Duyuru

Sırplar durumu eşitlemek istiyor

Röportajlar

  /   1209   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Sırplar durumu eşitlemek istiyor

Sırbistan’ın talebiyle Londra’da beş ay süreyle tutuklu kalan, rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in yakın çalışma arkadaşlarından Dr. Eyup Ganiç’le, Aliya’lı yıllardan tutukluluk sürecine uzanan geniş bir yelpazede, önemli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj: Ayhan Demir / ademir@dunyayayenisoz.com

Bir akademisyen olarak gittiğiniz Londra’da, Mart 2010’da, gözlem altına alındınız. Yaklaşık beş ay süreyle tutuklu kaldınız. Bu tutuklama için ne gerekçe gösterdiler?

İngiliz Hükümeti, Sırbistan ile İngiltere arasındaki işbirliği anlaşmasına dayanarak beni hapsetti. Anlaşılan Sırplar, eski Sırp rejimine karşı çıkan ve Bosna-Hersek’in savunmasına öncülük eden liderlerin tamamını, Sırp ya da Boşnak ayırt etmeksizin, tutuklatıp hapsettirmek istiyorlar.

Tutuklandığınızda ne hissettiniz? Neler düşündünüz?

Tutuklanmam ve sonrasında yaşadıklarım beni yordu. Fakat bu fiziksel bir yorgunluk değildi. İngiltere’nin, Sırbistan’ın bu kirli niyetlerine alet olup, beni tutuklaması başlı başına bir hakaretti. Sadece ülkemin tarafında olduğum için hakarete uğradım. Bu tutuklama bir anlamda Bosna-Hersek’in de tutuklanması gayretiydi. Bu sebeple, gözaltı süreci boyunca, kendi kendime mücadele etmem gerektiğini telkin ettim. Ayakta durup, gerçeği tüm dünyaya kanıtlamam gerekiyordu. Savunmamı ülkem adına mücadele etmek, onu savunmak niyetiyle hazırladım. Dün olduğu gibi bugün de tek çıkış yolumuz; ülkemiz için mücadele etmek. Başka çıkış yolumuz yok.

Mahkeme, Sırbistan’ın iddialarına karşı nasıl bir yaklaşım sergiledi?

Mahkeme süreci, benden ziyade ülkeme karşı bir sindirme politikasıydı. İngiltere, Sırbistan’dan net kanıtlar istedi. Sırbistan, mahkemeye, on yedi şahit ve üç saatlik bir görüntü getirdi. Bunlar davanın sonuçlanma sürecini uzattı. Ancak Sırbistan’ın öne sürdüğü kanıtların içi boştu. Sırbistan, mahkemeye sahte belgeler sundu. Mahkeme, Sırbistan’ın bazı sahte belge ve bilgiler sunduğunu saptadı. Duruşma o kadar siyasiydi ki, beni ölümlerinden sorumlu tuttukları 5-6 askerin isimlerini bile bilmiyorlardı. Mahkemenin kanıtların sağlam olmadığını anlaması üzerine, benim Sırbistan’a iade edilmemi talep eden süreç tersine işledi. Neticede ben serbest bırakıldım ve ülkeme döndüm. Ancak bir ülkenin yalan ve sahte evrakla iş yapması çok kötü bir durum.

Benim İngiltere’de yargılandığım dava çok önemli bir hususun kanıtlanmasına vesile oldu: Bosna-Hersek’te yaşananlar bir iç savaş değildi. Savaş, iki ülke arasında yaşandı. Mahkeme kararında Sırbistan, savaşın iki ülke arasında yaşandığını kabul etti. Mahkeme, 1992-1995 yılları arasındaki savaşın iki ülke arasında yaşandığını ispatlamış oldu. Bu karar, bizim için çok önemli bir belge niteliği taşıyor. Benim bu mahkeme sürecinde gördüğüm, Sırbistan’ın, ne yapacağını şaşırmış olduğudur. Sırbistan, gerçeği kabul ettiğinde her şey normale dönebilir.

Gerçekte, 2 Mayıs 1992’de, Saraybosna’nın Dobrovoljacka Caddesi’nde neler yaşandı?

