Duyuru

Dino Merlin: “Ülkem için sorumluluk aldım”

Röportajlar

  /   39697   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Dino Merlin: “Ülkem için sorumluluk aldım”

Ayhan Demir

ayhan_demir@hotmail.com

 

14 Mayıs 2011 tarihinde Almanya’nın Düsseldorf kentinde gerçekleştirilecek, 56’ncı Eurovision Şarkı Yarışması’nda Bosna-Hersek’i temsil etmeye hazırlanan, Balkanların efsanevi bestecisi ve ses sanatçısı Dino Merlin’le önemli bir söyleşi gerçekleştirdik.

İstanbul ve Saraybosna, asırlardır kol kola yürüyen iki şehir. Bu şehirlerin Dino Merlin’deki karşılığı nedir?

Bence megapol, büyük binalara sahip olan değil, cadde ve sokaklarında her türlü farklılığı görebileceğiniz ve hissedebileceğiniz şehir demektir. İstanbul, megapol bir şehir. Bu şehir, doğu ile batı arasında, kıtalar arasında, farklı kültürler ve farklı insanlar arasında gerçek bir köprü vazifesi yapıyor. New York, Londra, Amsterdam ve İstanbul gibi şehirleri bu sebeple çok seviyorum. Neticede Saraybosna da bu hikâyenin bir parçası. Çünkü bu şehirde de, dünya senfonisinden sesler duyabilirsiniz.

Türkiye’deki müzik marketlerde albüm satışınız olmamasına rağmen, şarkılarınızı ezbere söyleyen binlerce hayranınız var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Albümlerimin Türk piyasasında satışa sunulması, aslında genç ve cesaretli bir dağıtım şirketinin ilgisini bekleyen önemli bir meseledir. Fakat bugün insanlar artık internet ve sosyal paylaşım siteleri üzerinden müziğime ulaşabiliyorlar. Bu şekilde benim müziğime kulak veren ve beğenen birçok insan var. Bu söylediğiniz sadece Türkiye’ye has bir şey değil. Dünyanın diğer ülkelerinden de benzer tepkiler alıyorum. Onlar, belki dilimi anlamıyorlar ama aşk bir his meselesidir. Sanırım benim müziğimde bu hissi bulabiliyorlar.

Çalışmalarınız Filipinler, Avustralya ya da dünyanın herhangi başka bir noktasından takip edilebiliyor. Ve eskiden yaptığımız çalışmaların kabul görüp görmediğini kontrol etmek hiç de kolay değildi. Bugün geldiğimiz nokta itibariyle dünyada her şey çok farklılaştı. Günümüzde çok şanslıyız çünkü internet diye bir şey var. İnsanlar, bugün yaptığımız her şeyi anında öğrenebiliyorlar. Hatta yaşamaya devam edecek miyiz ya da öldük mü onun kararını verebilirler. (gülüşmeler) Ve ertesi gün cenazemiz mi kaldırıldı yoksa bir şarkılık yaşam hakkı daha mı verildi öğrenebiliriz. (gülüşmeler)

Türkiye’den sesini ve müziğini beğendiğiniz müzisyenler var mı?

Türkiye'de birçok yetenekli şarkıcı var. Sanatına saygı duyduğum daha birçok isim var. Bu sebeple bir kaç isim söylemek çok zor. Mesela, Sezen Aksu, Mustafa Sandal ve Atina grubunun çok iyi olduğunu söyleyebilirim. İlk aklıma gelenler bunlar.

Mustafa Sandal’la aranızdaki müzikal yakınlık bir düete dönüşebilir mi?

Mustafa, çok candan ve mükemmel bir insandır. O bir beyefendidir. Onunla tanıştığım için onur duyuyorum. Bizim eskiye dayanan bir işbirliğimiz var. Onun için bir şarkı yazmışım. Ama gelecek neler getirir onu bilemiyorum.

