Duyuru

Arnavutlar Bizim Ciğerimiz

Arnavutluk Haberleri - Röportajlar

  /   963   /   03 Ekim 2014, Cuma

 Yazdır

  

Gerçek Hayat :Balkanların neredeyse en eski kavimlerinden olan Arnavutlar niçin böyle parçalanmış bir halde?

 

Gürkan Biçen: Arnavutlar Balkan bölgesinin hemen hemen en eski kavmi olmakla birlikte bölgeye gelen diğer halklarla kıyaslandığında bir hinterlanda sahip olmadıkları için kendi varlık ve güçlerinden ziyade daha büyük bir gücün bölgedeki kurucu , koruyucu ve yürütücü kolu olarak önem kazanmışlardır. Arnavutların da içinde yer aldığı İllirya’nın kısa süreli varlığı dışında Arnavutları tam anlamıyla kendilerinin olan siyasi ve askeri bir gücün sahipleri olarak göremesek de, onları, Roma imparatorları, yüksek kumandanları, valileri ve bölgede Roma’dan kalan boşluğu dolduran Osmanlı İmparatorluğu’nun temel askeri güçleri ve idari kadroları arasında çok seçkin noktalarda görebiliyoruz. 1908’de Talat Paşa ile görüşen Avlonyalı Ekrem Bey’e Talat Paşa; “Siz Osmanlı İmparatorluğunun bütün dönemlerinde tebaa ve reaya olarak değil, aksine efendi ve amir olarak yaşadınız. (…) Fakat dikkat edin! Arnavutluk çok küçük ve çok fakirdir, Arnavutlar ne iyi yurttaş ne de iyi işçidir, ancak iyi amir ya da daha iyisinden haydut olabilirler …” derken imparatorluk sathına dağılmış yüzlerce Arnavut yöneticiyi gören Ekrem Bey’in de doğruladığı bir hususu işaret ediyordu.

 

Gerçek Hayat: Arnavut milliyetçiliğinin doğmasına neden olan kırılma noktası nedir? Rüzgar ne zaman tersine döndü?

 

Gürkan Biçen: Bugünün Arnavut halkını anlayabilmek için Arnavutların kara günler, Osmanlı tarihçilerinin ise Vakayı Hayriyye olarak değerlendirdiği Yeniçeri Ocağı’nın ilgası  ve Bektaşi tarikatının dağıtılarak mallarına el konulmasına kadar uzanmak gerekir. Ama daha yakın bir projeksiyonu Osmanlı – Rus Savaşı akabinde bölgede Arnavutlar aleyhine değişen dengelere tutabiliriz. Osmanlı’nın Arnavut topraklarındaki hakimiyetinin, bu toprakları koruma kapasitesinin tartışılır hale gelmesi Arnavut kavmiyetçiliğini tetikleyen olayların en önemlilerindendir. Arnavut topraklarını Arnavutların koruyabileceği fikri, Berlin Konferansında Arnavut toprakları aleyhine yer alan hükümler İstanbul ile Arnavutların arasının açılmasına sebep olmuştur. Bu dönem Arnavut kavmiyetçiliğinin kendisini Türklerin dışında var olan bir halk olarak tanımlamasıyla ifade edilebilir. Bunun en belirgin örneği Sami Frasheri’nin sözleridir. Arnavutluk, Geçmişi, Bugünü ve Geleceği isimli kitabında Sami Frashëri şöyle yazıyordu:

 