Yugoslavya Ordusuna mensup Sırp askeri güçleri, Saraybosna Havalimanı’nda, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’i kaçırdılar. O dönemde ben de Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak vazife yapıyordum. Vazifem gereği Cumhurbaşkanımızı kurtarmak için harekete geçtim. Silahlı halk ve bölgesel savunma birlikleri, Dobrovoljacka Caddesi’nde, Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç’i kaçıran asker grupla karşılaştı. Dobrovoljacka’da Yugoslav ordusuyla savaşan Bosna Ordusu’nda sadece Boşnaklar yoktu. Bosna Ordusu’nda görev yapan Hırvatlar ve Sırplar da bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, önemli bir kayıp verilmeden gerçekleştirilen bir operasyonla kurtuldu. Bu esnada 5-6 asker öldü.

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in, Eski Yugoslavya Ordusu JNA’da görevli Sırp askerler tarafından kaçırıldığını öğrendiğinizde ne hissettiniz?

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in kaçırılması, bir anlamda devletin kaçırılmasıydı. O zaman çok hızlı ve kararlı bir reaksiyon gösterdik. Sahip olduğumuz her şeyi kullanmaya mecbur kaldık. Sırp generali, müzakere gücümüzü artıran bir unsur oldu.

Tekrar tutuklanma olayına geri dönersek; Sırbistan’ın, Londra’daki mahkemeye başvurarak, kendilerine teslim edilmenizi talep etmesinin ardındaki, asıl niyet neydi?

Sırbistan, benim tutuklanmamı ve Belgrad yönetimine teslim edilmemi talep ederek durumu eşitleyip, tarihi gerçekleri değiştirmek istedi. İngilizlere yakın grupların yardımıyla, Eski Yugoslavya topraklarında işlenen savaş suçlarını mazur göstermeye çalıştı. Çünkü yalnızca bu şekilde Bosna-Hersek’te gerçekleştirdikleri soykırımı hafifletebilirlerdi. Bugün birçok Sırp siyasetçi ve asker, gerçekleştirdikleri cinayetler ve soykırımlar sebebiyle Lahey’de yargılıyor. Sırbistan, uluslararası sahada dengeyi kurmak için, hiç olmasa bir Boşnak siyasetçiyi Lahey’e göndermek istiyor. Sırbistan’ın tüm gayreti bundan ibarettir.

Tutuklanmanızı talep eden Sırbistan’ın, Srebrenitsa soykırımını anma törenine Cumhurbaşkanı düzeyinde katılımını samimi buluyor musunuz?

Sırbistan yönetimi çift taraflı oynuyor. Tadic, benim Sırbistan’a iade edilmem için her şeyi yaptı. Tadic’in, Srebrenitsa soykırımını anma törenine katılmasının, Türkiye`nin baskısıyla gerçekleştiğini düşünüyorum. Sırbistan Parlamentosu’nda kabul edilen, Srebrenitsa` katliamını kınama oylaması sırasında 250 parlamenterden 147`si “evet” oyu kullandı. Sadece iki oy fazlayla kınama kararı alındı. Sırp parlamenterlerin yarısına yakını öneriye karşıydı. Onlardan birçoğu Srebrenitsa soykırımının “büyük zaferleri” olduğunu düşünüyor. Meclisin yarısının böyle bir kanaate sahip olması, o ülkenin, hangi durumda olduğunu çok açık gösteriyor.

Savaşın üzerinden geçen yıllara rağmen Ratko Mladic elini kolunu sallayarak Sırbistan’da dolaşırken, Eyup Ganic’in tutuklanması nasıl izah edilebilir?

Bu tavır benim için hiç şaşırtıcı değil. Ben haksızlığa karşı mücadele etmeye alıştım. Bize haksız yere savaş açtılar, evlerimizi yaktılar, insanlarımızı öldürdüler. Bosna-Hersek’in yok olmasını istediler. İngiltere, Bosnalı Sırplar, Bosna-Hersek’e saldırdığı zaman da bize yardım etmedi. İngiltere, Sırbistan’ın yanında yer aldı. Onlar, silah ambargosu koyarak, Boşnakların silahlanmasına mani olmak istediler. Çünkü eşit şartlar altında olsaydık, Sırp saldırılarına karşı kendimizi savunabileceğimizi çok iyi biliyorlardı. Biz de elimizde çok fazla silah olmadan vatanımızı savunmaya çalıştık. İngilizler, Almanya Hırvatistan’a yakın olduğu için, Balkanlardaki çıkarlarını göz etmek adına Sırbistan’ın yanında yer aldılar. Bugün de değişen bir şey yok. Ancak bugün biz daha güçlüyüz ve mücadelemize devam etmemiz gerekiyor. Bu mücadelede güçlü ve sabırlı olmamız gerekiyor

