Duyuru

Müslümanlar ve Avrupa

Röportajlar - Röportajlar

  /   2259   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

Arnavutluk Birleşmiş Milletler Eski Temsilcisi Abdi Baleta gazetemize konuştu

Arkadaşımız Ayhan Demir, Arnavutluk Birleşmiş Milletler Eski Temsilcisi Abdi Baleta ile önemli bir söyleşi gerçekleştirdi.

  • Müslümanlar ve Avrupa -
// -->

Bosna, Kosova, Makedonya ve Arnavutluk'ta devam eden ekonomik ve siyasal istikrarsızlık göz önünde bulundurulduğunda, Osmanlı'nın parçalanma sürecinin devam ettiğini söyleyebilir miyiz?  Bir başka ifade ile yarım kalan hesap mı tamamlanıyor?

Aradan geçen yıllara rağmen, Batılı devletler için, Osmanlı defteri ve Osmanlı hesabı hala kapanmış değildir. Halkının büyük bölümü Müslüman olan Bosna, Kosova, Makedonya ve Arnavutluk devletleri varlığını sürdürdükçe bu sorun devam edecektir. Eğer Makedonya Yunanlıların, Kosova ve Bosna Sırpların egemenliğinde olsaydı böyle bir sorundan söz edemezdik. Özellikle Makedonya meselesi kapanmayan bir sorun, kapanmayan bir yaradır. Bugün Makedonya'nın Yunanistan ile arasındaki isim sorunun asıl sebebi budur. Kosova sorunun halledilmesinin, eski Yugoslav Federasyonu'nun çözülmesinin son ve bitirici adımıymış gibi görülmesi yönünde yanlış bir eğilim vardır. Bosna'da, Sırbistan'da ve Makedonya'da baş gösterebilecek, çözüme kavuşturulmamış sorunlar hâlâ mevcut. Hatta çözümlenmemiş Arnavutluk ulusal meselesi, bize, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasının nihayete ermiş bir mesele olmadığını düşündürüyor.

Kosova ve Arnavutluk'taki her Arnavut'un, az veya çok, Amerika'ya karşı bir sempatisi var. Bunun en önemli sebebi ABD'nin, 1999 yılındaki, Sırp saldırganlığının durdurulması için NATO harekâtı düzenlenmesine öncülük etmesi. Ancak Sırplara katliama girişme cesareti ve fırsatı veren de Amerika değil miydi?

Arnavutça'da bir deyim vardır; "Fare için en büyük düşman kedidir, aslan değildir." Dolayısıyla fare, kedinin pençesinden kurtulmak ister, aslanın değil. Balkanlardaki Arnavutların tabii düşmanı Sırplar ve Yunanlılardır, Amerikalılar değildir. Daha açık ifade etmek gerekirse, nasıl ki Osmanlı'nın Arnavutluk ve Balkanlara gelmesi bizler için bir şans olmuşsa, Amerika'nın Balkanlardaki Arnavutlarla alakalı meselelerde izlediği politikalar da Arnavutlar için bir şanstır. En azından bugün için...

Sırbistan'ın dışındaki tüm Balkan devletleri, iç ve dış sorunlarının çözümünde gerekli anlayış ve yardım için, öncelikli olarak ABD'ye yönelmektedir. ABD de, Balkanlardaki tartışmaların ve zorlukların üstesinden gelinmesi, istikrar ve demokrasinin burada yerleştirilmesi hususunda her zamankinden çok daha müdahil olmaktadır. Bosna ve Kosova'da Sırp savaş makinesinin durdurulmasında, Makedonya'daki kırılgan dengenin korunmasında ve en önemlisi, bağımsız Kosova devletinin ilanı ve uluslararası alanda tanınmasında ABD'nin katkısı büyük olmuştur. Yine, birçok Balkan devletinin NATO'ya kabulüne ABD özel bir önem vermiştir. Kosova ve Arnavutluk, en iyi ilişkilerini ABD ile kurmuştur ve Arnavut kamuoyu, tabii olarak, Avrupa'daki en Amerikan yanlısı halk olarak görülmektedir.

Evet, belki Amerika, Kosova'yı elde edebilir. Ancak Milosevic'in, Kosova halkını yok etmek istediğini de unutmamak gerekir.