Türkler nedir? - ellerinde üvendire ile Kuzey Asya'nın çöllerinden gelen vahşi bir ulus. Vahşilikleriyle medeni dünyanın en güzel ülkelerini işgal ettiler; ve sonra onları soydular, alt üst ettiler ve yaktılar, günümüzde bütün dünyaya korku salan tiranlık ve yoksulluk altında onları tutmaktalar. Yüz yıllardır inleyen bu ülkelerin birisi de Arnavutların gafleti sebebiyle diğerlerinden daha fazla bu tiranlık altında inleyen zavallı Arnavutlardır. Türkler dünya yüzeyine dolu ve kar gibi yağan insanlardır. Hunlar, Moğollar, Avarlar, Gotlar ve dünyanın yarısını yakarak, altüst ederek ve kana bulayarak işgal eden diğer yığınla vahşi insanlar bugün neredeler? Türklerin dostlarından daha fazla yaşama hakları yoktur; bugüne kadar sebepsiz bir hayat sürdüler, ve daha fazla bir gün bile yaşamaya hakları yoktur, zira şimdiye kadar bütün dünya gibi bir ulus ve hükümet kurmadılar fakat hala sonsuza kadar vahşet ile birlikte yaşamak istiyorlar. İnsanlığın hatırına kaybediyorlar ve kaybetmeliler; fakat bizimle ne işleri var ki bizi de kendi yok oluşlarına çekmek istiyorlar? Bizim onlarla ne işimiz olur? Biz [Avrupa'ya] onlarla mı geldik? Asla! Biz Asya’nın çöllerinden gelen Türkler değiliz. Biz Avrupa'nın en eski insanlarıyız; Avrupa topraklarında diğer uluslardan daha fazlasını talep etmek hakkına sahibiz (S. Frashëri 1999: 71-72).

 

Arnavut kavmiyetçilerinin tüm gayretlerine rağmen II. Abdulhamid döneminde Arnavut halkının ekseriyeti bu tür fikirlere rağbet etmemiştir. Öyle ki, Arnavut bölgesinde kendini ‘Arnavut’ olarak tanımlayan insan sayısı kayda değer bile değildir. Arnavutlar kendilerini kelimenin Osmanlı’da yüklendiği dini mana ile “Türk” olarak tanımlamayı tercih etmişlerdir. O dönemin Müslüman Arnavut toplumu için ayrım, ‘Türk’ ve ‘Gavur’şeklindedir. Bu ayrımın 1930’lu yıllara kadar açıkça kullanıldığını görmekteyiz. Bugün dahi ‘Türk’ kelimesinin Arnavut dilindeki bir anlamı da ‘Müslüman’dır.

 

Gerçek Hayat: Türk kelimesinin anlamı Arnavut halkının lügatinden nasıl silindi, nasıl olumsuz anlam taşımaya başladı?

 

Gürkan Biçen: Ne var ki, Jön Türklerin imparatorlukta başlattığı Pan-Türk hareketin akabinde Arnavut kavmiyetçilerinin yürüttüğü dava revaç bulmaya başlamıştır. Kristoforidhi'nin Lef Nosi'ye Durës'den 1909'de gönderdiği bir mektupta; “Müslümanlar 'Arnavut' veya 'Arnavut' dili kelimesini bile duymak istemiyorlardı;Genç Türkizm onları fanatizme kaydırdı” ifadesine yer verilmiştir. Tüm bunlara rağmen,Arnavut kavmiyetçileri dahi bu davanın yıkılmak üzere olan devletin enkazından Arnavut halkını kurtarma gayesine matuf olduğunu savunuyorlardı. Refik Toptani 1912 yılı 26 Kasımında bağımsızlık ilan ettiğinde gerekçeyi şöyle sunmuştu:

“Ey kardeşlerim! Bu gün olayların bizi Türk kardeşlerimizden ayrılmaya ve yüz yıllardır üzerimizde dalgalanan bayrağı indirmeye ve yerine kendi hükümet ve Arnavut bayrağını koymaya zorladığınısöylemek zorunda olmak çok derin bir ızdırap ve acı vermektedir.”

 

 

 

Gerçek Hayat: Bütün bu Türk düşmanı edebiyat Enver Hoca’nın işini kolaylaştırmış olmalı?

 

 

