp mevzilerini ve başkent Belgrad'ı bombalaması üzerine, Miloseviç, uluslararası bir askeri gücün Kosova'ya yerleştirilmesini ve Sırp askerlerinin geri çekilmesine razı oldu. 1995-1999 arasında süren çatışmalarla ilgili olarak, halen, dokuz Sırp lider ve komutan Eski Yugoslavya İçin Savaş Suçları Mahkemesi-ICTY tarafından yargılanıyor.

Bağımsızlık ilanı

BM Güvenlik Konseyi 10 Haziran 1999 tarihinde aldığı kararla Kosova'da geçici bir yönetim kurdu. NATO, KFOR adıyla, bölgeye "barış gücü" gönderdi. Ardından, Kosova parlamentosu kuruldu, başkanlık ve başbakanlık makamları ihdas edildi. 2001 yılında gelindiğinde ülkedeki ilk serbest genel seçimler gerçekleştirildi. 2004 yılında, Sırplar ve Arnavutlar arasında, Kosova Savaşı'nın ardından ilk ciddi çatışmalar meydana geldi. Çatışmalar, özellikle Sırpların yoğun olarak yaşadığı kuzeydeki Mitrovica kentinde yoğunlaştı. 2006 yılında ise, BM Güvenlik Konseyi kararı doğrultusunda, Kosova'nın nihai statüsünün belirlenmesi için uluslararası müzakereler başlatıldı.

Birleşmiş Milletler eski Kosova Özel Temsilcisi Martti Ahtisaari gözetiminde yürütülen görüşmelerde her iki taraf da konunun özüne gelmeden teknik meseleleri tartışmakla yetindiler. Ahtisaari, görüşmelerle ilgili olarak hazırladığı resmi raporda Kosova'nın gözetim altında bağımsızlık kazanması gerektiğini vurguladı. Rapor, Güvenlik Konseyi'nde dört kez değiştirilmesine rağmen Rusya'nın vetosuna takıldı. Daha sonra Avrupa Birliği, ABD ve Rusya'nın bir çözüme ulaşmak için de gösterdiği çabalar da bir sonuç vermedi. 2008 yılına kadar BM idaresinde kalan Kosova, Ahtisaari'nin tavsiyesi, ABD, İngiltere ve Fransa, Kosova'nın tek yanlı bağımsızlık ilanını tanıyacakları yönünde işaretler vermesiyle birlikte, 17 Şubat 2008 günü, tek yanlı olarak bağımsızlığını ilan etti.

Kosova'nın tek yanlı bağımsızlık kararını, ABD, birçok AB ülkesi ve Türkiye'nin aralarında bulunduğu; Birleşmiş Milletler üyesi 192 ülkenin 63'ü ve AB üyesi 27 ülkenin 22'si tanıdı. Bugün itibariyle Kosova'nın bağımsızlığını tanıyan ülke sayısı 69'a ulaşmış bulunuyor. Sırbistan ise, daha fazla sayıda ülkenin bağımsızlık kararını tanımasını engellemek için yoğun çaba harcıyor. Bu çabalar doğrultusunda, tek yanlı bağımsızlık ilanının kendi egemenliğinin ihlali olduğunu savunan Sırbistan ile birlikte, Rusya, Çin, İspanya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi gibi ülkeler bağımsızlık ilanını kabul etmedi. Rusya'nın üyesi olduğu BM Güvenlik Konseyi de, Kosova'nın bağımsızlık kararını tanınmadı

Ülke nüfusunun yüzde 10'luk bölümünü oluşturan ve daha çok Kosova'nın kuzeyinde bir kaç belediye içinde yaşayan Sırplar da, Kosova'nın bağımsızlığını kabul etmiyorlar. Kosovalı Sırplar, Sırbistan ile aralarındaki sıkı bağlantıyı muhafaza ediyorlar. Kosova'nın kuzeyinde, Sırbistan'dan gelen yönlendirmeler doğrultusunda, ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemek için sürekli huzursuzluk çıkarıyorlar.

Uluslararası Adalet Divanı

Kosova'nın bağımsızlık ilanını asla tanımayacağını açıklayan Sırbistan, Ekim 2008'de, Kosova'nın bağımsızlık kararıyla ilgili olarak Uluslararası Adalet Divanı'nda tavsiye kararı alınması yönündeki talebiyle BM Genel Kurulu'na yasa tasarısı sundu. BM Genel Kurulu'nda görüşülen tasarı, altı "hayır" oyuna karşı, 77 evet oyuyla kabul edildi. Oylamada 77 ülke ise çekimser oy kullandı. Türkiye'nin katılmadığı oylamada; ABD, Arnavutluk ve Pasifik'teki küçük ada ülkeleri Marşal Adaları, Mikronezya, Nauru ve Palau hayır oyu kullanırken, AB üyesi ülkelerin çoğu çekimser oy kullandı. Kıbrıs Rum kesimi, Romanya, Yunanistan ve İspanya ise Sırbistan'a doğrudan destek vererek evet yönünde oy kullandı.