Avrupa'nın iki yüzlü tutumu

Avrupa Birliği'nin, Batı Balkanlarda çoğunluğu Hıristiyan olan ülkelere vize muafiyeti tanırken, Türkiye, Bosna, Kosova ve Arnavutluk'u muafiyet dışı bırakması nasıl izah edilebilir? Sizce bu ülkelerin AB'ye kabul edilme şansı var mı?

Benim, özellikle Türkiye başta olmak üzere, bu saydığınız ülkelerin Avrupa Birliği'ne dâhil olacağına inancım tam. Çünkü Türkiye'siz bir Avrupa Birliği düşünülemez. Türkiyesiz Avrupa Birliği ıssız bir ada gibidir. Türkiye, Bosna, Kosova ve Arnavutluk'u Avrupa Birliği'ne dâhil etmemekte direnmek, Avrupa Birliği'nin bir Hıristiyan kulübü olduğu düşüncesini savunanların, çok büyük bir hatasıdır.

AB'nin Türkiye'yi kabulde bocalamaktan nasıl ve ne zaman vazgeçeceği noktasında zaman gerçekten önemli bir faktör. Çünkü Türkiye Avrupa Topluluğu'na ilk defa ortaklık için başvurduğunda yıl 1959, resmen başvurduğunda ise 1978 idi. Kendisinden sonra başvurmasına rağmen diğer ülkeler birliğe üye olurken, Türkiye'nin kabulü sürekli ertelendi. Sırbistan'a bile, hızla yapılan düzenlemelerle, AB sürecine katılması için gerekli manevra imkânı fazlasıyla tanınmaktadır. Türkiye'nin gecikmesinin temel sebebi ise; Avrupalı liderler, Avrupa kamuoyu ve Avrupalı seçkinlerin, Türkiye'yi Avrupalı bir ülke olarak görmemesidir. AB'yi bir "Hıristiyan Kulübü" olarak görenler, Türkiye'nin kabul edilmesinin mevcut Avrupa'nın sonunu getirmesinden korku duymaktadır. Bu konudaki diğer bir korku Türkiye'nin, AB'de "Amerika'nın Truva atı" rolünü oynaması ihtimalidir. Bence, Avrupalı liderlerin, bu korkuları tamamen yersizdir. Daha önce, Türkiye ile kıyaslandığında, pek gelişmiş bir ülke olmayan Yunanistan'ı birliğe dâhil ettiler. Aynı şekilde Romanya ve Bulgaristan'ı da birliğe dâhil ettiler. Bu örnekler ortadayken, "Neden Türkiye'yi AB'ye dâhil etmiyorsunuz" sorusunun sorulması gerekir. Sanırım sırf Türkiye'ye ayıp olmasın, Türkiye'ye verecek bir cevabımız olsun diye Bosna, Kosova ve Arnavutluğu da bekletmeye devam ediyorlar. Böylece "sadece Türkiye'yi değil, Bosna, Kosova ve Arnavutluğu da kabul etmiyoruz" diyebiliyorlar. Bu cevabı diğer üç devlet içinde veriliyor. Ancak Avrupa bizi daha fazla dışlayamaz. Kanaatim odur ki, Arnavutluk kısa süre sonra Avrupa Birliği'nin mensuplarından birisi olacaktır. Eğer Avrupalılar eski düşmanlığı devam ettirirlerse, haliyle reel-politik davranan, Arnavutlar da Amerika ile yakınlaşacaktır.

"Avrupa'nın şımarık çocuğu" Yunanistan, hiçbir detaylı incelemeye, engellemeye maruz kalmadan AB'ye kabul edilirken, nüfusu Müslüman ülkelerin sudan sebeplerle engellenmesi sizce adil mi?