Gürkan Biçen: Enver Hoxha’nın demir yumruğu altında İslam’ın tüm görüntülerinden arındırılan ve dünyanın ilk ve tek ‘ateist devlet’i ilan edilen Arnavutluk, Arnavut halkındaki  İslam’a yönelik aidiyet duygusuna karşı yürütülen savaşın en barbar şekillerle ortaya konduğu bir yer olmuştu. Bilimsel ateizm adı altında eğitim müfredatına konulan dersler, toplumun dinden arındırılması için basılan kitaplar, yapılan filmler ve her türlü propaganda malzemesi ile Arnavut halkı basit dini bilgilerden dahi uzaklaştırılmıştı. Yönetimleri boyunca komünistlerin üstlendiği kültürel savaş “lufta kundër zakoneve prapanike” veya "eski uygulamalara karşı savaş" olarak bilinmekteydi. Bu savaş sanat ve medya, okul kitapları ve devlet propagandası yoluyla verilmekteydi. Komünistler "dili temizleme" reformları boyunca yüzlerce Türkçe kelimeyi Arnavut dilinden çıkardılar. Medya ve sanatlarda, sosyalist realizmin yeni insanını yaratmak için kökünün kurutulması gereken feodal geçmişin sembolleri olarak Müslümanları ve Türk yetkilileri gösterdiler. Bu zaman içinde yüzlerce roman ve sinema üretildi (örn. “Kana bulanmış Toprak” (1976), "İkinci Kasım" (1982)  ve Mükemmel (1948) Müslüman din adamlarının ve feodal yöneticilerin özgür ve ilerici Arnavutları baskı altında tutar gösterildiği feodal ve Osmanlı dönemi Arnavutluk’un komünizm öncesi kurumlarını betimler. Arnavutluk Türk esareti altında acı çekiyor olarak betimlenmektedir ("Hayat ve Ölüm" (1979) filminde). Arnavut dilini ve ulusunu ortadan kaldırmak isteyen Türk bağnazlar için ilham kaynağı olarak İslam ve Kur'an gösterilirken, Komünist tarih yazımının ve sanatının ana tezi Osmanlı işgali ve Arnavutluk üzerindeki beş yüzyıllık hükümranlığının ülkenin Avrupa'daki doğal gelişimini kestiğini ve ülkeyi beş yüzyıllık karanlığa gömdüğüdür. Komünistlerin Osmanlı geçmişe karşı savaşları çok başarılıydı. Bu tez, Hasimja'nın gösterdiği gibi, 1989'da, Arnavutların yeni kuşağından neredeyse tüm Müslüman isimleri silmeye yönlendirecek kadar güçlüydü. Bu süreç sadece dinin değil, temelde insani hassasiyetlerin ve daha özelde Arnavut halkına has karakteristik özelliklerin törpülenmesi ile sona erdi.

 

Arnavut halkının komünizm sonrası yaşamakta oldukları da bu anlatılanlardan farklı değildir. Arnavutluk’un Nobel ödüllü yazarı, ‘Ulusun babası’ İsmail Kadare, Arnavut halkının yüzünü çevirmesi gereken yönü 1999’da şöyle açıklıyordu; “Beni ilgilendiren tek şey Arnavutluk'un intibakı, Batı'ya bağıdır. Arnavutluk Doğudan bıktı... Doğu Arnavutlar için Polonyalılar, Çekler ve Macarlar için olduğundan daha kötüdür, zira Arnavutlar için Doğu Sovyet, Çin, Osmanlı Doğusu demektir... Başka bir deyişle, Doğu bir felakettir bir afettir. Arnavut kültürü Arnavut iştiyakı Doğuyla bağları kesmeye çabalar.”

 

Komünizm sonrası Arnavutluk yüzünü gerçekten de Batı’ya çevirmiştir. Bu, Batı’nın dini algısının da kabul edilmesi sürecini de beraberinde getirmiştir. Bugün Arnavut halkının Türklerin zorla dayattığı söylenen İslam’dan kendi öz dinleri olduğu iddia edilen Hristiyanlığa geçmelerini sağlamak için Batı Dünyası yoğun bir faaliyet içindedir. Arnavutluk’ta bulunan yabancı dini misyon sayısı 290 civarındadır ve bunların 256’sı Hristiyan misyoner teşkilatlarına aittir. Yine Arnavutluk devletinin bürokrasisi, siyaseti, akademik kurumları ülkenin yüzde otuzunu oluşturan Hristiyan unsurun elindedir.

