Duyuru

İrfan Ocağımız "Tefeyyüz" (1884)

  /   6632   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

   

Her şey bir köşe yazımla başladı.
 
Zaman-Makedonya Gazetesinde yayınlanan yazım, belge ve hatıralara dayanan bilgilerle okulun evveliyatını verirken onu 1884 yılında daha bugünkü okul binasının yerine bitişik olan iki katlı bir yapıda eğitime hizmete açıldığını ortaya koyuyordu.

Sonra ikinci yazım belirdi: ‘Bir markadır Tefeyyüz’. Başlık buydu. 
             
İzninizle buraya önceki yazımla beraber başka düşünce ve iletilerden oluşan ve bir yeni yazı olan biçimi yerleştireyim: “Tefeyyüz, babam, ben, eşim ve çocuklarımın okuludur desem şaşmayın… Oradan mezun olduk. Babamın okuduğunda dört yıllık ilkokulmuş. Ben, bugünkü MRTV binası yakınlarında bulunan Tefeyyüz Sekiz Yıllık İlkokulu’ndan 1962/63’ de mezun oldum. Eşim de aynı okulu benden bir yıl sonra bitirdi. Kızlarım Üsküp depremi ardından, ve Hafız İrfan mahallesinde prefabrik bina olan  Tefeyyüz’de okuyup, oğlum gibi bugünkü Tefeyyüz’de yetiştiler. Tefeyyüz bundandır Üsküplü her Türk ailesine, bilgi ocağı olarak bilinmektedir. 

Tefeyyüz 2009  yılına kadar okul gününü 26 Aralık’ta kutlamaktaydı. Okulun 1944’te açıldığını düşünürlerdi. Oysa okullarının 60. yılı dolayısıyla hazırladıkları tanıtım dergisinde 1884 yılı kuruluş yılı olarak anılır. Daha önceki dergi Recep Murat-Bugariç müdürlüğü döneminde yayımlanan dergide de bu yıl anılmaktadır. Üsküpte çıkan Köprü dergisinin 2006 yılının Ocak-Şubat aylarında yayımlanan  sayısında, Fahri Kaya’nın belirttiği gibi, bu tarihi 1935 yılında yine Üsküp'te Sırpça yayımlanan ‘Skopski Glasnik’te de görmek mümkündür. Şimdi 'O yazıyı  ben Fahri Kaya’ya verdim' diyenler çıkabilir. Ama yüreklilik , o gerçeği açıkça söylemektedir! Bildiklerimiz gerçekleri  gizlemek, çok yanlış şeydir!

1884’te Tefeyyüz neredeydi?  Onun yeri şimdiki binanın sağ tarafındaydı. Bina tam olarak, binanın az ilerisinde, şimdi boş arsa olarak gözüken ve okul avlusundadaydı. Binayı ben de hatırlıyorum. Bina, Sırpların gelişinden birkaç yıl sonra polis karakoluna çevrilir. Ben binayı gözlerim önünde görüyorum. Ancak, o zaman milis karakoluydu.

1884’te hayrat olarak yapılan bina, Üsküplülere Tefeyyüz adında Türkçe eğitim vermeye başlıyor. Karakola dönüşmesiyle, Yahya Paşa yanındaki okul binasında, o adı taşıyarak öğretime devam ediyor. İlk başlangıçta Türkçe eğitim veren bu okul, Sırp-Hırvat-Sloven Kırallığı'nda ilk olarak Türkçe, resmi siyasetin Sırpçayı öne almasıyla sonraları Yugoslavya Krallığı zamanında sabah Sırpça, öğlenden sonra Türkçe eğitim veriyormuş. Üstelik aynı öğrencilere. Bunu babamdan duydum.

Bu sözler Türkçe eğitimin evveliyatını anlatıyor.

Babamı banda kaydedemedim. Hüda Hümmaşah ile 1971 yılında, radyo için daha uzun bir röportaj yaptım. O, röportajın bir yerinde Tefeyyüz’de okuduğunu belirtiyor. Zaman olarak 1920 yılını, yer olarak Yahya Paşa Camii’nin bitişiğinde bulunan ve 26 Temmuz 1963 yılında depremden yıkılan binayı dile getiriyor.