Dindar bir aileden geldiğinizi soyluyorlar. Müezzinlik yaptığınıza dair söylentiler de var. Aileniz, müzikle ilgilenmenizi nasıl karşıladılar?

Ben emekçi bir aileden geliyorum. O zamanlar, hayat beni kucaklamadı ve hayat benim için hiç de kolay değildi. Hayatta kalma şansı yakalamak için birçok şey yaptım. Bunlardan biri de Saraybosna’daki bazı camilerde müezzin olarak çalışmaktı. Bu sahada aranan isimlerden birisi olduğumu söyleyebilirim. (gülüşmeler) O günler, gençliğimin özel bir parçasıdır. Doğrusunu isterseniz, o zamanlar da, sesimin uzaklarda duyulmasını isterdim. Minareler bunun için çok güzel bir fırsattı. (gülüşmeler)

Eğer bana pop şarkıcıları hakkındaki ön yargıları soruyorsanız, işin doğrusu ben de, hayatın her döneminde en iyi olan biri değildim. Bir dönem ben de, çok yanlış şeylerde teselli arıyordum. Çok şükür bu dönem benim için çok kısa sürdü ve ben ayakları yere basan bir adam olarak kaldım. Ne kadar zor olsa da, sert rüzgârlar arasında, sakin bir hayat yaşamaya çalışıyorum. Düşünüyorum da, hayatta her şey mükemmel ve sorunsuz olsaydı, beklide o kadar değerli ve ilginç olmazdı. Hayat seçimleri ve tecrübeleriyle daha değerli ve ilginçtir. Yeniden sorunuza dönersek, sanırım bugün bazı şeyler değişti. Neyse ki bugün, söylediğiniz müzisyenlerin yanında sağlıklı yaşam için bir şeyler yapan, mesela sigara ve alkole karşı mücadele edenler de var. Sanırım böyle bir yaşam sürmek, iniş ve çıkışlarla dolu hayatta, en akıllıca olandır.

Bosna-Hersek, 1998’den itibaren, Duşan Seştiç’in “Intermeco” isimli sözsüz bestesini milli marş olarak kullanıldı. Boşnaklar ise, sizin “Jedna si jedina” ve “Bosnom behar probeharao” isimli bestelerinizi milli marş olarak seslendirmeye devam ediyorlar…

Her genç hayatının bazı zamanlarında isyan eder. Bazıları devlete, bazıları anne babasına, bazıları milli marşa karşı ayak direyebilir. İnsanlar, yeni şeylere karşı çıkmayı, aykırı olmayı severler. Fakat benim yazdığım marş konusunda istemeyen bir şey oldu. Her nasılsa olduysa, zoraki bir şekilde, kaldırıldı. Bu marş artık “yasak meyve” oldu. İnsanlar şimdi onu daha çok aramaya başladılar. Sanırım bundan dolayı inat ediyorlar.

“Sredinom” albümünüz eski Yugoslavya’da en çok satan albümlerden biri oldu. Ve Saraybosna’nın en büyük stadyumunda yaklaşık yüz bin kişiye konser verdiniz. Bu başarının bir formülü var mı?

Benim için meselenin özü şudur: Doğru yöne bakan her insan doğruları görebilir.

Savaş yıllarında vatanı için şehit olmaya razı olan milletinizin yanındaydınız. Savaştan sonra da bölgenin Sırp ve Hırvat müzisyenleriyle işbirliği yaptınız. Bunun anlamı nedir?

Derler ki, “soru ve bilgi özgürlüğün kaynağıdır.” Sadece, hayatta bir duruşunuz varsa ve onu açıkça ifade edebiliyorsanız özgürsünüz demektir. Benim duruşum ve tercihim ülkemi savunmaktan yanaydı. Bunu dün herkese gösterdim, gerekirse, yeniden gösteririm. Savaşın sebepleri ve gerekleri vardır ama biz şimdi barıştayız. Barışın da kendine göre şartları vardır ve bölgedeki müzisyenlerle işbirliği yapmak mantıklı bir şeydir. Bizi birbirimize bağlayan çok ortak nokta var. Bizi birbirimize bağlayan sebepler, 1992-1995 yıllarında birbirimizden ayıran sebeplerden, çok daha fazla.