 

Mesela, Arnavutluk’un bir evvelki cumhurbaşkanı Alfred Moisiu 2005 yılında yaptığı bir açıklamada, Arnavutların çoğunluğunun Müslüman olduğunun doğru olmadığını, Arnavutların aslen Hristiyan olduğunu ve eğer bir Müslüman Arnavut’u kazısanız altından bin beş yüz yıllık bir Hristiyanın çıkacağını ifade etmiştir. Benzer şekilde Rexhep Meydani’de Müslüman Arnavutların Arnavutluk’taki oranının sanıldığı gibi %70 değil, ancak %36 kadar olduğunu ileri sürmüştür. Müslüman Arnavut kimliğine yönelik saldırılar böylesine yoğun ve sürekli olmasına rağmen Müslümanların bu saldırılara cevap verecek gücü de yoktur.

 

Gerçek Hayat: Elde sağlıklı rakamlar var mı?

 

Gürkan Biçen: Arnavutluk’ta çok uzun zamandır dini temelli nüfus sayımı yapılmamaktadır ancak bilinen son kayıtlar, ki 1937 tarihlidir,  ve bunların tahmini güncelleştirilme sonuçları itibariyle bugün için Arnavutluk halkının %70’inin Müslüman, %20’sinin Ortodoks ve %10 kadarının da Katolik olduğu kabul edilebilir. Müslümanların ise %53’ü Sünni ve %17’si Bektaşi olarak tahmin edilmektedir. Arnavutluk Cumhuriyeti laik bir devlettir ve devlet din hizmetlerine karışmaz. Din hizmetlerinin yürütülmesi için para ayırmaz, okullarda din dersleri vermez, verdirmez. Bunların dışında yer alıp az sayıda mensupları olan birçok dini cemaat de vardır. Protestan Kilisesi ise Amerika’nın sınırsız desteği ile büyümektedir.

 

Gerçek Hayat: Dini hayat ne durumda? İslam bugün Arnavutlar için ne anlam ifade ediyor?

 

Gürkan Biçen: Geçmişte Türklük ve Müslümanlık aynı şeyken bugün Müslümanlık dini anlamını bile kaybetmiş ve kişinin atalarının Osmanlı sistemindeki yerini işaret eder bir hale gelmiştir. Yani, Müslüman’ım diyen bir kişinin aynı zamanda ateist olduğunu öğrenmeniz ve bu durum için onun çok basit bir açıklama getirmesi, ‘dedem Müslüman’dı’ demesi mümkün.

 

Ancak, Balkan coğrafyasında yaşayan ve halen istatiksel de olsa  Müslüman unsurun temel taşıyıcısı olan Arnavut halkının Müslümanlığının tarihi bir kaza oluşu yönündeki yoğun propagandaya ciddi argümanlarla karşı konulmadığı takdirde yakın gelecekte bizi bekleyen tartışma Arnavut halkının Hristiyan kimliği olacaktır.

 

Bugün tüm Arnavut bölgesinde yükseltilen ve Arnavut halkına empoze edilen değerler sisteminin temelini“Avrupalı, Beyaz ve Katolik” Arnavut miti oluşturmaktadır. Dün Tiran’da olan İskender Bey heykelleri bugün Üsküp ve Priştine’dedir. Arnavut halkının tarihi önderinin Türklere karşı savaşarak Avrupa medeniyetini savunduğu iddia edilen İskender Bey; dini önderinin Vatikan tarafından azize ilan edilen Rahibe Terasa ve entelektüel önderinin Arnavut kimliğini Hristiyanlık temelinde yeniden kurma gayretinde olan İsmail Kadare olduğu anlatılmaktadır. Halk tabakası bilgisiz ve elit kesim ise yüzünü Batı’ya dönmüş haldedir.

 

Tüm bunlara rağmen Arnavut halkının doğru ve yeterli bir ilgi ile Müslüman Dünya’ya döneceğini söylemek mümkündür. Zira Müslümanlığa olan bu bakışın temel sebebini cahillik ve çaresizlik oluşturuyor. Makedonya gibi İslami geleneğin nispeten korunduğu bölgelerde Müslümanlık aleyhine olan propagandanın etkisinin daha zayıf olduğunu görebiliyoruz.

 

Kosova ise şu an dini tanınma ile uğraşamayacak kadar siyasi tanınma ile meşgul. Yine, Kosova’daki siyasi kadronun hemen hemen tamamı eski Marksistlerden oluşmakta. Kosova Arnavutları için lider olarak öne çıkarılan İbrahim Rugova’nın ise ateist geçmişi ve Vatikan’a yakınlığı bilinen bir gerçeklik.