Tarihte okulun adının değişme yaşadığı doğrudur. Halk, onu hep Tefeyyüz olarak andı. Mesela Yahya Paşa Camisi yanındaki Tefeyyüz binası önce Tefeyyüz, sonra Osman Cikiç, Vuk Karaciç, 2. Dünya savaşında Bulgarca eğitim veren bir Bulgar’ın adıyla anıldı, 2. Dünya savaşından hemen sonra Yeni Hayat (bende belge olarak 1. sınıf karnem var) ve 1954 yılının Şubat ayında Makedonya’da süren Sırp yanlısı siyasetten, tekrar Vuk Karaciç oldu. Vuk Karaciç’in Makedonya eğitimiyle ne alakası var! Türkçe eğitimle gene hiçten yoktur!

Zira, Makedon’larda gelenek olarak gösterilenlerin gerçekle alakası sadece rivayetlere dayanır! Dahası Makedonya resmiyetini 2. Dünya savaşından sonra kazandı. Kilisedeki vaazlar Sırpça, Yunanca ya da  Ulah dilinde yapılırken, bizde camilerdeki vaazlar Türkçeydi! İşin ilginç tarafı, Üsküp’te Türkçe okutulurken, Makedonca eğitim veren okul yoktur! Sırplar bu hakkı onlara tanımazlar. 1884 yılı, Tefeyyüz’de eğitimin başladığı kesindir. Binanın bitmesi Ekim ayının ortasında bir yerde olmuş… Buna göre, orta 15 Ekim alınırsa, okul günü 15 Ekimdir. Bu orta konusu 10-20 Ekimde herhangi bir gün de olabilir. Sene ise kesin 1884’tür! Buradan giderek bizim için anılan tarih gelenektir. Tefeyyüz’ün zamana göre marşı da olmuştur. Bakarsınız onu da buluruz!”

Bugüne gelip hemen sorayım:

Biz Tefeyyüz’lüler, şimdiki marşımızı biliyor muyuz? Bilmeliyiz. Dahası ufacık bir metin… Hoş bir melodi… Besteciler vardır, metni alır, metne göre müzik oluşturur. Benim düşünceme göre, başarılı bir beste ortaya çıkar. Başka bir durum vardır. Beste yapılır. Metin yazarına verilir. Metin yazılır. Beste genelde tutmaz. Ancak besteci ve metin yazarı kuvvetliyse istenilen yakalanır.

Besteye baktığımda Tefeyyüz marşının eski biçimi…

Metne baktığımda yeni biçimidir.

Durum gereği, eski metin eski zamana ait. Yeni metinse bu zamana… Ondan, eski metinde durmaya gerek yok artık. Her iki metnin yazarı şairimiz İlhami Emin. Dilerseniz metnin yenisini aktarayım. Zaten aktarılması gerekir. Aktarmazsam eski Tefeyyüz’lüler nasıl öğrenecekler? Marşın metni şöyle:

            Tefeyyüz Marşı

 Balkanlara ad veren olduk
 Yurdumuz gururumuz
 Bilgi peşinde yürürüz
 Yarınlarımız aydınlık
                 Nakarat:
 Yaşasın Tefeyyüz bilgi ocağımız
 Türküm, özüm özgürlük
 
Şimdi gene marşın metnine geleyim:

1. mısra bizi anlatıyor.
2. mısra bana göre uyuşmuyor. Yurdumuz Makedonya Balkanlara ad veren değildir.
Balkanlara ad veren Kuman ve Peçeneklerdir. Söz tamamen Türkçedir.

3. mısra doğru.
 
4. mısra biraz eskiyi hatırlatır gibi. Ama önceki mısraya uymuş.
 
Nakarat için diyeceğim yok. İstenen yakalanmış.