Aylar sonra Saraybosna’ya döndüğünüzde havaalanında kalabalık bir Boşnak topluluk tarafından karşılandınız. Sizi bekleyen insanları görünce ne hissettiniz?


Karşılamadan çok etkilendim. Bir o kadar da gururlandım. Çünkü savaş yıllarında benimle birlikte Bosna-Hersek’i savunan halk ve onların temsilcileri, havaalanında dönüşümü bekliyorlardı. İnsanın en önemli gurur kaynağı kendi halkının desteğinden gelir. Başkaları sizi överken, kendi evinizde kınanmak elbette arzu edilmeyen bir haldir.

Karadzic’in, yıllar sonra yakalanarak, yargılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

O, bir savaş suçlusudur. Lahey’de idam cezası olmadığı için ömrünün sonuna kadar cezaevinde kalacak. Sırplar, Karadzic’in mahkeme sürecini olabildiğince uzatmaya çalışıyorlar. Eğer Karadzic dava sürecinde ölürse soykırım hükmü çıkmadan ölmüş olacak. Aynı senaryoyu Miloşeviç ile kullandılar. Umarım yaptıklarının hesabını vermeden ölmez.

Miloşeviç yaptıklarının hesabını vermeden öldü(rüldü). Mladic halen kayıp. Karadzic ise, tıpkı Miloşeviç gibi, Amerika ve diğer Batılı ülkeleri suçluyor. Bu durum katliamların asıl sorumluları hakkında bir fikir verebilir mi?
Sırplar Bosna-Hersek’e saldırırken, bize yardıma geldiğini söyleyen uluslararası toplumun tüm üyeleri, olan bitenlerin tamamından sorumludur. Koydukları ambargolar sebebiyle, elimiz kolumuz bağlandı. Maalesef gerçekleştirilen soykırımlara karşı kendimizi savunamadık. Aynı zamanda uluslararası toplum içindeki her bir ülkenin farklı niyetleri vardı. Mahkemeye çıkarılan katiller, farklı niyette olanların duymak istemediği şeyleri söylüyorlar. Bu, neden katillerin hemen yakalanıp hapsedilmesi için çabalamadıklarını, neden tüm süreçleri uzatmaya çalıştıklarını açıkça izah ediyor.

Miloşeviç ve Karadzic’in, Lahey’de yargıç önüne çıkarılması kan ve gözyaşı üzerine kurdukları düzeni ortadan kaldırmak için yeterli midir?

İki yüz bin şehit ve bir milyondan fazla göçmeni geri getirmemiz mümkün değil. Acımız arşa ulaşıyor. Hiçbir yargı kararı acımızı karşılayamaz. Bu sebeple yeterli olmasa da bizim için olumlu bir adım.

Lahey Adalet Divanı aldığı kararla Srebrenitsa’da Boşnaklara karşı soykırım gerçekleştirildiğini kabul etmesine karşın, Sırpların bu soykırımı yaptığını kabul etmedi. Gerçekleştireni belli olmayan bir soykırımdan söz etmek mümkün müdür? Eğer birileri soykırım yapıyor ve bunun üzerine bir yapı oluşturabiliyorsa, Cenevre Soykırım Sözleşmesi`ne ihtiyaç var mıdır?
Sırplar, Bosna-Hersek’te soykırım yapmışlardır. Bu hususta hiçbir şüphe yoktur. Bunu tüm dünya biliyor. Maalesef, buna rağmen, Miloşeviç rejiminin sona ermemesi için uluslararası toplum sonuna kadar direndi. Bu sebeple bugün bu durumdayız.