Şundan kesinlikle eminim ki, bugünkü nesil, yüzyılların getirdiği ağır yükü, çekişmeyi ve savaşın getireceği trajediyi kaldıramaz. Geçmişten kalan kalıntıları bir yük gibi sürekli sırtımızda taşıyamayız. İnsanlar o kadar kuvvetli değiller. Bu sebeple, düet yapacağım müzisyenlerin seçiminde, tek ölçüm “tıpkı birlikte şarkı söylediğimiz gibi birlikte yaşamanın da mümkün olabileceği” mesajını vermek oldu. Yine aynı sebepten farklı farklı insanlarla düet yaptım. Düet yaptığım sanatçıların, hayata ve geçmişte yaşanan olaylara bakışları benden çok farklı. Bu yaptığım düetleri daha da anlamlı hale getiriyor. Çünkü bir araya geldiğiniz insanlar hep aynı şeyleri söyleyecek olsaydı, bir araya gelmek hiçbir anlam ifade etmezdi.

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç vefat ettiğinde, Bosna-Hersek’teki tüm radyolardan aynı şey duyuluyordu: “Da te nije Alija.” Bu ağıtın bu kadar sevilmesinin sebebi ne olabilir?

“Da te nije Aliya” bir adama ve aynı zamanda bir zamana, saygı ve bağlılıktır. Bu şarkı, ülkesini, ilkelerini ve haysiyetini savunmak niyetinde olan herkesin şarkısıdır. Sanırım insanlar, rahmetli Aliya İzzetbegoviç ile vatan savunması arasında, haklı bir paradigmal bağlantı kurarak bu şarkıya bağlandılar.

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in, Dino Merlin’deki karşılığı nedir?

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’e, ona bağlanmış binlerce insan gibi, ben de bağlandım. Çünkü Aliya İzzetbegoviç, kendisine bağlanılmayı hak eden, gerçek bir insandı. O, savaşa gönülden karşı çıkan bir barışseverdi. O, savaşa girmemek için elendin geleni yapan, gerçek bir demokrattı. “İslam iyidir ama Müslümanların daha iyi olması gerekir” sözünü söyleme cesaretini göstermiş nadir insanlardandı. Onun İslam’a bakışı 21’inci yüzyıl bakışıydı. Bugünlerde İslam dünyasında yaşanan üzücü olaylar, Aliya’nın düşüncelerinde ne kadar haklı ve öngörülü olduğunun bir göstergesidir. O, İslam’ı bir problem değil, esenlik müjdesi olarak sunuyordu.

Şarkılarınızda, ağırlıklı olarak, Bosna kültüründen bahsetmenizin bir anlamı var mı?

Şarkılarımda, Burek albümünde olduğu gibi, sıklıkla Bosna’nın kültürel fenomenlerinden bahsediyorum. Sonuçta bulutların üzerinde yaşayan biri değilim. Ben de, sıradan insanlar gibi, yeryüzünde yürüyorum. Her günümü ülkemin insanları arasında yaşıyorum. Bosna’daki her gün şarkılarımdaki gibidir. Ve o, onun hakkında şarkılar söylememi fazlasıyla hak ediyor.

Son albümünüz Ispocetka, her albümünüzden daha yoğun duygusallık içeriyor. Bu şarkılar, Dino Merlin’in iç dünyasındaki duygusal yoğunluğun bir işareti mi?