Müzik Kiril Makedonski ile okulun müzik dersi öğretmeni Cengiz İbrahim’e ait… İlki tanıdık besteci… İkincisi değerli bir bestecidir. Burada notaları gösterme imkânım yok. Bunun için de anlatmam yanlış olur… Ama şunu söyleyebilirim. Kolay hatırlanabilecek bir beste… Marşların zaten kolay hatırlanması gereken bestelerden oluşmaları şarttır! Metne baktığımızda kısa bir metin. Çabuk ezberlenir. İlk mısra şairimizin Türklüğe hitabı… İkinci mısra Makedonya’ya… Başka türlü de algılanabilinir… Fark etmez. Anayasa bizi Türk milletinin bir parçası olarak kabul ediyor.

Eskiden Tomurcuk dergisinin ihtiyacını çocuk türküleri bestelemekle karşılardım. Derginin son sayfasında besteler, bana ya da Ramadan Şükri’ye aitti. O zamanlarda, şimdiki gibi Türkiye sözünü açıktan vurgularsanız milliyetçi damgası yer, hüküm giyerdiniz. Benim bir bestem yayınlandı. Metin yazarı da bendim. Metinin ilginç mısraları şu:
 
 Ekim ayı güz ayı
 Biz severiz o ayı
 Bayramların bayramı
 O aydadır çocuklar…
 

Çocuk bahçelerinde söylenirdi bu çocuk türküsü. Kızlarımla oğlumun öğretmenleri Fadime Nurettin, bu türküyü öğretmeden bırakmazdı. Bir seferinde buluştuk. Gülerek sordu: ‘Metinde neyi kastettin söyleyebilir misin?’ Benim cevabım kısaydı: ‘Senin düşündüğünü!’ Gülerek ayrıldık. Bu yazımın ardından Neval Konuk’tan gelen bir hatırlatma, konumu zenginletme bakımından yardımcı oldu.
Akademisyen N. Konuk, benim bahsettiğim yazımdan sonra şöyle bir bilgiyle çıktı:

‘Bu marş bana 1 Eylül 1897’de Üsküp’te açılan Sanayi Mektebi’nin marşını hatırlattı.

Balkan Savaşı’ndan önce, Üsküp Orta öğretmen Okulu’nda Türk Dili ve Edebiyatı hocası bulunan Mustafa Şekip Tunç bu sanayi mektebinin marşını yazmış ve okulun müzik öğretmeni olan Ali Fevzi ise, bu marşı bestelemiştir. Marşın metni, Yeni Mektep dergisinde yayımlanmıştır. O günlerden günümüze gelen, kararlı ve kendinden emin duygularla yazılmış marşın sözleri şu şekildedir:
 
        
Sanayi Marşı
 
Biz mektepli sanatkârız, çalışırız, yaşarız;
Hiç kimseden pervamız yok, müstakiliz, paşayız.
Ter dökeriz, iş yaparız, işte bizim şanımız.
Sanat için hor görülsek hiç değişmez kanımız.
 
Seherlerde uyanırız tezgâhlara koşarız;
Başka yerde gözümüz yok biz burada coşarız.
Alnımızdan hep ter akar, gördünüz mü bir leke!
Bu meslektir götürecek hepimizi dirliğe.
 
Haydi, artık arkadaşlar ah edelim birliğe:
Aziz vatan, sonra sanat değişilmez bir mülke!
Seherlerde uyanırız tezgâhlara koşarız;
Başka yerde gözümüz yok, biz burada coşarız.’
 