Hitler rejimini sonlandırmak için de hiç bir şey yapılmadı. Sonrasında İkinci Dünya Savaşı esnasında gerçekleşen soykırımı inkâr eden bazı çevreler vardı. Tıpkı bugün Sırbistan’daki bazı çevrelerin Bosna-Hersek’te yapılan soykırımları inkâr ettiği gibi. Sırbistan trajedi yaşamadı çünkü uluslararası toplum onu kurtardı.

Bildiğim kadarıyla Srebrenitsa’da genetik anlamda Türk yok. Fakat Mladic, Srebrenitsa’yı işgal ettiğinde kameralar karşısında, “Türklerden intikamımızı aldık” diye konuşmuştu. Bunun anlamı nedir?

Bu katiller, Müslümanlıkla eş anlama gelen Türkleri sevmiyorlar. Onlar İslam’dan korkuyorlar. Çünkü İslam, hoşgörüyü ve birlikte yaşamayı öğütlüyor. Onların akılları geçmişte takılı kalmış. Bizler imparatorlukların değiştiği topraklarda yaşıyoruz ama bu artık geçmişte kaldı. Sırplar, tarihin hiçbir döneminde, bu topraklara hâkim olan büyük bir imparatorluğun yıkılışında önemli rol sahibi olmadılar.

Savaşın ardından Boşnaklar için neler değişti? Geleceğe yönelik neler yapılmalı?

Olumlu bazı gelişmeler var. Geleceğimizin kendi elimizde olduğunun ve uluslararası toplumla işbirliği yapmamızın zorunlu olduğumuzun farkındayız. Belki dünyayı değiştirecek gücümüz yok ama daha güçlü olmak hale gelebilmek adına bilinçli ve eğitimli olmaya çabalayabiliriz. Geleceğimizin ancak güçlü bir eğitimle teminat altına alınabileceğinin farkındayız. Çünkü sadece bildiklerimizi elimizden alamazlar.

Dayton’un, ateşkesin ötesine geçip, bir barış anlaşmasına dönüştüğünü söylenebilir mi?


Dayton, ateşkesi ve evlerinden sürgün edilen mültecilerin geri dönmelerini zorunlu kılıyordu. Ancak Sırplar, bu ikisinden sadece birini gerçekleştirip, ateşkesi yaptılar. Evlerinden sürgün edilen Hırvat ve Boşnakların geri dönüşüne izin vermediler. Sırbıstan’ın, Dayton Anlaşması ile tüm uluslararası toplumu kandırdığını herkes biliyor. Dayton Anlaşması’nın en kısa sürede değişmesini umut ediyorum.

Dayton Anlaşmasının mimarı Richard Holbrooke bile, anlaşmanın yeniden ele alınması gerektiğini söylemişti. Dayton’u gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?

Dayton Anlaşması’nın revize edilmesi, Amerika’nın Bosna halkına karşı vicdani yükümlülüğüdür. Dayton Anlaşması’nın imzalanma sürecinde cerrah rolünü üstlenen Amerika ve diğer batılı ülkeler, Bosna-Hersek topraklarını ameliyat ettiler. Ardından iyileşmemiz için çeşitli terapiler yaptılar. Ancak bu terapiler hiçbir netice vermiyor. Çünkü birinci ameliyatı gerçekleştirenler, Bosna-Hersek’in midesinde makas unuttular. Öncelikle ameliyatın yenilemesi ve unutulan makasın çıkarılması gerekiyor.

Demokratik anlayışa sahip olan herkesin bu devletin bir parçasıdır. Bu devlete saygısı olan her Boşnak, Hırvat ve Sırp’ın rahatça yaşayabileceği bir ülke oluşturmalıyız. Bosna-Hersek, kendisini yok etmek için çalışanların devleti değildir. Bizler, Bosna-Hersek’in varlığını korumak için her zaman çalışacağız.

Bosnalı gençlerin, 1992-1995 yıllarında neler yaşandığını, ne acılar çekilerek bu toprakların kazanıldığını bilmeden yetişmesine ne diyorsunuz? Kin ve düşmanlığı körüklemeden yaşananları unutturmamak için neler yapılmalı?

