Duyuru

Allah ve Resulü için çalışıyoruz

Röportajlar - Röportajlar

  /   1604   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

Arkadaşımız Ayhan Demir, 23 Nisan 2009'da vefat eden Ömer Behmen'in ardından, Genç Müslümanlar [Mladi Muslimani] Genel Başkanlığı'na seçilen Edhem Baksic ile önemli bir söyleşi gerçekleştirdi.

İsterseniz öncelikle Genç Müslümanlar Teşkilatı'nın, kuruluş amacı ve şartlarından başlayalım.

Genç Müslümanlar, Boşnak toplumuna ait siyasi, kültürel ve dini kurumlara yönelik direnç noktalarının zayıflatılmasına genç bireylerce tepki gösterilmesiyle oluşum sürecine girmiştir. İslami ölçüleri benimseyen bir grup Boşnak genç kız ve erkeğin, manevi, ahlaki ve kültürel anlamda yeniden diriliş hedeflerinin bir ifadesi olarak, Genç Müslümanlar, 1939'da ortaya çıkmıştır. Genç Müslümanlar, Avrupa ve Balkanlarda komünist ve faşist fikirlerin etkisinin çok güçlü olduğu bir zamanda faaliyete geçmiştir.

Sırplar ve Hırvatlar arasında, ülkenin yıkımı ve diğer halkların sürülmesini amaçlayan milliyetçi hareketler çok güçlüydü. Buna rağmen Genç Boşnak aydınlar, kendilerini, milli anlamda Sırp ya da Hırvat olarak isimlendirilmelerini, aynı platformda yer almayı kabul etmemişlerdi. Genç Müslümanlar, önceleri, kendi milliyet kökenlerinin belirleyiciliği konusunda da etnik tavır benimsemekten kaçındılar. İslam'ın evrensel değerleriyle sevgiye dayalı ideolojinin eşit ve kucaklayıcı anlayışını benimsemişler ve o değerleri, milli ve diğer etnik görüşlerin üzerinde kabul etmişlerdi. Eğer Genç Müslümanlar, o dönemde oldukça kuvvetli olan, herhangi bir komünist, ateist veya faşist saldırgan ideolojinin gölgesinde hareket etseydiler, hayatta kalamayacaklardı. Bosnalı Müslüman halk gördü ki, kültürel, maddi ve manevi refahın tek teminatı İslam'ın evrensel ilkelerine sahip çıkmaktı. Bu sebeple Genç Müslümanlar, bireysel kişilik modellerini oluşturmak için eğitim ve İslam ahlakında ısrar ettiler.

Genç Müslümanlar, ideolojik, dini ve genel eğitimlerini, Mustafa Busuladzic, Mahmed Handzic ve Hafız Panca gibi dönemin önemli âlimlerden alıyorlardı. Bu âlimler, Genç Müslümanlar'da, Müslümanların durumunu iyileştirebilecek gücü gördüklerinden, ideolojik olarak sorumluluk almaları için maddi ve manevi destekten kaçınmadılar.

Teşkilatın çekirdek kadrosunu oluşturan kurucu ve üyeleri çoğu, Saraybosna Erkek Lisesi öğrencileriydi. Bu öğrenciler, Boşnak Müslüman ve aydınların, Müslümanların uyanışına vesile olacak cevapları vermekten kaçındıklarını görebiliyorlardı. Bu sebeple, "Gayret" ve "Milli Umut" kuruluşlarından temsilcilerinde katılımıyla, 1 ve 2 Şubat 1939'da Belgrat'ta "Müslüman Öğrenci Gençliği" toplandı.

Genç Müslümanlar Teşkilatı, tüm sıkıntılara rağmen, 1939-1941 yılları arasında manevi ve kültürel kimlik çatısı altında Bosnalı Müslüman topluma entelektüel bir nesil kazandırmayı başardı. "El-Hidaye" ve "Merhamet" organizasyonları altındaki âlimlerle çalışarak, göçmenlere yardım ettiler. Genç Müslümanlar, eski Yugoslavya'nın dini inançları inkâr eden baskı rejimine tarafından, 1945-1949 yılları arasında sürekli gözetim ve baskı altında tutulmuş ve çeşitli işkence ve eziyetlere uğramışlardı. Mart 1945'de, komünist rejim tarafından şehit edilen beş kişi Genç Müslümanların ilk şehitleri oldular. Ancak, her türlü eziyet ve işkenceye rağmen inanç ve davalarına sadık kaldılar. Bu sebeple komünist rejim, kararlı ve cesur insanlardan oluşan Genç Müslümanlar'ı ortadan kaldıramadı. Ardından Demokratik Eylem Partisi-SDA, bağımsızlık ilanı, 1992-1995 Bosna Savaşı ve bugünkü Bosna-Hersek devletine uzanan süreç geldi.