Müzik hakkında bir şey diyemem. Keşke müziğini de görebilseydim. Metne gelince daha büyüklere hitap eden bir metindir. Hece vezni vardır. Müzikten önce şiir olarak yazılmış. Sonra beste gelmiş. Metinde bir zorlama sezilmiyor. Akıntı var. Eğiticidir. Metne bakıldığında, uzunca bir metindir. Ölçüyle yazılmış olması, kolay hatırlamayı sağlıyor. Gelen metin bize başka bir konuyu açıklıyor. Türkçe eğitim şimdiye kadar denildiği gibi 1944’te başlamıyor. Tefeyyüz’le ilgili kanıtlarım daha da kuvvetleniyor!
Balkanlarda Türkçe eğitim ne zaman başladı öyleyse?
Türklerde Türkçe eğitimi, Orhun abidelerinde görünen çivi yazıya kadar uzatabiliriz. Siz, ta oralara gitmeyelim derseniz, o da olur. Türkçe eğitim bu topraklarda Osmanlıyla başladı derseniz bir yandan doğrudur. Bir yandan da değildir. Buralarda Türkçe eğitim Osmanlı’nın gelişinden önce de vardır. Osmanlı gelmezden önce, fethetmeye düşündüğü yerlerde, genellikle önemli yol ağızlarında tekkeler kurarlarmış. İslam dinini tanıtanları gönderirmiş. O yerlerde, önce insanların gönüllerini fethedermişler! O zamanlarda bu tekkeler birer kültür ve eğitim merkezidir. Milletleri bir yandan İslam’la tanıştırır, bir yandan da gereken eğitimi verirmiş! O zamanın okullarıdır bu dergâhlar.
21 Aralık Makedonya Türklerinin Eğitim Günü, işte o zamana kadar uzar! Makedonya Türklerinin milli günleri ilan edilen 21 Aralıksa, tarih olarak rastlantı alınmış bir tarihtir. İlle de bir yere bağlanmaktan başka bir şey değildir. O güne bağlı hiçbir olay yoktur. Olaylar var! Ancak tarihler başkadır. Aynı tarihte başka olaylar var. Buradan başka tarihler alınsaydı, günümüzü daraltırdık! Anlamlı ve yerinde bir seçim!

Olay şöyle devam etti:

KÖPRÜ derneğindeyim. Dernek başkanı Ersin İsmail’le değişik konulardan bahsederken Tefeyyüz’ümüzün sözü oldu. O da Tefeyyüz’lüydü. Bir ara bana hitaben: Avni ağabey, gerekirse 15 Eylülde KÖPRÜ’de tören yaparız, dedi. Cevap verdim: İyi olur, ama tören Tefeyyüz’de yapılırsa daha anlamlı olur. O gün onlarındır! Okul yapmalıdır. Konuyu hele bir değerlendirelim! E. İsmail’in cevabı: Nasıl olursa olsun. Yeter ki, olsun. KÖPRÜ olarak bizi hesaba katın, oldu. Sonra kapalı bir zarf içinde gazetede çıkan köşe yazımla 1971 yılında yaptığım konuşmanın bir bölümünü içeren CD’yi Tefeyyüz iletişim hocası olan komşum Ercan Lama’ya sevecen ve güleç yüzlü kızı aracılığıyla ilettim. Zarfı kızlarımla oğlumun beden eğitimi öğretmeni ve yakın dostum olan Saadettin Ali’ye vermesini rica ettim. O zaman olan oldu. Anladığım kadarıyla S. Ali yüzü sevinç dolu olayı öğretmenler odasında açığa vurmuş. Müdür Gönül Bayraktar da oradaymış. Etrafı sevinç sarmış, haliyle.

Ardından Tefeyyüz’e uğradım. Herkes tarafından her zaman iyi karşılandığım okulda beni gördüklerinde aynı samimi hava vardı. Gözlerim rahmetlilerden Fetih Beyi, Mustafa’yı aradı. Yalan yok! Orada onları da görmek istedim bir anda! Ancak beni o durumda sevindiren bir durumla karşılaştım: Eski günlere nispeten beni karşılayanlar genç ve enerji dolu simalardı. Sadece Üsküplüler değillerdi. Müdür Ustruga’lıdır. Dost bildiğim ve eskiden kendisini tanıdığım birinin kardeşidir. Hocalardan biri Gostivar’lıydı. Bir başkası Manastır’lıydı! Anlayacağınız Tefeyyüz Makedonya’da Türkçe eğitimin gururuydu!