Bu hususta öncelikli görev bizlere düşüyor. Bizler çocuklarımıza tarihimizi öğretmeliyiz. Ben evimde ve eğitim verdiğim okulda bunu gerçekleştirmeye çalışıyorum. Bunları söylerken, savaş yıllarında ya da savaştan sonra dünyaya gelen Sırp çocukların, babaların yaptıklarından sorumlu tutulamayacağını da belirtmek isterim. Aslına bakarsanız Sırp halkı iyi bir halktır. Ancak onların şanssızlığı, Miloşeviç ve onun gibi düşünenler tarafından yönetilmiş olmalarıydı Miloşeviç ve onun çalışma arkadaşları ülkeyi kötü yönettiler, katliamlar yaptılar. Sırbistan yönetimi, halkını ‘soykırımın bir parçası olacakları’ yönünde yanlış bir şekilde yönlendirerek korku politikası izliyor. Sırbistan’ın yarısı, yapılan soykırıma karşıdır.
Bu sebeple, Sırbistan’daki yeni nesillerle, iş birliği ve komşuluk köprülerini yeniden inşa etmeliyiz. Eski meselelerin, uluslararası ceza mahkemelerinde, çözümlenmesi ise gelecek yirmi yılda ya da daha uzun bir süreçte olabilir. Sırplarla iletişime devam edeceğiz ama geçmişimizi unutmayacağız.

Bağımsız Bosna-Hersek’e giden yolda çok zorluklar ve acılar yaşadığınızı tüm dünya biliyor. Bunları yeni nesillerle paylaşmayı düşünüyor musunuz?


Evet, bir süredir kaleme aldığım, bazı anılarımı yayınlamayı planlıyorum. O yıllarda yaşadıklarımızı merak edenler ve gelecek nesiller adına dikkat çekici olacağını düşünüyorum.

Boşnaklar, bir bilge ve özgürlük savaşçısı olan Aliya İzzetbegoviç’i özlüyorlar mı? Onun yokluğunun meydana getirdiği boşluğu hissediyorlar mı?

Bizler, savaşta  kaybettiğimiz her bir askerimizi ayrı ayrı özlüyoruz. Özgürlüğe giden yolda liderimiz olan rahmetli Aliya İzzetbegoviç’i de çok özlüyoruz. Her insan gibi liderin de yaşamı bir gün nihayete eriyor. Fakat bizler, Aliya’dan aldığımız ilhamla, onun bizi bıraktığı mirası yaşatmak için mücadele etmeliyiz. Eminim, o da böyle olmasını isterdi.

Bağımsız Bosna-Hersek’in kuruluşunda önemli bir rolü olan rahmetli Aliya İzzetbegoviç’in, sizdeki karşılığı nedir?

O, benim dostumdu. Bosna-Hersek’in savunması için aynı tarafta duruyorduk. Bosna-Hersek’in özgürlüğe kavuşmasındaki çabalarından dolayı ona çok büyük saygı duyuyorum. Ailesine de çok büyük saygı duyuyorum ve halen iletişimimiz devam ediyor.

Savaş yıllarına dair hiç unutamadığınız bir hatıranız var mı?

Tudjman’a bağlı Bosnalı Sırp askeri gruplar bize saldırmaya başladı. Bosnalı Sırplar, Bosna-Hersek’in yarısından fazlasını işgal etmişlerdi. Her taraftan kuşatılmıştık; ne erzak ne de silah ya da mühimmat temin etmek mümkün değildi. Bu gurupların saldırı haberleri bizi şok etti. Tudjman’a bağlı askeri gruplar, etrafımızı sarınca Reuters muhabiri de içinde bulunduğumuz durumu fotoğraflamak için yanımıza geldi. O fotoğraf tarihimizin bir parçası ve benim için önemli bir hatıradır.

Dünyanın dört bir yanından gelerek Bosna-Hersek’i canları pahasına savunan mücahitler, Aliya İzzetbegoviç tarafından vatandaşlığa kabul edildiler. Fakat savaş sonrası birçoğu sınır dışı edildiler. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savaş esnasında bizim silah ve cephaneye ihtiyacımız vardı. Savaşçıya ihtiyacımız yoktu. Ancak savaş esnasında ülkemizin sınırlarını kontrol edemiyorduk. Bu sebeple birçok küçük savaşçı  gruplar ülkemize gelerek, bizimle birlikte ülke savunmasına katıldılar. Bu onlara bir üstünlük sağlamaz. Savaş zamanında Bosna-Hersek’e gelenler, savaş sonrasında da, kanunlarımıza uygun davranmalılar. Fakat kanunlar uygulanırken de, İnsan Hakları Sözleşmesi ihlal edilmemelidir.

