Duyuru

Sancak, neyimiz olur?

  /   5129   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç`in; "Berlin Kongresi`nden sonra Drina Nehri`nin diğer yakasında bırakılan, halkımızın daha az şanslı kısmı” diye ifade ettiği Sancak, Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova ile Sırbistan ve Karadağ saflaşması arasında tampon vazifesi gören özel öneme sahip olan bir bölge.

Bosna’dan evvel Osmanlı toprağı olan Sancak, Doğu ve Batı Avrupa’yı birbirine bağlayan stratejik konumu ve Adriyatik’e açılan önemli bir kavşak noktası olması sebebiyle, tarihin her döneminde önemini korudu. Bosna ve Kosova Savaşları esnasında, Sancak’taki akraba ve dindaşlarının yanına sığınan on binlerce mülteci, bu önemi bir kez daha hatırlattı.

Her ne kadar Bosna ve Kosova Savaşları bu bölgeyi teğet geçmiş olsa da, Sancak, Balkanlar’ın çatışma riski en yüksek bölgelerden bir tanesi olma özelliğini devam ettiriyor. NATO raporlarında “dünya üzerindeki on altı hassas noktadan biri” olarak gösterilmesi de bu riskin varlığına bir işarettir.

530 bin nüfuslu Sancak’ın, yüzde 67’si Boşnak, geri kalanı ise Sırp ve Karadağlı’dır. Buna rağmen AB üyeliği için sıra bekleyen Sırbistan ve Karadağ, birliğin felsefesine aykırı bir biçimde, bölge halkına karşı baskı, yıldırma ve asimilasyon politikaları uyguluyorlar. Ne var ki, Sırbistan ve Karadağ’ın farklı inanç ve kültürlere hayat hakkı tanımayan politikaları, Sancaklı Boşnakları daha fazla inanç ve kültürlerine sahip çıkmaya sevk ediyor. Hayatlarını İslam üzerine inşa eden Sancaklı Boşnaklar, “Sancaklı Müslüman Boşnak” kimliğine her geçen gün daha fazla sarılıyorlar. Fakat Sancaklı Boşnakların, dil, eğitim, ekonomi, siyaset ve dini temsil alanlarında sıkıntıları var.

Sancaklı Boşnaklar, 1990 sonrası dönemde yaşanan savaşlar ve özelleştirmeler sonrası kapanan fabrikalar ve iş yerleri sebebiyle, zorlu ekonomik koşullarda yaşıyorlar. Sancak’taki birçok aile, Kosova’da olduğu gibi, Sancak dışındaki akrabalarının ekonomik desteğiyle geçimlerini sağlıyorlar.

Sancak Müslümanları, ana dillerini, Türkçe, Arapça ve Farsça kelimelerle süslenmiş Boşnakça şeklinde tanımlasalar da, devlet otoritesi bunu kabul etmiyor. Sadece Sırpça ve Stokavca resmi dil olarak kullanılıyor. Ayrıca Türk, Arnavut ve Boşnak halklarına tahammülsüzlüklerle dolu müfredata göre eğitim almaya zorlanıyorlar. Milli tarih, edebiyat ve sanatlarına dair hiçbir şey öğrenemiyorlar. Birçok Sancaklı Boşnak, yakın geçmişe kadar, dışarıda eğitim almayı tercih ediyordu. Son dönemde açılan bazı fakültelerle bu sıkıntı kısmen aşıldı. Ancak diploma ve denklik hususlarında sıkıntılar devam ediyor.
Sancaklı Boşnaklar, Sırbistan ve Karadağ yönetimleriyle yaşadıkları sorunlar kadar, kendi aralarındaki siyasi ve dini temsil çekişmesinden kaynaklanan sorunlara da sahipler. Mesela, Sırbistan Parlamentosu’na girebilen iki Boşnak partisi bulunuyor: Sancak Demokratik Eylem Partisi ve Sırbistan Sosyal-Demokrat Partisi. Ancak Sancak Demokratik Eylem Partisi lideri Süleyman Uglyanin ve Sırbistan Sosyal-Demokrat Partisi lideri Rasim Lyayic’in arasında, yaklaşık 15-20 yıl boyunca devam eden, siyasi bir husumet bulunuyordu. İki siyasi lider arasındaki husumet hükümet kurulmasına mani olacak kadar ileri boyuta ulaşınca, Türk hariciyesi devreye girerek, liderler arasındaki husumeti sonlandırdı. Hali hazırda Süleyman Uglyanin, Gelişmemiş Bölgelerden Sorumlu Devlet Bakanı ve Rasim Lyayiç ise Çalışma ve Sosyal Politika Bakanı olarak, Mirko Cvetkoviç Hükümeti’nde yer alıyorlar.

Sancaklı Boşnakların siyasi bölünmüşlüğü yetmiyormuş gibi, 2007 yılında beri, dini temsil noktasında da bölünmüşlük yaşanıyor. Yaklaşık 15-20 yıldır devam eden çekişmenin sonunda bir grup imam, merkezi Yeni Pazar’da bulunan İslam Birliğinden ayrıldı. Bosna-Hersek İslam Birliğinden ayrılan bu imamlar Sırbistan İslam Birliği’ni kurdular. Her ne kadar Sancaklı Müslümanlar, Sancak Müftüsü olarak Muammer Zukorlic’i kabul etseler de, bu iki başlılık, gerek müftüler ve gerekse Müslümanlar arasında dönem dönem gerginliklere sebep oluyor.

Sancaklı Boşnakların önündeki bir diğer sorun ise, bölgenin statüsünün tanımlanmasıdır. 1990 yılında yayınlanan SDA Deklârasyonu’nda statü sorununun çözümü adına özerlik talep edilmişti. Her ne kadar bu talep karşılanmasa da, Eylül 2003’de AB ve Avrupa Komisyonu’nun sıkıştırmasıyla, Sırbistan-Karadağ, Sancaklı Boşnakları ayrı bir azınlık olarak tanımak zorunda kaldı. Ancak, 2006 yılında Karadağ’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle, Sancak’ın statüsü meselesinde en büyük kırılma meydana geldi. Osmanlı döneminde ve sonrasında dönem dönem sınırları daralmış olmasa da bütünlüğünü muhafaza etmeyi başaran Sancak, böylelikle ikiye bölündü. Sancak bölgesindeki 11 vilayetinden 6’sı Sırbistan, 5’i ise Karadağ topraklarında kaldı.

Sancak’ın bölünmesi, kendi kendini yönetme, nüfusları nispetinde eğitim, sağlık, güvenlik kurumlarında temsil talep eden Boşnakların, bu haklarından mahrum kalmasının yanında, hızlı bir asimilasyona uğrama tehlikesini de gündeme getirdi. Bu tehlikeye karşı Sancaklı siyasi ve dini liderlerin, çekişmeyi bir kenara bırakıp, birlikte hareket etmeleri öncelikli şarttır. Ancak bu bütünleşme sağlandıktan sonra Sancaklı Müslüman Boşnaklar için, genişçe tanımlanmış bir özerklik yeniden gündeme gelebilir.

Dünyaya Yeni Söz Gazetesi

  

Yorumlar