Öğretmenlerle görüştükten sonra, müdür G. Bayraktar, S. Ali beraberce müdürün odasına gittik. İlk görüşme yapıldı. Nokta nokta strateji çizildi. Nasıl hareket edeceğimizin programı yapıldı. Sağlam adımlarla yürünmeliydi. G. Bayraktar’ın sadece soyadı Bayraktar değildi. O bu işte de bayraktarlık yapmayı görev aldı.
Eylül 2009 yılının Ramazan ayındaydık. Kadınlar iftardan sonra çaya davet edilecekti Tefeyyüz’e. Buluşmanın yapılacağı akşam, konunun kadınlara açılmasını öğretmenlerden S. Ali önerdi. Gerçekten anlamlı bir öneriydi. Olayın, Türk toplumu olarak önem verdiğimiz kadınlarımızdan başlamasına karar verildi. Halk arasında konunun ilk açılış yaşaması kadınlarımızdan başlamalıydı. Öyle de oldu. Buluşma esnasında gazetedeki yazım öğretmenlerden Sevim Abas tarafından okunmuş. Yaşanan olay alkışlanmış. Her taraf sevinç dolmuş. Olağanüstü bir kabulü yansıtan hava oluşmuş!
 
“Köprü” dergisinde yer alan sağlam veriler, bizi belli bir seneye götürüyordu. Belli araştırmalar devam etti. Tefeyyüz’ü sevenler ve bu okulu hakikaten bu toprakların önemli bir eğitim ocağı olduğunu görenler araştırmalarında durmadılar Beş yıl önceleri okulun dergisinde 1884 yılı artık tarafımızdan sağlam bir yıla dönüşmeye başladı. Bu tarih  kesinlik kazanıyordu. Ekimin ortası derken, 15 Eylül tarihi olarak alınmasına odaklanmamızın sakıncasının olmadığını düşünerek ve bize ulaşan gerçeklerden hareket etmemize karşın, Tefeyyüz okulu olarak konu hakkında bir yuvarlak masa toplantısı örgütlemek durumuna düştük. Ancak huyumuzu ve suyumuzu bilerekten 15 Eylül gününde yapılacak ana törene kadar yaşanılacak olayın sır tutulması, varılan ortak düşünceydi. Yuvarlak Masa konuşmalarına katılanlar arasında konu ilgi gördü. Çok olumlu hava içerisinde akan tartışmalar sonucu ortaya çıkan tutanağın okul organlarına sunulması kararlaştırıldı. Sunuldu da… Tutanak okul gününün 15 Ekim olduğunu, ana törenin o gün yapılmasının gerektiğini, merkez törenin zaman darlığı yüzünden sonraki bir dönemde yapılmasını, bu tarihin 15 Kasımda olmasını öneriyordu… Benim Ankara’ya gitmemin kaçınılmaz olduğundan, oradaki yükün bütünü arkadaşlara kaldı. Ancak her konuda olanlardan haberdardım. 15 Ekim 2009 tarihinde tören oldu. Törenle ilgili aldığım bilgiler şunlardı:

Tefeyyüz Marşıyla başlayan programda ilk konuşan müdür G. Bayraktar olmuş. Onun konuşmasının buraya alınması bana göre anlamlı. Kendisi protokol icabı bölümden sonra şunları dile getirdi:

”Bugün önemli bir yıldönümü bizi bir araya getirdi. Uzun zamandan beri okulumuzun geçmişi hakkında bize gelenler hem söylenti hem de yazılı olarak belli bilgileri ortaya atmaktaydı. Biz bu önemli geleneği bazı kaynaklardan aldığımız bilgileri bu sözlere toplayabiliyorduk:

Tefeyyüz İlköğretim Okulu Ekim 1884ytılında Makedonya‘nın başkenti Üsküp‘te Türk Okulu olarak kurulmuştur. Osmanlı Devleti‘nin Üsküp‘ten çekilmesinden sonra Türk azınlık okulu hâline gelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında dört yıl eğitime ara veren Tefeyyüz İO, Yugoslavya’nın kuruluşuyla yeniden açıldı ve Türkiye‘de kullanılan alfabeyi benimseyerek      Türkçe olarak eğitmeye devam etti."