Genç Müslümanlar Teşkilatı'nın faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Genç Müslümanlar Teşkilatı, kurslar ve diğer yöntemler ile yeni nesillere fikirlerini ulaştırmayı hedeflemektedir. Bu amaçla seminerler, paneller, kurslar, yayınlar, kütüphane, eylemler, eğitim projeleri gibi faaliyetler vasıtasıyla gençlerin dini ve insani karakterini en iyi hale getirmek için çalışmaya odaklandık.

Bosna-Hersek üzerindeki saldırganlığın son bulduğu 1996 yılından beri düzenli olarak devam ettirdiğimiz faaliyetlerden en önemlileri şunlardır: Eski Yugoslavya döneminde Genç Müslümanlar mensuplarına reva görülen eziyetlerle dolu tarihin acı gerçeklerini yeni nesillere sunmak, teşkilatımızın ya da teşkilat mensuplarımızın kitap ve benzeri yayın faaliyetlerini organize etmek, Filistin başta olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinde acı çeken Müslümanların dertlerini gündeme getirmek, mescit, din dersleri için dershane ve imam evlerinin imar edilmesi, üyelerimiz ve öğrenciler için iftar organizasyonları düzenlemek, Ramazan ve kurban yardım paketlerinin dağıtılması, muhacir durumuna düşürülmüş Boşnakların evlerine dönmelerine yardımcı olmak.

Ömer Behmen'in ardından

Rahmetli Ömer Behmen'in ardından, genç yaşta, Genç Müslümanlar Teşkilatı Genel Başkanlığı gibi önemli bir makama seçildiniz. Hedef ve projeleriniz neler?

Bana verilen görev büyük bir emanet, bunun farkındayım. Ben, her işinde ihlâsla Allah'tan yardım ve çözüm bekleyen Müslümana, O'nun yardım edeceğine ve çözüm yolunu göstereceğine inanıyorum.

Genç Müslümanlar, kurulduğu günden itibaren tüm faaliyetinde; Allah ve Resulü'nü anlatmak, üye, destekçi ve sempatizanlarını Bosna-Hersek kamusal alanda temsil etmek ve yeryüzündeki diğer Müslümanlar ile daha iyi ilişkiler sağlamak için çaba sarf ediyor. Bizler de aynı amaçlar doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz.

Bosna-Hersek siyaset, sanat ve kültürüne önemli katkılar sağlayan birçok isim Genç Müslümanlar bünyesinden çıktı. Genç Müslümanlar, bu aktivist özelliğini devam ettirebiliyor mu?

Elbette. Bugün derneğimize üye olanlar arasında bir dizi doktor, öğretmen ve bilimsel sahada master yapan entelektüeller bulunuyor. Bununla birlikte Dr. Dzemaludin Latic ve Edhem Bıcakcic gibi isimler de faaliyetlerimize iştirak ediyor.

Genç Müslümanlar, misyonu olan bir teşkilattır. Rahmetli Aliya İzzetbegovic, Ömer Behmen ve diğer Genç Müslümanlar'dan aldığımız emaneti korumak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Genç Müslümanlar yemini etmiş yüz elli civarında kurucu üyemiz var. Bunların çoğu ahirete göçmüş bulunuyor. Ancak halen sağ olanlar ile düzenli aralıklarla irtibat halindeyiz. Zaten bizim tüzüğümüz üyelerimizi ziyaret etmek, eski üyelerimizi genç kuşaklara rol model olarak tanıtmak ve maddi/manevi ihtiyaç sahibi olanlara yardım etmek gibi birçok ahlaki şartları içermektedir.

Yanılmıyorsam, SDA hiçbir zaman yüzde kırkın üzerinde oy alamadı. Saraybosna'daki Maraşal Tito Caddesi'ne, Aliya'nın adı verilmek istendi. Ancak yapılan oylamada caddenin ismi aynı kaldı. Boşnaklar, rahmetli Aliya'yı yeterince anlayabildiler mi?

