Duyuru

Çağdaş Haçlı Yürüyüşleri

Yazılar

  /   541   /   02 Şubat 2014, Pazar

 Yazdır

  

 

 
Vatikan'ın Sırplarla olan karşı duruşu: Çağdaş Haçlı Seferleri
Cumartesi, 21 Haziran 2008 08:06



Miladin Mitroviç*

Son 15- 20 yıl içerisindeki ortadoks ve katolik kiliseleri arasındaki karşılıklı ilişkilerin dostluk ve arkadaşlık üzerine bina edildiğini söylemek çok zordur. Sorunların yaşandığı başlıca bölge Ukrayna devletidir. Orada ortadokslara ait olan mabetler Yunan katolikler tarafından ele geçirilmektedir. Balkanlarda da durumun bundan farklı olmadığının belirtilmesi gerekir.

Orada savaşan katolikler ortadoks Sırpları sıradan çıkartarak Sırbistan devletini mümkün mertebe zayıflatmaya çalışıyorlar. Sırplara karşı yürütülen "haçlı yürüyüşleri"nin tarihçesi hakkında Sırp tarihci ve ilahiyatçı Hırvatistan asıllı Neman Klaiç ile konuştuk.

Son on beş yirmi yıl içerisindeki Rus ortadoks kilisesi ile ve Roma katolik kiliseleri arasındaki karşılıklı ilişkilerin dostluk ve arkadaşlık üzerine bina edildiğini söylemek çok zordur. Ukrayna devletindeki ortadoks mabetlerin katolikler tarafından ele geçirilme politakasının Vatikan tarafından kötülenmemesi karşılıklı ilişkilerde başlıca engel olarak ortaya çıkmaktadır. Polonyalı Papa 2. İoanna Pavla'nın ölümünden önce Lvov şehrindeki Yunan-katolik yepiskopunun Kiyev'e taşındırması ilişkileri iyileştirse de tam olarak her şeyin yoluna girdiğini söylemek için henüz çok erkendir.

Benzeri durum Balkanlarda da yaşanmaktadır. Burada Vatikan'ın rakibi durumunda Sırp ortadoks kilisesi ortaya çıkmaktadır. On yıl boyunca savaşan katolik ruhanileri hisseleri ortadoks Sırplara karşı çıktı. Bir kaide olarak bu siyasetin yürütücüsü konumunda katolik olan Hırvatlar çıkış etti. Onlar Sırpları Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında ve yakın keçmişte eski Yugoslavya topraklarında yaşanan savaşlar sırasında hazin bir şekilde kitlesel katliamlara maruz bıraktılar.

Biz Vatikan'ın Balkanlarda ortaya çıkan savaş zamanı rölünü ve genel olarak Roma katolik kilisesinin ilişkileri hakkında Sırp tarihci ve ilahiyatçısı, Hırvatistan ortadosk cemiyetinin önde gelen temsilcisi Neman Klaiç ile konuştuk.

Vatikan'ın yürüttüğü vahit Hıristiyan kilisesi oluşturmak siyaseti Sırp halkı içerisinde bölünmelere yol açtı mı?

Yirminci yüzyılın ilk yarısı Sırp halkının ve Sırp ortadoks kilisesinin tarihinde derin yaralar oluştu. Vatikan her zaman Balkanlarda mümkün mertebe ortadoks kilisesinin etkisini azaltmak hatta onu tamamen yok etmek için inanınlmaz çabalar sarfetti. Onlar bunu barış yolu gerçekleştirmeğe çalıştılar. Ancak birçok kere de güç de kullanmağı ihmal etmemiş ve ellerinde olan tüm imkanları kullanmaya çalışmışlardır.

Vatikan'ın hedefine ulaşabilmesi için Hırvatistan'da yerleşen katolik kilisesi de onlara yardımcı olmuştur. Onlar sürekli Sırpları sıkıştırmaya çalıştılar. 28 Haziran 1914 yılında Sarayeva'da Avusturya imperatoluğu askerlerine bakış geçirildiğinin hatırlatılması gerekmektedir. Bu bakışın hedefinin Sırp halkının dini ve milli hisslerini aşağılamak olduğunun belirtilmesi gerekir. Bizzat bu sebepten de Avusturya tacının varisi Franç Ferdinand öldürülmüş, bu ise Avusturya-Macaristan tarafından Sırbistan'a savaş ilan etme gerekçesi olmuştur. Bu olay aynı zamanda Birinci Dünya Savaşının da başlatılmasına neden olmuştur. Savaş boyunca ise Hırvatlar Avusturya monarşisi tarafında yer almışlardır. Ancak sonralar ise kendilerini Vyan'ın kurbanları olarak tanıtmaya çalışmışlardır.

Sırp, Hırvat ve Slovenlerin yeni devlet kurmalarının bilançosu ne olmuştur?

Savaştan sonra Sırbistan kralı Aleksandr tüm slav halklarını Sırp, Hırvat ve Slovenleri bir devletin çatısı altında birleştirmek fikrini ortaya attı. Onun düşüncesine göre yeni oluşturulacak devlette her kes dini ve milli düşüncelerini göre rahat bir şekilde yaşaya bilecek, yani eşit haklara sahip olacaklardı. Sırp, Hırvat ve Slovenlerin krallığında (SHS) yaşayanların yüzde 46.6'sı ortadoks, yüzde 39.4'ü katolik, yüzde 11.2'si Müslüman ve yüzde 1.8'i ise protestanlardan oluşmakta idi.

Hırvat meselesi ise yani Roma katolik kilisesi ile ilişkilerin yoluna koyulması meselesi ise çözüme kavuşmadan kaldı. Henüz 1900 yılında Roma'nın etksiyle Hırvatistan'da klerikal (özel ruhban düzeni) düzen oluşturulmaya çalışıldı. Onların maksadı Sırp-Hırvat anlaşmasını imkansız kılmak idi.