Bu oylama neticesinde Sırbistan, BM Genel Kurulu'nda çoğunluğun desteğini arkasına alarak, konuyu Uluslararası Adalet Divanı gündemine taşımayı başardı. Ardından Uluslararası Adalet Divanı, çiçeği burnunda Kosova Cumhuriyeti'nin meşruiyeti ile ilgili dava sürecini başlattı. Uluslararası Adalet Divanı'nda görüşülen "Kosova'nın bağımsızlık ilanı" davasına, bu ülkenin bağımsızlığını tanıyan sekiz ülkenin [ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya, Ürdün, Sierra Leone ve Yeni Zelanda] yanı sıra, bağımsızlığını tanımayan yedi ülkeden [Rusya, Çin, Slovakya, Meksika, Fas, Brezilya ve Somali] gelen on beş yargıçtan oluşan bir komisyon tarafından görüşüldü.

Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nda, 1 Aralık 2009 günü, öncelikle Kosova ve Sırbistan heyetleri söz aldı. Kosova ve Sırbistan'dan heyetleri Uluslararası Adalet Divanı'na çıkarak, Kosova'nın bağımsızlık ilanının yasallığıyla ilgili, lehte ve aleyhteki tezlerini sundular. Kosova heyetine Dışişleri Bakanı İskender Hüseyni ve Sırp heyetine Dışişleri Bakanı Vuk Jeremic başkanlık etti. Saatlerce süren sunum sırasında Jeremic, "Kosova Sırp tarihi ve devletinin beşiğini ve kimliğinin ana temellerinden birini temsil etmektedir" dedi. Sırbistan heyetindeki bir diğer isim olan Paris Büyükelçisi Dusan Batakovic ise, "Sırbistan'ın tarihi beşiği" olarak nitelendirdiği, Kosova'nın bağımsızlık ilanını "Sırbistan'ın egemenliğine karşı koyma ve Kosova'da BM desteğinde geçici yönetimin kurulmasını sağlayan BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal" olarak değerlendirdi.

Sırbistan'ın ardından ülkesinin tutumunu sunan Kosova Dışişleri Bakanı İskender Hüseyni ise, mahkemede yaptığı konuşmada, "Kosova'nın bağımsızlığı geri çevrilemez ve bu böyle kalacaktır. Sadece Kosova adına değil, aynı zamanda, sürdürülebilir bölgesel barışı ve güvenliği adına da" dedi. Kosova'nın bir anayasa ve seçimlerle bağımsız bir cumhuriyet olarak işlediğini söyleyen Hüseyni, geçen kasım ayında gerçekleştirilen yerel seçimlerin ülkesi için "önemli bir sınav" olduğunu ve mahkemenin bunu bir ilerleme ölçütü olarak dikkate almasını beklediğini belirtti.

1-11 Aralık 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilen diğer on duruşmada ise, Rusya, Çin ve ABD'nin de aralarında olduğu toplam 29 ülke savlarını ve görüşlerini ilettiler. Kosova ve Sırbistan heyetlerine üçer saat süre verilirken, diğer ülkelere kırk beşer dakika zaman tanındı. Aralarında Arnavutluk, Hırvatistan, Fransa, Almanya, İngiltere ve ABD'nin de bulunduğu 15 ülke Kosova'nın bağımsızlık kararını destekledi. Sırbistan ise aralarında Çin, Rusya, Kıbrıs ve İspanya'nın da bulunduğu 14 ülkenin desteğini aldı.

Tarafların açıklamaları

Uluslararası Adalet Divanı'ndaki duruşmaların bitiminden sonra birer açıklama yapan Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu ve Başbakan Hashim Thaci kararın açıklanmasıyla birlikte, Kosova'nın haklı ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde bağımsızlığı ilan ettiği ortaya çıkacaktır görüşünü belirttiler. Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu açıklamasında Divan'daki duruşmaları dikkatle izlediğini ve Kosova'nın bağımsızlığını destekleyen ülkelerin sunumlarının kanıt dolu olduğunu gördüğünü belirtti. Sejdiu bu kanıtlar Kosova'nın ne kadar doğru bir realite olduğunu göstermiştir" demişti.