Bosna-Hersek ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi adına önerileriniz neler?

İki ülke arasında daha fazla kültürel işbirliği, daha fazla ekonomik işbirliğine gidilmeli. Balkanların içinde bulunduğu çözümsüzlüğü ortadan kaldırmak ve barış vahası haline getirmek için Türk diplomatik yardımına ihtiyacımız var.

Son olarak Türk milleti ve devletine mesajınız nedir?


Siz, büyük bir milletsiniz. Aynı zamanda büyük devletiniz var. Dünyanın geleceğini şekillendirecek, daha adil bir dünyanın kurulmasını sağlayacak potansiyele sahipsiniz. Türkiye, sahip olduğu genç nüfusa paralel olarak, her sahada hızla gelişiyor ve etkinliğini artıyor. Bu durum bazılarının hoşuna gitmese de Boşnaklar, Türk milletini çok seviyor ve her başarınızda sizinle gurur duyuyorlar. Türkiye`nin, Londra’da ve Saraybosna’ya dönüşüm esnasında, yaptığı jestlerin beni çok mutlu ettiğini de ifade etmek isterim.

Teşekkür: Söyleşinin gerçekleşmesi ve tercüme edilmesindeki yardımlarından dolayı Elma Dervişbegoviç hanıma teşekkür ederim.

Dr. Eyup Ganiç Kimdir?


3 Mart 1946 tarihinde Yeni Pazar yakınlarındaki Sebeçevo köyünde dünyaya geldi.   1970 yılında Belgrad Üniversitesi’nde lisans eğitimini tamamladı. 1972 yılında aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1973 yılı sonbaharında Massachusetts Teknoloji Enstitüsü`nde yüksek lisans öğrenimine devam etmek üzere ABD`ye gitti.

1976 yılında Makine Mühendisliği Doktora lisans derecesini elde etti. Daha sonra, ABD`de akademik kariyerine başladı.
1982 yılına kadar Chicago Illinois Üniversitesi Enerji ve Makine Mühendisliği bölümünde öğretim görevlisi görev yaptı.    
1982 yılında Bosna-Hersek’e döndü. Saraybosna Üniversitesi ve UNIS şirketlerinde çalıştı. Rusya’nın Moskova Devlet Üniversitesi (Lomonosov, 1989) ve Moskova Baumana Teknoloji Üniversitesi (1990) konuk profesörü oldu.

Dr. Ganic, 1990 yılından bu yana Balkan bölgesinin en aktif siyasi liderleri arasında yer aldı. Kasım 1990 gerçekleştirilen Bosna-Hersek’in ilk demokratik seçimlerinde, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Üyesi seçildi. 1990-1996 yılları arasındaki dönemde, Başkan Yardımcılığı ve Başkan Vekilliği yaptı. Mart 2001 yılına kadar Bosna-Hersek Federasyonu Başkanı oldu.   

1995 yılından bu yana Bosna-Hersek Bilim ve Sanat Akademisi’nin bir üyesi ve 2005 yılı itibariyle tam üye (akademisyen) olmuştur. 2001 yılına kadar, Balkanlar ve Orta Avrupa`da demokrasinin gelişmesi için hizmet veren, Viyana`daki, Demokrasi Merkezi’nin kurucusu ve eş başkanı olarak görev yaptı. 1998 yılında MET Vakfı’nın eğitim yoluyla gelişme faaliyetleri.
Bosna`da Kadın Forumu ve türünün ilk örneği bir "Toplumsal Cinsiyet Merkezi" kurulmasını sağladı.

2003 yılında MET Vakfı’yla birlikte Saraybosna Bilim ve Teknoloji Okulu’nun açılışını gerçekleştirdi. Halen Saraybosna Bilim ve Teknoloji Okulu Başkanlığını yürütmektedir. Eyup Ganiç, Fahriya Ganiç’le evlidir. Emina ve Emir isminde iki çocukları bulunmaktadır.

  

Yorumlar