Son albüm çalışmam olan Ispocetka, üç ana tema üzerine kurgulanmıştı: Evlilik, din ve bireycilik. Bu albüm, hayat tecrübeleri üzerine birçok şey söylüyor. Bu albümdeki şarkılarda birçok insan kendini bulabilir. Ispocetka, yeniden anlamına geliyor. Her zaman için önümüzde yeni bir başlangıç fırsatı olduğunu işaret ediyor. Şarkıda söylediğim gibi: “Dünden kalanlar bizim için okul oldu. Şimdikiler ise bizim için fırsattır.”

Ispocetka albümünün çıkış parçalarından “Otkrit cu ti tajnu” bir şarkı olmaktan ziyade çok derin duyguları içeren bir şiir gibi. Bu şarkıda ne anlatmak istediniz?

Bu şarkı sıradan bir insanın samimi itiraflarıdır. Her insanın küçük sırları vardır. Sevdiklerimizle bu sırları paylaşma konusunda genellikle ikileme düşeriz. Bazen sırrımızı paylaşırız ve sanki sırtımızdan koca bir yük inmiş gibi hissederiz. Ancak, bu aynı zamanda, sırtımızdaki yükün bir parçasını sırrımızı paylaştığımız kişinin sırtına koymaktır. Bazen de, sevdiğimiz kişileri korumak için, sırrımızı açmayız.

Duygu dolu onlarca şarkıyı kaleme almanızı sağlayan beslenme kaynağınız nedir?

Kendimi bildim bileli beri içimde hep bir melankoli var. Çocukken, göğsümde, bana rahat vermeyen bir şeyler hissediyordum. Sonradan, bana şarkı özü yazarken eşlik eden şeyin, o olduğunu anladım. Evet, kesinlikle bunun adı melankolidir.

Önceki yıllarda “Eurovision Şarkı Yarışması’nın genç şarkıcı ve sanatçılar için olduğunu” söylüyordunuz. Düşüncenizi değiştiren sebep nedir?

Yıllardır, Bosna-Hersek Radyo Televizyonu Eurovision Müdürlüğü’yle, benim üçüncü defa katılmam hakkında konuşurduk. Her sene onlar beni davet ederler, ben de kibarca reddederdim. Ben hep genç yeteneklere destek olmaya, ışık tutmaya ve yol göstermeye çalıştım. Onlara her sene, Hari Mata Hari, Regina, Laka gibi genç ve yetenekli müzisyenleri tavsiye ediyordum.

Ben yeni albüm çalışmalarımla uğraşırken, aynı teklif bu sene de geldi. BHRT, bu sene, bana önceki yıllardan çok daha fazla baskı yaptı Öyle ki, kabul etmeseydim, kötü olabilirdik. Biz Çin gibi bir ülke değiliz. Bizim Avrupa’ya sunacak çok fazla ürünümüz yok. Aynı zamanda ben de, Eurovision Oditoryumu gibi, büyük sahnelerde yer almak niyetindeydim. İnsanlara söyleyecek bir şeylerim vardı. Bu sebeple, ülkem için sorumluluk almaya karar verdim ve bu sene bu teklifi kabul ettim.

Bu teklifi kabul etmek büyük bir sorumluluk ve tabii ki iki yönlü bir yol. Ancak, bu ülkede yaşayan insanları motive etmek; onlara, el ele verirsek üzerimizdeki kasvetli havadan sıyrılabileceğimizi göstermek istiyorum. Bu yüzden bu riski göze alıyorum. İyi bir iş çıkarabilirsek, bu bizim için eşsiz bir platform olacaktır.

Eurovision’a katılma kararı almanızda “ zorlu bir dönemden geçen ülkem için bir şeyler yapmak istiyorum” düşüncesi etkili oldu mu?

Evet, kararımda bu düşüncenin çok büyük bir etkisi var. Bu ülkede yaşayan herkesin bugünlerde kolları sıvaması gerektiğine inanıyorum. Ben bir besteci ve ses sanatçısı olarak bunu yapıyorum. Bir fabrika çalışanı da bunu yapmalı. Herkes en iyi bildiği sahada kolları sıvamalı. Ben ve bu ülkede yaşayan herkes, bu ülkede iyi gitmeyen şeylerin iyileşmesi için elimizden geleni yapmak zorundayız.