Boşnaklar rahmetli Cumhurbaşkanımızın fikirlerini büyük ölçüde anlamış ve kabul etmişti. Aliya, kendi halkına özgürlük kıvılcımı ve temsil hakkı sağlamış ve siyasi arenada bir kimlik sağlamıştır. Rahmetli Aliya'nın başkanlığında kurulan SDA, Boşnak halkı tarafından derin duygularla ve içten benimsenmiştir.  Bunun en önemli göstergesi, 1990'larda, kendisini Cumhurbaşkanı olarak seçmiş olmasıdır.

Bununla birlikte unutmamak gerekir ki, Bosna-Hersek, Boşnak, Sırp ve Hırvatların birlikte yaşadığı bir ülkedir. Bosna-Hersek'teki Sırp ve Hırvat lobileri, cadde ve havaalanı isimleri gibi akılda kalıcı hususlarda, alınan kararlara müdahil oluyorlar. Sırp ve Hırvat lobilerinin baskılarını karşılamak için daha çok çalışmamız gerekiyor.

Genç Müslümanlar ile SDA arasında bir bağdan söz edilebilir mi?

Evet, genel anlamda SDA ile bağlantımız olduğu söylenebilir. Ancak SDA, Genç Müslümanlar Teşkilatın'dan daha farklı yönleri de olan, bir siyasi partidir. Genç Müslümanlar Teşkilatı ise, çalışma ilkeleri doğrultusunda, Avrupa ve dünyanın diğer yerlerinde faaliyetlerde bulunan bir sivil toplum örgütüdür.

SDA'nın, kuruluş misyonunu devam ettirdiğini söylemek mümkün mü?

SDA'nın temel felsefesi, rahmetli Aliya'nın temellerini attığı; Bosna-Hersek'in bütünlüğünün korunması, Bosna-Hersek'te yaşayan tüm halkların hür ve eşit olarak yaşamalarının sağlanması, Bosna-Hersek'te yaşayan azınlıkların haklarına saygı gösteren demokratik bir toplumun oluşturulması ve Avrupa Birliği'ne katılımdır. Ancak SDA'nın bugün yürüttüğü siyasetten, zaman içerisinde, rahmetli başkanımızın bu temel ilkelerinden bazılarını ihmal etmeye başladığı kanısındayım. Boşnaklar ancak ekonomik ve politik açıdan güçlü ve etkili olabilirlerse, Bosna-Hersek'in bütünlüğünü koruma noktasında başarılı olabilirler.

Bosna-Hersek, Rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in yokluğunu hissediyor mu?

Rahmetli Cumhurbaşkanımız Aliya İzzetbegoviç'in ahirete irtihaliyle, Bosna-Hersek çok büyük bir değerini yitirmiş oldu. Ancak Bosna-Hersek dışında yaşayanlar, Bosna-Hersek'te yaşayanlara nazaran, bunun daha fazla farkındalar.

Bosna Savaşı'ndan sonra

1992-1995 Bosna Savaşının üzerinden tam 14 yıl geçti. 14 yılın ardından Boşnaklar için hayatta neler değişti?

Savaşın birçok olumsuz etkisi oldu. Savaştan sonra ekonomik kalkınmayı sağlayamadık. Bosna-Hersek halkının büyük bölümü her geçen gün biraz daha yoksullaşıyor. Ülkemizin artan ekonomik bağımlılığı da ayrı bir sorun.  11 Eylül 2001'de yaşanan olayların, dünyanın her yanında olduğu gibi Bosna-Hersek Müslümanları üzerinde de etkileri oldu. İslamofobi sahibi düşmanlarımız, Boşnakları, El-Kaide ile bağlantılıymışız gibi göstermeye çalıştılar.

Savaşla birlikte muhacir durumuna düşen Boşnaklardan çok azı hayata yeni baştan başlamak için evlerine dönebildi. Savaş ve soykırım bitmiş gibi görünse de insanlar eski yaşadıkları yerlere geri dönemiyorlar. Korkuyorlar. Bu savaşın ve soykırımın bitmediğinin açık göstergesidir. Bence bu mesele Bosna-Hersek'in, en kısa sürede çözmesi gereken, bir numaralı sorunudur.

