Duyuru

Kâbe’ye yürüyen Boşnak: Senad Haciç

  /   3519   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  


Ayhan Demir – Yeni Akit

ayhan_demir@hotmail.com

Tabii güzellikleri kadar, akan kan ve gözyaşıyla kendisinden söz ettiren Balkan ülkesi Bosna’nın, bu ismi nereden aldığına dair birçok rivayet bulunuyor. Hakan Albayrak, bu rivayetlerden bir tanesini Ebuzer isimli kitabında şu şekilde anlatıyor:

“İgman dağının eteklerinde İsevi dervişler yaşarmış. Bunlar İncil’de bahsi geçen son Peygamberi beklerlermiş. Bir gün “Vakit tamam, artık gelmiş olmalı” deyip son peygamberi bulmak ümidiyle yalın ayak yola koyulmuşlar. Yıllarca yürümüşler. Binlerce kilometre yol katetmişler. Ayakları kana bulanmış. Derken Medîne-i Münevvere’ye varmışlar. Medine’de önlerine çıkan ilk adama “Biz Allah’ın elçisini arıyoruz. Adı Muhammed” demişler. Adam “Ne yazık ki geç kaldınız. Allah’ın elçisi dün öldü” demiş. Dervişler içli içli ağlamaya başlamışlar.”Ben Hattab oğlu Ömer” demiş adam. “Elçinin yakınıydım. Buyrun mescide geçelim, biraz soluklanırsınız. Bu arada ben size elçinin getirdiği mesajı anlatırım.”

Dervişler teklifi şükranla karşılayıp, Peygamber mescidini kanlı ayaklarıyla kirletemeyeceklerini söylemişler. Bunun üzerine Ömer bin Hattab onlara sarı mesler hediye etmiş. Dervişler mesleri öpüp bağırlarına basmışlar. “Bir Peygamber dostunun hediyesini ayağımıza süremeyiz” demişler.”Siz kimlersiniz?” diye sormuş Ömer bin Hattab.

“Biz Igumanlarız” demiş İgumanlar.

“Geldiğiniz ülkenin adı ne?”

“Geldiğimiz ülkenin adı yok.”

“Peki, sizin dilinizde yalınayak nasıl denir?”

“Bos.” “O halde ülkenizin adı biraz sizin dilinizden, biraz bizim dilimizden BOSNA olsun.” Yalın ayağımız.”

Bu rivayetin gerçeklik payı ne kadardır onu kestirmek zor. Ancak Senad Haciç isimli bir Boşnak, yukarıda anlatılana benzer bir hikâyenin kahramanı olarak aramızda bulunuyor.

Senad Haciç, 47 yaşında bir Boşnak. Üniversite öğrencisi olduğu dönemde, altın yıldız başarı ödülüne layık görülmüş. Bir süre üniversitede asistanlık yaptıktan sonra ayrılmış. Bugünlerde yazarlık yapıyor. İslam ve Allah ile alakalı bazı kitaplar kaleme almış.

Senad Haciç, yıllardır Hacc ibadetini gerçekleştirmeyi arzulasa da, uçak ya da otobüse verecek kadar parası hiç olmamış. Maddi imkânsızlık, onun içindeki Mekke, Medine ve Kâbe aşkını söndürememiş. Aksine, daha da alevlendirmiş. Son iki yıldır, Hacc ibadetini gerçekleştirmek için Bosna-Hersek’in Tuzla şehrinden, Mekke’ye yürüyerek gitmeyi düşünüyormuş.

“Her işte önemli olan niyet etmektir” diyen Senad Haciç, bu niyetini gerçekleştirmek adına, 10 Aralık 2011’de harekete geçmiş. Tuzla şehrine 40 kilometre uzaklıktaki Banoviç kasabasından başlattığı Hacc yürüyüşünde, bin 600 kilometreyi geride bırakmış.

Bosna, Sırbistan, Bulgaristan ve Edirne’yi, 65 günde yürüyerek geçen Senad Haciç, birkaç gün önce İstanbul’a ulaştı. Cumartesi günü, Bosna-Hersek’in Preporod gazetesinde yazarlık ve Federal Radyo’da programcılık yapan Edvin Kanka Çudiç ile birlikte, Senad Haciç’i karşılamaya gittik. Uzun uzun konuştuk, dertleştik. Senad Haciç, İstanbul’daki ilk televizyon röportajını Tek Rumeli TV’ye ve ilk gazete röportajını Yeni Akit’e verdi.

Senad Haciç, yürüyüş güzergâhını kendisi hazırlamış ve tam üç kez değiştirmiş. “Benim hayatımda hiçbir zaman lüks yaşam ihtirasım olmadı” diyen Senad, çok bilinen bir mekânın önü yerine, anne ve babasının mezarı başında dua ederek yola çıkmış. Yol boyunca, birçok kez köpeklerin saldırısına uğramış, bir buçuk metrelik kar ve eksi 27 dereceyi bulan soğukta yürüyüşünü sürdürmüş. Ancak bunların hiçbiri kendisini yıldırmamış. Karşılaştığı her zorlukta Mekke, Medine ve Beytullah’ı düşünerek yürüyüşünü sürdürmüş.

Bosna-Hersek İslam Birliği ve Suudi Arabistan makamları, Senad’ın bu yolculuğu sağ salim tamamlayabileceğine pek inanmamışlar. Hatta Sırbistan ya da Bulgaristan’ın herhangi bir yerinde yorgunluktan bitap düşeceğini söylemişler. Ne var ki, o İstanbul’a kadar ulaşmayı başardı. Geride bıraktığı bin 600 kilometreye rağmen hala dinç ve enerji dolu.

Bugün, Senad Haciç’in, İstanbul’daki son günü. Yarın (Çarşamba günü) Boğaziçi Köprüsü’nden geçerek, Ankara’ya doğru yürüyecek. Ankara’dan sonra Kayseri ve Kahramanmaraş’a gitmeyi planlıyor. Elbette, yürüyüş durumuna göre belirlenecek, bazı ara duraklar da olacaktır. Haciç, Türkiye’den Suriye’ye geçerek yola devam etmek istiyor. Eğer bu mümkün olmazsa, Irak üzerinden yoluna devam etmeyi planlıyor.

Senad Haciç’in Türk halkından tek bir talebi var: Bu kutsal yürüyüşü sağ salim tamamlayabilmesi için kendisine dua etmemiz. Allah (c.c), kendisinin “Nur yolu” (Put svjetlosti) olarak isimlendirdiği bu kutsal yolculukta, Senad Haciç’in yar ve yardımcı olsun.

Not: Senad Haciç’in tek talebi dua olsa da, kendisine rastlarsanız, birlikte bir bardak su ya da kahve içmeyi teklif edebilirsiniz.

  

Yorumlar