Bu cümleler, uzun zaman tekrarlanan bilgilerdi. Yönetilen bir ortaklaşa toplantıda birçok katılımcının tartışmaları sonucu olarak toplantıya katılanların istemini içeren tutanak tarafımıza iletildi. Onların vardıkları sonuç, ileri sürülen kanıtlara göre, hakikaten belirtilen ayın ortaları ve yılı doğru bulundu. Ortalardan bahsedildiğinden, o ortayı 15 Ekim tarihini gösteren günü seçti. Tutanak okulumuza iletildi. Okul organları da bu konuyu özel toplantılarında sonuçları onaylayıp, bugün bu önemli günümüzü kutlamak için buradayız. Biz bu yıl 65. yıldönümü yerine, 125. Yıldönümümüzü kutlamak sevinci içindeyiz. Tefeyyüzlüler ve Tefeyyüz’ü sevenler olarak, bu önemli anı yaşamanın bize düşmesini onur olarak kabul edip, bu önemli olayın ana gösterisini yapmaktayız. Ancak vakit darlığı yüzünden merkez kutlama tarihi ileride bir günde okulumuza yakışır bir biçimde yapılacak. Dahası, 125. Yıldönümü bu yıl okuma yılı boyunca bütün programlara yansımakla bu güne önem verilmeye çalışılacaktır. Bu yıla rastlayan okul törenlerimizin hepsi de 125. yıldönümümüzün işareti ve anlamı kapsamında tutulacaktır. Gelen yıldan itibaren okulumuzun gününü 15 Ekim bilerek, kutlamalarımızın o tarihte yapılacağı haberinin sevincini sizlerle paylaşıp, 125. yıldönümümüz kutlu olsun!’

Unutmadan yazayım. Kollucan’da (Koliçan’da) Türkçe okulu açılmasında en ağır yükü sırtında hisseden Zerrin Abas ve Debre’de Türkçe eğitimin başlatılması konusunda etkin olan Emel Ramadan’ın kutlamaları okunmuş.

Gün geldi hazırlıklar bitti. Ana Tören de yapıldı.

Tören Üsküp Türk Tiyatrosu salonunda Tefeyyüz marşıyla başladı.

Koroda çocukların yüzleri sevinçliydi. Salonda herkes Tefeyyüzün 125 yılının sevincini yaşıyordu.

Okul müdürü G. Bayraktardan sonra ikinci konuşmacı Rumeli Vakfı Başkanı Sayın Melek Arasın andığı gibi Osmanlı devletinde eğitim reformu 1880’li yıllara tekabül etmektedir. Bu bina alışkıya göre anılması gerekmeyen bir olgu olarak, Türkçe eğitime vakfedilmiş binadır. Üsküp belediyesine vakfedilen bu bina o taraftan da önem arz etmektedir. Bizde  var olan vakıf anlayışı maalesef olmadığı gibi, vakfetme de nedir bilinmez günümüzde. Aslında  bu konunun yeniden canlandırılması gibisinden büyükçe bir gerek vardır. M. Arasın ardından bu gibi olaylara önem veren TC Üsküp Büyük elçisi Sayın Arslan Hakan Okçal anlamlı bir konuşmayla çıktı         Ardından takdirnamelerin dağıtımı ve öğrencilerin hazırlanmış güzel bir programı geldi.

Bütün olayda önemli olan şudur:
           
1908 yılında kurulan bir başka Fevziye mektebi’ne YILDIZ gazetesinde rastlanılmaktadır. Kimilerince, TEFEYYÜZ İÖ ile ilgili karıştırılan bilgiler vardır. Ad ve okulların karıştırılmamasında fayda vardır! Makedonya Türkleri olarak gerçeğe ulaştık Bizlereyse bunları aşmak nasip oldu.

TEFEYYÜZ’ümüzün 1884 yılından itibaren yaşayan eğitim ocağı olduğunu açığa vurduk.

Bunu kanıtladık!

TEFEYYÜZ, Makedonya’da aynı adı taşıyan ve o adla yaşayan en eski okul olduğu açıklık kazandı!

 

http://www.avniengullu.com/Yazilar.aspx?id=8

 

  

Yorumlar