Duyuru

Türkiye, Arnavutluk olur mu?

  /   3058   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Ayhan Demir

Dünyaya YENİ SÖZ / 20.05.2011

ademir@dunyayayenisoz.com


Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir. Arnavutluk siyasetinin bugün içinde bulunduğu gergin siyasi ortamın ilk ayak sesleri, bundan iki yıl önce, 28 Haziran 2009’da gerçekleştirilen genel seçimler öncesinde duyulmaya başlamıştı. İktidardaki Demokratik Parti'nin, AB standartlarında hazırlanan yeni kimlik kartları ile genel seçimlere gitme kararı almasıyla başlayan tartışmalar devam ederken, ülkedeki şiddet olayları da tırmanışa geçti. Muhalif milletvekillerinden biri öldürüldü. Seçimlere on gün kala, Demo-Hıristiyan Parti üyesi Aleksander Keka’nın, İşkodra kentinde, bombalı saldırı neticesinde hayatını kaybetti.

Oldukça gergin bir ortamda gerçekleştirilen oy verme işlemi büyük bir olay yaşanmadan neticelense de, Merkez Seçim Komisyonu’nun, resmi sonuçlarını açıklamasının ardından korkulan oldu. Muhalefetteki Sosyalist Parti, oy sayımı esnasında usulsüzlük yapıldığını ileri sürerek, seçim sonuçlarına itiraz etti. Başbakan Sali Berişa, bu yöndeki taleplerin tamamını geri çevirdi. Bunun üzerine muhalefet, hükümeti tanımadığını ve parlamento çalışmalarına katılmayacağını ilan etti.

Sandıkta kozlarını paylaşamayan, uluslararası toplumun tüm uzlaşma çağrılarına kulak tıkayan Arnavutluk iktidar ve muhalefet liderleri, hiçbir konuda uzlaşma sağlayamayınca, çareyi taraftarlarını medyalara çağırmakta buldular. 30 Nisan'da başkent Tiran'daki İskender Bey Meydanı'nda toplanan on binlerce Arnavut, hükümeti protesto etti. Ayrıca, aralarında 22 Sosyalist Parti milletvekilinin de bulunduğu 180 kişi Başbakanlık binası önünde açlık grevi başlattı. Arnavutluk muhalefetinin protestoları, 2010 yılı sonuna kadar aynı şekilde devam etti.

Arnavutluk, 2011 yılına da oldukça hareketli girdi. "Bütünleşme İçin Sosyalist İttifak" lideri İlir Meta, yolsuzluk yaptığına ilişkin bir kasetin ortaya çıkması üzerine Arnavutluk Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomi Bakanlığı görevlerinden istifa etmek zorunda kaldı. Ancak Sosyalist Partisi lideri Edi Rama, bu isitifayı yeterli görmedi ve Başbakan Berişa’nın 21 Ocak tarihine kadar istifa etmemesi halinde büyük bir protesto yürüyüşü düzenleyeceklerini açıkladı. Başbakan Berişa’nın isitifa etmemesi üzerine, Edi Rama söylediğini yaptı. Yaklaşık yirmi bin kişiyle hükümet binası önünde bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Ancak protesto eylemi sırasında çıkan olaylarda 3 kişi öldü.

Yaşanan ölümler bile iktidar ve muhalefetin inadını kırmaya yetmedi. Protesto gösterileri tüm hızıyla devam etti. Aksine, iktidar ve muhalefet liderleri, sorumsuzca demeçler vererek sokaklarda çatışan halkı daha da cepheleştirdiler. Hükümet, Klan Tv, ABC News, ALSAT ve TVSH gibi ülkenin önemi televizyon kanalları üzerinden sürekli muhalefeti suçlarken, muhalefet lideri Rama ise, “Berişa suçlu, hükümet istifa etmeli” söylemlerini her gün daha da sertleştirerek devam ettirdi. Her gün iktidar ve muhalefet yanlılarının yeni bir kaset ya da belgesi basın yayın organları üzerinden halka sunuldu. Bu sebeple, ülkede her geçen gün biraz daha derinleşen siyasi krizin tek bir sorumlusu olduğunu söylemek hata olacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu siyasi krizin asıl sebebi, iktidar ve muhalefetin, o meşhur "Arnavut inadını" bir türlü kıramamasıdır.

Hükümet ve muhalefet liderlerinin, sorumsuz söylemleri ve gereksiz inatlaşmalarıyla iki yıl kaybeden Arnavutluk’ta, 8 Mayıs 2011 günü yerel seçimler gerçekleştirildi. Karşılıklı suçlamalar ve hakaretler yerel seçim sürecinde de devam etti. Arnavutluk halkı da, liderlerin bu kutuplaşmasına ayak uydurmakta gecikmedi. Halk, neredeyse ortadan ikiye ayrılmış bir kamplaşmaya doğru sürüklendi. Öyle ki, seçim kampanyası kapsamında düzenlenen mitinglerde iktidar ile muhalefet taraftarları arasında kavgalar yaşandı. Parti bayrak ve pankartlarının asılması sırasında karşı karşıya gelen partililer, zaman zaman rakiplerine ait seçim bürolarına saldırılarda bulundular. Seçim sonrasında da sular bir türlü durulmadı. Seçimlerin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesine rağmen, yapılan karşılıklı itirazlar sebebiyle, kesin sonuçların açıklanmamış olması da siyasi gerginliği diri tutmaya yetiyor.

Arnavutluk siyasetinin iki önemli figürü Başbakan Sali Berişa ve Sosyalist Parti lideri Edi Rama arasındaki siyasi üslubun seviyesizliği ve halkı kutuplaştıran söylemleri aslında bize hiç de uzak değil. 12 Haziran 2011 tarihinde gerçekleştirilecek milletvekili genel seçimlerine bir kaç hafta kala Türk siyasetinin iki önemli figürü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasında da benzerlikler bir durum yaşanıyor. Arnavutluk’ta olduğu gibi, karşılıklı sorumsuz ve seviyesiz ifadeler ve inatlaşmalarla, halk bir cepheleşmeye doğru sürükleniyor. Arnavutluk gibi Türkiye’de de meydanlar toz duman: Kasetler, belgeler ve karşılıklı hakaretler havada uçuşuyor. İktidardaki AK Parti ile muhalefetteki CHP ve MHP arasındaki seviyesiz üslubu görünce, insan ister istemez, şu soruyu sorma ihtiyacı hissediyor: Türkiye, Arnavutluk olur mu?

  

Yorumlar