Bosna-Hersek adına Eurovision’a katılan isimlerden bazıları Sırp Cumhuriyeti’ndeki Sırplar, bazıları ise Boşnaklar tarafından kabul görmüyor. Sizce, Dino Merlin ismi genel kabul görecek mi?

Bu ülkenin en büyük zenginliği renk çeşitliliğidir. Ben eşitliğe inanıyorum. Her sahada olduğu gibi sanatta da eşitlik olmalı. Ancak sanatta her şeyi ölçemiyorsunuz. Sanat etnik bir şey değildir. Fakat şartlar oluştuysa değişim gerekir. Sırp Cumhuriyeti’nin beni kabul edeceğini düşünmüyorum. Çünkü ben onların gözünde çoktan kabul edilmiş bir sanatçıyım.

Her şey ölçülebilir ya da inşa edilebilir, ayın ötesinde bir yerlere bile gidilebilir. Ancak tek bir şeye, ne mühendislikle ne de siyasal güdümle, etki yapılamaz: Duygular. İnsanların duyguları asla manipüle edilemez. Eğer bir yüzü, bir aktörü, bir şarkıcıyı ya da şarkıyı seviyorsanız, onun nereden geldiğine ve hangi pasaportu kullandığına dikkat kesilmezsiniz. Benim Eurovision Şarkı Yarışması’na katılacak olmam da aynen böyle bir şeydir.

Bosna-Hersek’in finallere kalamama ihtimalini hiç düşündünüz mü?

Aklıma neler gelmiyor ki, elbette, bu ihtimali de düşünüyorum. Eurovision’da neler olacağı hiç belli olmuyor, çok şaşırtıcı olaylara şahit olduk. Şimdilik söyleyecek tek bir şeyim var: Şuanda, 43 ülke çok yoğun bir çalışma temposuyla finallere hazırlanıyor. Onların arasında benim ekibim de var. Hepimiz tek bir amaca odaklandık: Bosna-Hersek’i, tüm renkleriyle, en güzel şekilde temsil etmek.

Bu yarışma, müzikal anlamda, size yeni kapılar açabilir mi?

Ben Eurovision Şarkı Yarışması olmadan da kapıları açtırabiliyordum. Çok farklı ülkelerden müzisyenlerle birlikte çalıştım. Eurovision Şarkı Yarışması, yirmi beş yıllık müzik kariyerine sahip olan, benim gibi biri için sadece ilave bir yük olabilir. Birçok meslektaşım neden bu sıkıntıyı omuzladığımı soruyorlar. Çünkü Eurovision sadece müzik yarışması değil, çok yönlü bir yarışma. Bu sebeple bir dizi endişem var. Fakat söylediğim gibi şarkı hükmü verdi.

1999 yılındaki Eurovision’da Bosna-Hersek’i, “Putnici” şarkısıyla temsil etmiştiniz. Sizce o günden bugüne neler değişti?

Birçok şey değişti hem de önemli ölçüde. Eurovision’da artık telefonla oylama sistemi var. Ben Putnici’yi söylediğim zaman sadece birkaç ülke telefonla oy kullanabiliyordu. Tabi bir de internet konusu var. Bu iki şey çok değişti. Eurovision’a hazırlık bile artık farklı. Promosyon faaliyetleri ve Eurovision’da sahneye çıkmadan evvel sahneye çıkmadan önceki tanıtım, aylarca devam eden uzun bir sürece dönüştürüldü. Bugün müzikle çok fazla alakası olmayan faaliyetlere bile enerji harcamak durumundasınız. Ama bir şeyin değişmediğini söyleyebilirim: Eğer bu yarışmaya kazanmak için katılacaksan; iyi bir şarkı seslendirmeli ve onu profesyonel olarak tanıtmalısın.