 

Hülasa, Arnavut halkı Müslümanlık açısından karışık duygular içindedir. Onları istikamete sokmak ise bizim vazifemizdir.

 

Gerçek Hayat: Durum bu kadar mı kötü?

 

Gürkan Biçen: Balkanların tamamında Müslümanların durumu kötüdür ancak bunun uç noktasını Arnavutluk oluşturmaktadır. Arnavutluk’ta dini gelenek yerle bir edildiği için her şey sıfırdan başlatılmıştır. 1990 sonrası Arap Müslümanların ülkeye gelişi dini açıdan bir  canlanma sağlamıştır. Ancak 1997’de Berisha’nın iktidarının iç savaş denilebilecek olaylarla son bulmasıyla birlikte iktidara gelen sosyalistler Arapları ülkeden kovmaya başlamış ve onların inşa etmeye çalıştığı Müslüman sivil toplum unsurlarını yok etmişlerdir. Bugün için Arnavutluk’ta ciddi bir Arap kurumu bulunmamaktadır. Ancak Araplar faaliyet gösterdikleri süre içinde birkaç bin kadar Selefi Müslüman yetiştirmeyi başarmışlardır. Bu Müslümanlar dar bir bakış açısına sahip olup çok zaman (Arnavutluk’ta şii olmamasına rağmen şii karşıtı deklarasyon yayımlamak gibi) anlamsız işler yapmaktadırlar.

 

Türkiye destekli bazı kurumlar kısa vadeli projelerle uğraşmakta, Müslümanların sosyal ve siyasal açıdan kendilerini ifade etmelerini sağlayacak araçlara ilgi göstermemektedirler. Yukarıda da görüldüğü gibi Müslümanların kendilerini ifade eden ciddi bir radyo televizyonu olmadığı gibi politik bir gazeteleri dahi yoktur.

 

Gerçek Hayat: Oysa biz buradan bakınca, son yıllarda Balkanları uçtan uca dolaşan Ramazan konvoyları vb. etkinliklerle işlerin yoluna girmeye başladığını düşünüyorduk…

 

Gürkan Biçen: Müslüman Arnavutlara Ramazan aylarında gönderilen iftar çadırları, kurbanda ikram edilen kurbanlıklar, evet bir ülfet sağlayabilir ama bunlar Müslümanların sosyal ve siyasal gücünü arttırmaz. Müslümanların temsil kabiliyetini yükseltmez. Onların anlayış ve bilgilerine ekstra bir şey katmaz. Müslüman Dünya Arnavut Müslümanlarının ihtiyacı olan şeyin kimlik bilinci olduğunun ayırdına varmalıdır. Herkül Millas’ın Tekirdağ’daki 2.Balkan Kongresinden sonra yazdığı gibi, Türkiyeli Müslümanlar, Balkan halklarının Türklerle ortak bir tarihe sahip oldukları yönünde bir söylemi paylaşmadıklarını bunu ancak bizim dillendirdiğimizi fark etmelidirler. Bu arada, Balkan Müslümanlarının hiçbir derdine deva olmayan ancak yapanlara para kazandıran Balkan Sempozyumu, Balkan Kongresi gibi isimlerle maruf dev ve masraflı organizasyonlardan kaçınmalıdırlar. Türkiye’deki, en azından Balkanlarla ilgilenen, her bir Müslüman da yardım kuruluşlarımızın yaptığı böylesi dev organizasyonların neticelerini takip etmeli, onları bu hususta hesap vermeye zorlamalıdır. Unutmamamız gereken temel şey samimiyetin yeterli olmadığıdır. Küresel bir hesaplaşmanın Balkan ayağında Müslümanlar için dayanak noktası olabilecek sayıya sahip bir halkın yeniden kazanılması veya kansız bir Endülüs vakasının yaşanacak olmasından bahsettiğimiz göz ardı edilmemelidir. Modern toplumların dönüşüm şekilleri ve araçlarının ıskalandığı, kaynakların israf edildiği bir mücadele yönteminin bizi başarıya ulaştırmayacağı anlaşılmalıdır. Milyon dolarlara hükmeden yardım kuruluşlarımızı ciddiyete davet etmek isterim. En azından Hristiyanlar kadar ciddiyete…

 

Gerçek Hayat: Ya sivil toplum kuruluşları ?