Şöyle ki 1900 yılında Zagreb'de yapılan "Umum Hırvat Kongresinde" Hırvatistan ile katoliklik eş anlamlı kullanmaya başlandı. Bu tür bir yaklaşım katolik ve ortadoks dünyası arasında büyük bir ayrışmanın oluşmasına yol açtı. Yirminci yüzyılın yirminci ve otuzuncu yıllarında İtalya Krallığa baskı yaparak Vatikan ile yeni anlaşma yapmalarını sağlamaya çalıştı.

Vatikan'ın Sırp kralına dayattığı anlaşma metni incelendiği zaman bu anlaşmanın halk arasında katolik ruhanilerinin etkisinin artırdığının özellikle altınının çizilmesi gerekiyor. Burada üç önemli mesele vardır. Onlara göre kilise devlete baskı yaparak hukuki, ekonomik ve kültürel haklar elde ediyordu. Onların elde ettikleri bu haklar diğerlerinden dafa fazla idi. En önemlisi ise bunların hiç birinde kilise devlete bir şey vermiyordu.

Vatikan Sırp halkını bir araya getirmek için çabalar sarfetti. Bu zaman onların kullandığı metotlar nelerden ibaret idi?

Yugoslavya Vatikan'ın hoşuna gitmiyordu. Bu özellikle de Papa 11.Piya'nın (1922-1939) görevde bulunduğu sürede kimseden saklanmıyordu. Aynı dönemde aşırı ırkcılık kuvvetlenmeğe başladı. Balkanlarda Benito Mussolini'nin gözü vardı. Onun ve Vatikan'ın Sırplar konusundaki çıkarları üst üste düştü. Papa için Yugoslavya misyonerliğin yapılması gereken ülke (terra missionis) olarak ilan olunmuştu. Yani Roma kilisesinin orayı "eline geçirmesi" gerekiyordu. Vatikan'ın stratejisi çok basit ancak bir o kadar da etkili idi. Yugoslavya'nın mevcutluğunun karşısı alınamıyorsa o zaman Roma katolik kilisesinin orada özel imtiyaza sahip olması gerekiyor ki sonradan büyük bir teşkilat gibi ona baskı yapa bilsin.

Hırvatistan'ın Vatikan'ın bu politikasındaki rölü neydi?

Vatikan bu türlü planlarını gerçekleştirmek için Hırvatisan'da mevcut olan milli ve dini aşırı ırkcılığı kullandı. Aşırı milli ve dini ırkcılık o dönemde Sırp, Hırvat ve Sloven krallığında (SKH) geniş bir şekilde yayılmıştır. Bu tür düşünceler bağımsız Hırvatistan devletinin ilan olduğu yıllarda yani 1941-45 yıllarında da belirgin bir şekilde mevcut idi. O zaman Roma katolik kilisesi bizzat Hırvat haydutları (ustaşlar) ile beraber harekat ettiler. Bu da onların büyük Yugoslavya düşüncesine karşı olmalarının bir tezahürü idi.

O dönemde katolik rahibi olan İvo Guberin her kesin bildiği ancak susmağı tercih ettiği gerçeklikleri açık bir şekilde dile getirmeğe başladı. Sırpları Yugoslavya devletinin ve konkordatın (devlet ile kilise arasında yapılmış anlaşmanın) yardımıyla katolikleştirmeğe çalışmışlardı. Ancak Vatikan bu planının uygulanmasının imkansızlığını gördükte ise Yugoslavya ile olan yakınlık ilişkilerini bir tarafa bırakarak onu bölmek için çalışmaya başlamıştır.

Vatikan ilk iş olarak Hırvatistan'ı arkasına almaya çalıştı. O dönemde papa 13.Leo Hırvatistan'ı büyük bir törenle "Hıristiyanlığın sınırı" ilan etti. 1934 yılında ise İtalya'dan gelen ustaşlar kral Aleksandr'ı Marsel'de öldürdüler. İkinci dünya savaşı yıllarında binlerce Sırp - onların içerisinde kilise rahipleri de vardı – Yasenovaç, Braç ve Sisak'ta yerleşen konslagerlere gönderildiler. Ustaşların başkanı Ante Paveliç Hırvatistan'da "Sırp meselesini" çözüme kavuşturmak için bizzat şunları söyledi: "Sırpların uçte biri öldürülmeli, üçte biri özürlü bırakılmalı, diğer üçte birisi ise Sırbistan'a sürülmesi gerekiyor."

Bağımsız Hırvatistan devleti ilk olarak yahudi, çingene ve Sırplara şu üç seçenekten birisini sundu: Birincisi onlara katolik inancını kabul etmek teklif edildi. İkincisi ise çalışmak için lagerlere gönderilmeli, sonuncu ise ölümü tercih etmeli idiler. Bu tarihi olayların sonuçları bu günde açık bir şekilde hiss edilmektedir. Bu günde Sırp ve Hırvat halkları arasında ayrımcılık yapılmaktadır. 1995 yılında iki yüz bin Sırp Hırvatistan'ı terk etmek zorunda bırakılmış, binlercesi ise öldürülmüştür. Hırvatistan'da mevcut olan ortadoks mabetleri ise yakıldı. Hırvat cellatlarının bir çoğu ise bizzat katolikliğin yaygınlaşması için çalıştıklarını açık bir şekilde ifade ediyorlardı. Vatikan ise bu suçlardan dolayı pişmanlık duyduğunu henüz söylememiştir.

*Pravda.ru

 

Çeviren: İbrahim Ali  

  

Yorumlar