Kosova Başbakan Hashim Thaci ise Kosova'yı destekleyen ülkelere teşekkür ederek başladığı konuşmasında; "Divan'ın Kosova vatandaşlarının iradesi doğrultusunda ilan edilen bağımsız Kosova'yı henüz tanımamış olan ülkelerin düşüncelerin netleşmesine yardımcı olacaktır" demişti. Kosova Cumhurbaşkanı Fatmir Sejdiu ve Başbakan Hashim Thaci'nin, haklı olmanın ve bu haklılığa uluslararası platformda aldıkları desteğin verdiği güvenle, yaptığı açıklamalar mahkemenin olumsuz karar verme ihtimalinin çok zayıf olduğunun açık göstergesiydi.

Uluslararası Adalet Divanı'nın, Kosova'nın bağımsızlığına kabul etmeyen bir karar vermesinin çok zayıf bir ihtimal olduğunun farkında olan sadece Sejdiu ve Thaci değildi. Sırbistan yönetimi de, Kosova Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın söylediklerini destekler yönde açıklamalar yapıyor. Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadic, "Mesele, Kosova'nın Sırbistan ile yeniden birleştirilmesi değil. Kosova'nın bağımsızlığı da değil. Amaç beyaz bir sayfa açıp bir uzlaşma formülü bulmak için iyi niyetle görüşmelere başlamak" demişti.

Her ne kadar Tadic, mahkeme kararının iki ülke arasında yeni müzakere süreçlerinin başlamasına sebep olacağını umut ettiyse de, Kosova yönetiminin bu konuda konuşulacak bir şey olmadığına deklare etmesi ve en önemlisi, Uluslararası Adalet Divanı'nın, 22 Temmuz 2010 günü öğleden sonra açıkladığı karar bu umutları boşa çıkardı.

Uluslararası hukuku          ihlal etmiyor

Uluslararası Adalet Divanı Başkanı Hisaşi Owada'nın, "Mahkeme, genel uluslar arası hukukun bağımsızlık ilanlarıyla ilgili geçerli bir yasak içermediğini düşünüyor. Buna göre mahkeme, 17 Şubat 2008'deki bağımsızlık ilanının genel uluslararası hukuku ihlal etmediği sonucuna varmaktadır" sözleri, Priştine sokaklarını bayram yerine çevirirken, Belgrad yönetimi üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Aslına bakılırsa, Sırp saldırganlığının savaşa dönüştüğü 1999 yılından, Kosova'nın bağımsızlık sürecine; Kosova'nın bağımsızlığını ilan ettiği günden, bugüne kadar yaşanan gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, tarihin çarkları geriye döndürülemeyeceğine göre; Uluslararası Adalet Divanı'ndan, Kosova aleyhinde bir karar çıkması ihtimali çok zayıf görünüyordu.

Uluslararası Adalet Divanı'nın, bir anlamda Kosova'nın bağımsızlığını onayan, bu kararı hukuki anlamda bağlayıcı değil. Çünkü Uluslararası Adalet Divanı tarafından alınan kararlar, sadece danışma niteliği taşıyor. Ancak, Birleşmiş Milletler'in ana yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı gibi büyük bir otorite tarafından 4'e karşı 10 lehte oyla alınan, bu kararın göz ardı edilmesi mümkün değil. Mahkemenin olumlu bir karara varmasının ardından, muhtemelen, yeni bir Kosova'yı tanınma dalgası ve uluslararası kuruluşlara kabulü gerçekleşecektir. Bu durumun fazlasıyla farkında olan Sırp Hükümeti, Uluslararası Adalet Divanı'nın, Kosova kararını analiz etmek amacıyla 23 Temmuz 2010 tarihinde olağanüstü bir toplantı düzenledi. Ardından,  26 Temmuz günü olağanüstü toplanan Sırbistan Parlamentosu, "Ulusal Meclis, barış müzakereler yoluyla Kosova için Sırbistan Anayasasına uygun şekilde kalıcı, sürdürülebilir ve her iki tarafça da kabul edilebilir bir çözüme ulaşılmasını gerekli görmektedir" ifadesinin yer aldığı bir kararı kabul etti. Sırp Parlamentosu'nda alınan karar, bir yandan hükümetin Sırbistan'ın Kosova'yı asla tanımayacağını vurgularken, öte yandan Belgrad ile Priştine arasında yeni görüşmeler yapılması yönünde bir çağrıda içeriyor.