 

 

Gürkan Biçen: Arnavutluk Müslümanlarını  sosyal ve siyasi açıdan da her türlü ayrımcılığa karşı müdafaa etmek amacıyla 2005 yılında bir STK kurulmuştur. Arnavutluk Müslüman Forumu (Forumi Muslimani Shqiprise) isimli bu organizasyon Müslümanları savunma anlamında Arnavutluk’un en etkin ve bilinen kuruluşudur. Müslümanlara karşı yapılan saldırılara yönelik birçok açıklama ve eyleme imza atan kuruluş dört dil üzerinden yayım yapan bir internet sitesine sahiptir: www.forumimusliman.org

 

Bu gün için Arnavutluk’ta çoğu minaresiz olmak üzere 500 civarında cami / mescit ile Bektaşi ve diğer küçük tarikatlara ait 285 civarında tekke, türbe, makam vs vardır. Bunların her birinin giderleri kendi cemaatleri tarafından karşılanmaktadır.

 

Arnavutluk’ta yakın zamana kadar 7 adet medrese varken bunlar büyük oranda dış yardımlarla idame ettirildiğinden ve bu yardımların kesilmeye başlaması ile birlikte giderlerini karşılayamadıkları için kapanmıştır. Ülkede Yükseköğretim düzeyinde İslami eğitim veren bir kuruluş yoktur. Gençler Mısır, Arabistan, Türkiye ve Körfez ülkelerine gitmektedirler.

 

 

 

Gerçek Hayat: Siyasi partiler ne durumda ?

 

Gürkan Biçen: Arnavutluk’ta siyasal yaşam şeklen renkli gibi görünse de tüm partilerin ileri sürdüğü şey aynıdır: Batı ile entegrasyon. İktidar için yarışan partilerin her birisi Avrupa – Atlantik kurumlarına entegrasyonu en iyi kendilerinin gerçekleştirebileceği iddiası ile politika yapar haldedirler. Müslümanların (Müslüman kökenden gelenlerin değil) siyasi alanda hiçbir ağırlığı yoktur.

 

Gerçek Hayat: Ve siz böyle bir ortamda “Muştu” adında bir dergi çıkarıyorsunuz. Bu olumsuz şartlarda ne hedefliyorsunuz?

 

 

Gürkan Biçen: Muştu sadece elektronik ortamda yayımlanan mütevazı bir dergidir ve Türkiye halkına Balkan bölgesi ile ilgili ciddi ve temelli belge ve bilgi sunmayı amaçlamaktadır. Muştu’nun bağlı olduğu Müslüman Arnavutluk (www.muslumanarnavutluk.com ) sitesi son birkaç yıldır Türkiye’de baş gösteren ve insanımızı Arnavut kavmiyetçiliğine ve Türk düşmanlığına sevk eden sitelerin yanında tüm Balkan Müslümanlarının kardeşliğine vurgu yapan ve Arnavut halkının İslami temellerine dönmesi gerektiğini anlatan ve elden geldiğince akademik çalışmaları yayımlayarak bir bilgi ve anlayış temeli oluşturmaya çalışan bir sitedir.

 

Bu sebeple Arnavut halkının İslam ile olan bağını korumaya yönelik çalışmalar yapmakta ve yine kardeş Boşnak, Türk, Pomak, Torbeş, Roman halkları ile olan bağlarını güçlendirmenin yollarını aramaktadır.

 

Hali hazırdaki tablo gri bir vaziyet arz etse de biz Müslümanlar çok daha temelli, çok daha azimli, çok daha sıkı bir çalışma ile bu tabloyu lehimize çevirebiliriz. Bunun için sonsuz kudret sahibi Allah’a olan ‘dinine yardım edeceğiz’ sözümüze sadık kalmamız yetecek diye düşünüyorum.

 

 

 

Bu röportaj Gerçek Hayat dergisinin 25 Eylül 2009 tarihli nüshasında yayımlanmıştır

  

Yorumlar