14 Aralık 1995'de imzalanan Dayton Anlaşması, "ateşkesin" ötesine geçip, bir "barış anlaşmasına" dönüşebildi mi?

Sizin de ifade ettiğiniz gibi Dayton, ateşkesi sağladı. Ancak barış anlaşması olarak hiçbir şey ifade etmiyor. Bosna-Hersek'in, Dayton Anlaşması'nda bir takım değişikliklere, yani bir anayasa ve yeni bir döneme ihtiyacı var.

Ancak endişemiz Dayton'un mevcut durumdan daha kötü bir hale getirilmesidir. Temsilcilerimiz bu tehlikenin farkında olarak, bilgi, güç ve kurnazlıklarını kullanmalılar. Bosna-Hersek'i daha iyi bir geleceğe taşıyacak kararların alınması için ellerinden gelen katkıyı yapacaklarını umuyoruz.

Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı, Boşnaklara karşı soykırım gerçekleştirildiğini kabul etmesine rağmen, Sırpların bunu yaptığını kabul etmedi. Gerçekleştireni belli olmayan bir soykırımdan söz etmek mümkün müdür?

Bütün dünya Srebrenica'da bir soykırım işlendiğini biliyor. Dolayısıyla Uluslararası Adalet Divanı'nın Lahey'de aldığı karar ile kişileri bireysel olarak suçlu bulup mahkûm etmesi yerinde bir karar. Ancak, Belgrat yönetiminin planlı ve hazırlıklı bir soykırım yürütülmesinde aktif rol oynadığını teyit eden sayısız kanıtlara rağmen, Sırbistan'ın katliamlara iştirakinin kabul edilmemesi kesinlikle adil olmayan bir karardır.

Diğer taraftan, Lahey'de Sırpların soykırım yapmadığını savunan bazı Avrupa ülkeleri, yüzyıl öncesine dayanan sözde Ermeni soykırımı iddialarını ispatlayabilmek için kanıt bulmaya çabalıyor. Bu çifte standart ve inkâr edilemez gerçeklerin üzerini örtme çabası adalet eksikliğinin en açık ifadesidir. Bu tamamen bir ikiyüzlülüktür. Ancak bu ikiyüzlülük ile mücadele etmek gerekir. Türkiye ve Bosna-Hersek, bu ikiyüzlülüğe karşı birlik olmalı, birlikte mücadele etmelidir.

Milosevic yaptıklarının hesabını vermeden öldü(rüldü) ve Mladic halen aranıyor. Yıllar sonra yakalanan Karadzic ise, tıpkı Milosevic gibi, Batılı devletleri ve Amerika'yı suçluyor. Bu durum asıl suçlular hakkında bir fikir verebilir mi?

Onların yaptığı bu açıklamalar sadece görünen katillerin değil, aynı zamanda gerçek suçluların kim olduğunu da gün yüzüne çıkarmaktadır. Karadzic, Milosevic ve Mladic'in destekçilerinin kim olduğu; Milosevic'in gerçekleri açıklamasına tam olarak müsaade edilmemiş olsa da, Mladic'in halen yakalanamamış olmasından ve Karadzic'in ancak yıllar sonra mahkeme karşısına çıkarılabilmiş olmasından anlaşılabilir. Katiller kadar katillere yardım edenler de suçludur ve onlarda adalet karşısında hesap vermek zorundalar.

CIA'nın açıkladığı raporlara göre, Bosna-Hersek'teki katliamlardan yüzde 99 oranında sorumlu üç kişiden biri olan, Karadzic'in yıllar sonra yargılanıyor olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu dünyada, Karadzic'in yaptıklarını cezalandıracak, muktedir bir mahkeme kararı alınabileceğine asla inanmıyorum. Bir Müslüman olarak, tam adaletin ancak ahirette kurulacak en büyük mahkeme ile sağlanabileceğine inanıyorum.

Şunu da ifade etmeden geçmem mümkün değil: Eğer Karadzic'in yerinde, onun yaptıklarının sadece bir bölümünü yapmış, bir Müslüman olsaydı çok daha kısa sürede mahkemeye teslim edilir ve en ağır cezaya çarptırılırdı.

Anlaşmasının mimarı olan Richard Holbrooke'un bile revize edilmesi gerektiğini söylediği Dayton'un gözden geçirilme zamanı gelmedi mi?