Sırpların yeni girişimleri

Sırbistan, her ne kadar Kosova'ya görüşme çağrısı yapsa da, bu ülkenin önünü kesmek için yeni girişimler yapmaktan geri de kalmıyor. Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadic, Uluslararası Adalet Divanı'nın Kosova'nın bağımsızlığının uluslararası yasalara aykırı olmadığı yönündeki kararının ardından, Kosova'yı tanımamaları için elli beş ülkeye mektup göndermeye hazırlanıyor. Sırbistan, komşularından Makedonya, Bosna-Hersek ve Hırvatistan'ı kendilerini desteklemeleri yönünde sürekli olarak uyarıyor. Ayrıca Sırbistan, Eylül ayında BM Güvenlik Kurulu'na, Kosova ile ilgili müzakerelerin yenilenmesini isteyen bir önerge sunmayı da planlıyor.

Belgrad yönetiminin bu husustaki en önemli destekçileri, Rusya, Çin, İspanya, Romanya, Kıbrıs Rum Kesimi, Yunanistan ve Slovenya. Kosova'nın en büyük destekçileri arasında ise, ABD, Fransa, İngiltere, Almanya ve Türkiye yer alıyor.

Kosova'nın tanınması meselesinde bahsedilmesi gereken bir diğer husus ise, İslam ülkelerinin yaklaşımıdır. Kosova'nın bağımsızlığını tanıma konusunda uzlaşamayan İslam ülkeleri ikiye bölünmüş durumda. Mısır, Endonezya, Azarbeycan ve Cezayir gibi ülkeler Kosova'yı henüz tanımadı. Bu ülkelerden Azerbaycan, Karabağ'daki Ermeni işgali ve Ermeniler tarafından yapılan sözde referandumu gösteriyor. Mısır ise Sırbistan ve Rusya ilişkilerinden dolayı Kosova'yı tanımaya yanaşmıyor. Hatta Mısır, Kosova'nın, Kasım 2008'de Kahire'de gerçekleştirilen İslam Konferansı Örgütü'nün "kadınlar" konusundaki bakanlar toplantısına siyasi gerekçelerle katılmasını engellemişti. KKTC'nin de, bugüne kadar, Kosova'nın bağımsızlığını tanıma gibi bir niyet ve eylemi bulunmuyor. İslam ve Arap ülkelerinin bu tavrı üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken üzüntü verici bir durumdur.

Mitrovica ve Bosnalı Sırplar

Uluslararası Adalet Divanı'nın Kosova kararı, ülkenin kuzeyinde yaşayan Sırpları yeniden harekete geçirdi. Kosova'nın kuzeyindeki Mitrovica bölgesinde yaşayan Sırplar, tek taraflı olarak Sırbistan'a bağlanma cümleleri kuruyorlar. Ancak böyle bir durumda Güney Sırbistan'da yaşayan Arnavutların da, Kosova'ya bağlanma kararı almaları kuvvetle muhtemel.

Uluslararası Adalet Divanı'nın Kosova lehine aldığı bağımsızlık kararı Bosnalı Sırpları da tetikledi. Bosna Sırp Özerk Bölgesi'nin Başbakanı Milorad Dodik "Bosna Sırp Cumhuriyeti'nin de uluslararası hukuka aykırı olmadığını ve her an bağımsızlıklarını ilan edebileceklerini " iddia etti. Bosnalı Sırp Başbakan Dodik, Uluslararası Adalet Divanı'nın Kosova lehine vermiş olduğu kararın Bosna Sırp Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilan etmek için olumlu bir gelişme olduğunu ve Bosna-Hersek'in bir parçası olmak istemediklerini de ileri sürdü. Ancak bu sözlerin, Dodik'in daha önceki tehditkâr ama eyleme dönüşme ihtimali bulunmayan boş sözlerinden hiçbir farkı yok.

Kosova'nın bağımsızlığı meselesinde gelinen nokta, bu meseleyi uluslararası mahkeme kapılarına taşımanın, Sırbistan açısından olumsuz sonuçlar doğuran hatalı bir hamle olduğunu açıkça göstermektedir. AB yolunda ilerleyen Belgrat yönetimi, Uluslararası Adalet Divanı'na yaptığı başvurunun aleyhinde neticelenmesi ile büyük bir yükü omuzlamış oldu.

Sırplar, artık bir hakikati kabul etmek zorundalar: Bağımsızlık uluslararası mahkeme kapılarında değil, millet nazarında kazanılır. Kosova'nın bağımsızlığı gerek Kosova halkı ve gerek uluslararası toplum nazarında ekseriyetle kabul görmüşken, Sırbistan yönetiminin yapması gereken bu karara saygı duymak ve Kosova'nın bağımsızlığını tanımaktır. Aksi yöndeki gayretlerin, nafile bir çırpınıştan başka, hiçbir anlamı kalmayacak.

  

Yorumlar