Putnici şarkısında olduğu gibi folklorik öğeler içeren bir şarkı mı seslendireceksiniz?

Eurovision’da, sözleri İngilizce olan “Love in Rewind” (Aşkı geri sarmak) isimli şarkıyı seslendireceğim. Love in Rewind, Putnici’ye göre, daha farklı bir şarkı. Bu şarkı, müzikal anlamda, içinde bazı folklorik motifler barındırıyor. Bu motiflerin temelinde özel ve iyimser bir ritim olduğunu söyleyebilirim.

Seslendireceğiniz şarkıyla herhangi bir mesaj vermeyi düşünüyor musunuz?

Bu şarkının mesajı, hem kişisel hem de küresel. Birçok insan bu şarkıda kendinden bir şeyler bulacak. Love in rewind, orta yaşlardaki insanların hayat hikâyesidir. İlk bakışta hayat çok düzgün ve kusursuzdur. Fakat hayata yaklaştıkça onun kusurlarını fark ederiz. Sonra hayatımızı hayali bir elekten geçirir ve geçmişimizi filtreleriz. Şarkı böyle zamanlarda da sevmek için sebeplerimizin olabileceğini anlatıyor. “Rewind” (geri sar) tuşuna basarak aşkı başa döndürebilir ve sonra “play” (başlat) tuşuna basarak yeniden başlatabiliriz.

Genellikle her dört yılda bir dinleyenlerinize yeni bir albüm sunuyorsunuz. 2012 yılında yeni bir albüm çıkaracak mısınız?

Bu sorunun cevabını gerçekten bilmiyorum. Eurovision Şarkı Yarışması bende çok büyük bir stres oluşturuyor. Gelecek yıla dair bütün planlarım değişti. Eğer o tarihe kadar bitirebilirsem mutlu olacağım.

Savaşın üzerinden geçen bunca yılın ardından Bosna-Hersek’in içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Temel sorular şunlar: Bellek dosyanız ne kadar büyük, hafızanız ne kadar geniş? Ve ne zaman bizim için bir dönüm noktası olur? Ne zaman “bu yükten kurtulup, ikinci plana atmalıyız” dersek o zaman. Yaşadığımız hayatta her şeyin bir dengesi var. Geçmiş ve gelecek arasında da denge var ve bu çok önemlidir. Bu dengeyi sağlayabilirsek, Bosna-Hersek için de çözümü bulabiliriz. Bir yerde olan bitene nokta koyup, “tamam, şimdi yeni bir sayfa açıyoruz” demeliyiz.

Savaşın kendi mantığı varmış ama barış barıştır. İnsanlar, sivilleşmeye ihtiyaç duydukça, Bosna-Hersekte’ki problem de çözülecektir. Aslında gerçek çözüm ekonominin iyileştirilmesidir. Elbette, statükocular kendi rahat yaşamlarını finanse etmek için para arayışında oldukça, yoksulluk halkın direnç noktası olacaktır.

Yeni albümünüzde Türkçe sözlü şarkılara yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Türkçe, şarkı söylemek için mükemmel bir dil, kendi melodisi vardır. Şimdiye kadar Fransızca, Arapça ve İngilizce şarkılar seslendirdim. Burek albümünde, bazı bölümleri Türkçe sözler içeren, Sarajevo isimli şarkıda Çağrı Göktepe’yle düet yapmıştık. Öyleyse, neden bir Türkçe şarkı da seslendirmeyeyim?

Son olarak, Türk halkına ne söylemek istersiniz?

Dino Merlin hepinizi çok seviyor!

Teşekkür: Dino Merlin söyleşisinin gerçekleştirilmesi ve tercümesindeki yardımlarından dolayı Elma Dervisbegovic’e teşekkür ederim.

"Kaynak: Dünyaya Yeni Söz Gazetesi 12 Mayıs 2011" 

 

  

Yorumlar