Kesinlikle haklısınız. Dayton Anlaşması, mevcut haliyle Bosna-Hersek'teki tüm işleri güçleştiriyor. Bürokrasi her geçen gün daha da hantallaşıyor. Bosna-Hersek, yetki ve otorite kaybetmeksizin bu anlaşmayı güncelleme yollarını aramalıdır.

Dayton Anlaşmasının yeniden ele alınması, Karadzic başta olmak üzere, Sırp Cumhuriyeti içerisinde ayrılıkçı hedeflerin temsilciliğini ve savunuculuğunu yapanların bu taleplerini geçersiz hale getirecektir. Böylece Bosna-Hersek sınırları ve bayrağı altında yaşayan herkes için hayat daha normal ve yaşanılabilir bir hale gelecektir.

Bundan sonrası için

Bosnalı gençler, geçmişte neler yaşandığını öğrenemeden mezun oluyorlar. Kin ve düşmanlığı körüklemeden, yaşananları unutturmamak adına, neler yapılabilir?

Bosna-Hersek topraklarında çok parçalı eğitim müfredatı uygulanıyor. Bosna'daki tüm okullarda evrensel bir müfredat sistemi kabul edilerek, eğitimin birleştirilmesi gerekiyor. Bununla birlikte bizim gibi kuruluşlar, yeni nesillere, yakın geçmişte neler yaşandığı hakkında eğitim verme konusunda bazı sorumluluklar ve yükümlülükler almak zorundalar. Böylece okullarda verilmesi gereken ama verilmeyen eğitim ilave yöntemler ile desteklenebilir.

Bosna-Hersek'in özgürlüğü için mücadele eden, savaştan sonra da bu topraklarda yaşamaya devam Ebu Hamza gibi, yüzlerce mücahidin vatandaşlıklarının iptal edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bosna-Hersek Hükümeti bu insanların kim olduğunu, aralarında uluslararası teröristlerin gizlenip gizlenmediğini tespit etmek için inceleme yapabilir. Bu her devletin en doğal hakkıdır. Ancak bu insanlara hiç alakaları olmayan suçların isnat edilmesi, hiçbir insanın hak etmediği şekilde insanlık dışı muamelelere maruz bırakılmaları elbette kabul edilemez.

Bosna-Hersek Hükümeti Güvenlik eski Bakanı Sayın Tarık Sadovic, adil ve tutarlı bir şekilde dosyaların inceleme sürecini yönetirken, bu insanların "Bosna-Hersek'ten sınır dışı edilmelerini engellediği" yönündeki iddialar üzerine görevinden alındı. Sayın Sadovic'in, Demokratik Hareket Partisi'nin ısrarları sonucu görevden alınması, rahmetli Aliya İzzetbegovic'in kurduğu, SDA açısından büyük bir hata olmuştur.

Türkiye'deki kardeş kuruluşlarla ilişkiniz ne durumda? Boşnaklar ve Türkler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için önerileriniz nelerdir?

Avrupa ve Türkiye'deki Türk kardeşlerimizden çok iyi ve yararlı yardımlar gönderiliyor. Allah onlardan razı olsun. Ama bu yeterli değil. Kurban Bayramı ve Ramazan ayında yapılan yardımlar dışında Türkiye'deki kardeş kuruluşlarla pek bir ilişkimiz yok.

Müslüman kardeşlerimizin, özellikle de Türkiye'deki kardeşlerimizin Bosna-Hersek'teki varlığına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları ve İslami topluluklar, Genç Müslümanlar ve Merhamet gibi kuruluşlarla, daha sistematik ve uzun soluklu işbirliği yapılması gerekir.

Son olarak, Türk milleti ve devletine bir mesajınız var mı?

Türk devletinin ve Türk halkının, Balkanlarda ve özellikle Bosna-Hersek'te, dün ve bugün neler olduğunu, yarın neler olabileceğini her zaman dikkatle takip etmeleri gerekir. Sadece hükümetler değil, işadamları, bireyler ve şirketler de Bosna-Hersek'e gelip insani yardım ve kültürel organizasyonlar düzenlemeliler.

TEŞEKKÜR:

Bu söyleşinin gerçekleşmesi ve tercüme edilmesindeki yardımlarından dolayı, Indira Poric Hanımefendiye çok teşekkür ederim.

MİLLİ GAZETE

  

Yorumlar