Duyuru

Suriye, Srebrenica olabilir mi?

  /   3278   /   28 Ağustos 2014, Perşembe

 Yazdır

  

 

Ayhan Demir

ayhan_demir@hotmail.com

Suriye’de, geçtiğimiz yıl 15 Mart’ta başlayan ‘muhalefet hareketinin’ üzerinden tam bir yıl geçti. Reform talebiyle başlayan sivil gösteriler, gittikçe yayıldı. Buna paralel olarak, Baas rejiminin, baskı ve şiddet uygulamaları da arttı.

Baas rejimi, muhaliflerin reform taleplerine kurşunla cevap verince, muhalifler için, Esad’ın iktidarı terk etmesini talep etmekten başka çare kalmadı. Esad’ın bu talebe cevabı, şiddetin derecesini artırmak ve daha çok sivili katletmek oldu.

Baas rejiminin kanlı zorbalığına, hazırlıksız ve çok parçalı bir koalisyondan oluşan muhalifler de silahla karşılık verince, korkulan, mezhep eksenli bir iç savaşa doğru bir adım daha atılmış oldu.

Tüm bunlar olup biterken, İsrail, Amerika ve İngiltere’nin başını çektiği Batılılar, ülkedeki kaos ve kanın artması adına, ellerinden geleni yapıyorlar. Onlar için Suriyelilerin nasıl bir ülkede yaşamak istediğinden ziyade, kaostan sonra kurulacak yeni yönetimin, kendilerine hizmet edip etmeyeceği; daha açık ifadesiyle, bir sonraki hedef konumundaki İran’a müdahaleyi destekleyip desteklemeyecekleri önem arz ediyor.

Suriye’nin, küresel denge oyununda böylesine stratejik bir konumda bulunması, insani değerlere inanan herkesin, çok dikkatli bir dil kullanmasını zorunlu kılıyor. Ancak Türkiye, şuana kadar, bunu başaramadı. Şam yönetimiyle köprüleri ilk atan Ankara oldu. Öyle ki, Suriye’de kaybolan gazetecilerimiz için bile direkt müzakere yürütemiyoruz. Bu duruma gelinmesindeki en önemli sebep, Suriye söylemimizin, Londra ve New York ile paralellik arz etmesidir. Bu söylem paralelliğini bir örnekle ifade edelim ki, ne söylemek istediğimiz daha net anlaşılsın.

Hatırlayacaksınız, İngiliz gazeteci Paul Conroy, Suriye’de yaşananları Srebrenica’ya benzeterek; “Suriye’de sivil nüfusun sistematik bir şekilde katledildiğini gördüm. Yaşanan vahşet Srebrenica ve Ruanda’da yaşananları andırıyor” demişti.

Aynı şekilde, Independent gazetesi yazarı Robert Fisk de, Humus’u Srebrenica’ya benzetmişti. Hatta Fisk, işi biraz daha ileri götürerek; “Srebrenica’da Sırp saldırısından önce esrarengiz biçimde kurtarılan yerel Müslüman komutan Naser Oriç, 1990’dan beri şehirdeki Sırp sivilleri öldürüyordu” demişti. [Humus Srebrenica’da olanların bir yansıması mı?, Star, 8 Mart 2012]

Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu da benzer bir yaklaşımla; “Alandaki durum gittikçe Saraybosna’yı, Srebrenica’yı andırır bir tabloya doğru gitmektedir” dedi.

Peki, bu benzetmeyi kabul etmek mümkün mü? Bu konuya değinmeden önce Robert Fisk’in, Suriye’de yaşananları fırsat bilip, Srebrenica kahramanı Naser Oriç’e yönelik iftiralarına bir cevap vermek gerekiyor.

Naser Oriç, Fisk’in iddia ettiği gibi bir ‘katil’ değil, ‘Torbari’ isimli direniş örgütüyle Srebrenica’yı savunmuş bir Boşnak vatanseverdir. Oriç, hakkındaki iddialarla ilgili olarak, Lahey’de yargılandı ve beraat etti. O, Srebrenica katliamından ‘esrarengiz biçimde’ kurtulmadı. Katliamdan birkaç gün evvel gelen bir emirle, Tuzla şehrine gitmişti. Naser Oriç, 2009 yılında kendisiyle gerçekleştirdiğim söyleşide, bu gönderilme olayını şu şekilde ifade etmişti: “Askerlerimiz, cahilliklerinden, sanki bir şey yapacakmışız gibi beni Tuzla’ya çağırdılar. Gittim ama bir şey yapmadık.”

Gelelim, Suriye-Srebrenica benzetmesine…

Suriye’deki Baas rejiminin, muhaliflere yaklaşımının ‘insan avına’ dönüştüğü bir gerçek. Ancak, 1992-95 Bosna Savaşı ile bugün Suriye’de yaşananlar arasında önemli farklar var. Öncelikle Suriye’de yaşananlar, bir iç savaştır. Buna karşılık, Bosna-Hersek’te yaşananlar, bir ülkenin, bağımsızlığını ilan etmiş ve Avrupa Topluluğu başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesi tarafından tanınmış bir ülkeye yönelik saldırı idi.

Srebrenica, Tuzla, Foça ve Saraybosna, BM Güvenlik Konseyi’nin 819 [16 Nisan 1993] ve 824 [6 Mayıs 1993] sayılı kararlarıyla, ‘Güvenli Bölge’ ilan edilmişti. Ancak, BM Güvenlik Konseyi, bilinçli bir şekilde, görevini yerine getirmekten imtina etti. Neticesinde, bağımsız bir devletin halkını ortadan kaldırmaya yönelik soykırımlar yaşandı. Aksini düşünmek, Lahey Adalet Divanı’nın, “Srebrenica’da yaşananlar soykırımdır, ancak Sırbistan katliamdan sorumlu tutulamaz" kararına zemin teşkil eden “Bosna-Hersek’te yaşananlar bir iç savaştır” tezini kabul etmek anlamına gelir.

Suriye ile Srebrenica arasında kurulan bu benzerlik, “Domates kırmızıdır. Biber de kırmızıdır. O halde, domates acıdır” mantığını çağrıştırıyor. Keşke bu benzetme, olayları iyi analiz edemeyen iki İngiliz gazetecinin yorumlarından ibaret olsaydı. Keşke bu benzetme, bir dönem Bosna-Hersek’in Malezya Fahri Büyükelçiliği’ni de yapan Sayın Ahmet Davutoğlu yerine, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelseydi.

YENİ AKİT

 

  

Yorumlar