Söylediğiniz gibi Yunanistan, "Avrupa'nın şımarık çocuğudur." Avrupa Birliği, Yunanistan'ı çok erken üyeliğe kabul ederek büyük bir hata yaptı. Aynı zamanda NATO'nun bir üyesi olan Yunanistan, Bosna ve Kosova savaşlarında da Sırpların yakın bir müttefiki olmuştu. Savaş suçlusu Radovan Karadzic, kutlama yapan bir kalabalığın huzurunda, "Tanrı ve Yunanlılar bizimle" şeklinde sözler sarf etmişti. Batı Avrupa, Yunanistan'ı uzun bir süre pışpışlayarak, Takis Michas'ın "Kutsal Olmayan İttifak: Yunanistan ve Miloşevic Sırbistan'ı" isimli eserinde belirttiği gibi, onun "Batılı bir sahibe ve Doğulu bir gelin" gibi davranmasına ve hatta büyüklüğüne ve yeterliliklerine aldırmaksızın, Balkanlarda kaprisli ve küstah bir rol takınmasına bile müsaade etti. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Kosova'nın bağımsızlığını tanımayarak AB'nin politikasına karşı geldi. Ve yine, Makedonya'nın NATO'ya üyeliğini engelleyen Yunanistan, Arnavutluk'un Avrupa'ya uyum süreci noktasında da isteksiz davranmaktadır.

Arnavut kimliğinin oluşumu ile İslam dini arasında nasıl bir ilişki vardır?

Arnavut kimliği, Arnavutların İslamlaşmasından daha eskidir. Ancak Arnavut kimliği İslamsız anlaşılamaz, İslamsız olamaz. Modern milletler son iki asırda ortaya çıktı. Arnavut milleti ise, Osmanlı'nın bir parçası olarak ve İslam vasıtasıyla birleşti, bütünleşti. Her ne kadar kimileri, Arnavutluk'un Hıristiyanlaşmasını daha doğrusu Ortodokslaşmasını istese de Arnavut milliyetçiliği diğer Balkan milliyetçiliklerinden farklıdır. Genelde Balkan milliyetçiliği, Türk milliyetçiliğinin doğuşunda olduğu gibi, hep bir din ekseninde şekillenir. Mesela Boşnak milliyetçiliği İslam; Yunan ve Bulgar milliyetçiliği Ortodoksluk ekseninde şekillense de, Arnavutlukta durum farklıdır. Arnavut milliyetçiliği laik bir milliyetçiliktir.

2007 yılında Fransa'da yayımlanan, Nathalie Clayer'in "Arnavut milliyetçiliğinin kökenleri; Avrupa'da Müslüman Bir Milletin Oluşumu" isimli kitabını incelediğinizde Arnavut milliyetçiliğinin gerçekte iki ayırıcı vasfı olduğunu görebilirsiniz. Balkanlarda var olan diğer dinî milliyetçiliklerin (Ortodoks, Katolik veya Müslüman) aksine, o, laik bir milliyetçilik olarak ortaya çıkmıştır. Hiçbir zaman şovenizme dönüşme eğilimi göstermemiştir.

Arnavut halkı, Avrupa'nın en büyük Müslüman topluluğudur. Aynı zamanda Arnavut halkı, kendini Avrupalı hissetmektedir. Avrupa'da bizim değerlerimizi kendi değerleri arasında kabul etmek durumundadır. Bu durum Avrupa için bir şans ve ayrıcalıktır. İtalya'daki Sicilya Adası ve İspanya'daki Müslümanların tarih sahnesinden çekilmesiyle, Avrupa'da kalan son Müslüman sahası Arnavutluk'tur. Avrupa bu değerini muhafaza etmelidir. Tabi eğer fanatik Hıristiyan değillerse... Elbette Avrupa'da ve Amerika'da azımsanmayacak Hıristiyan fanatikler var. Şahsen ben, Avrupa ve Amerika'nın yavaş yavaş bizim değerlerimizi kabul etmek zorunda olduklarını, anlamaya başladıkları kanaatindeyim. Mesela, NATO kuruluşundan itibaren ilk kez bir Müslüman topluluğu Hıristiyanlara karşı ezdirmedi. Sırplara karşı Kosovalı Müslümanları korudu. Bu İslam ve Müslümanlara karşı suizanları düzeltmek anlamında olumlu bir adımdı. Ancak yinede üstüne basarak ifade etmek isterim ki, Avrupa ve Amerika için İslamafobi devam ediyor. Bu yüzden İslam dünyası Arnavutluk'ta meydana gelen gelişmeleri sadece anti-Amerikanizm değil, daha geniş bir pencereden değerlendirmelidir.

Komünist rejim ve İslamiyet

Arnavutluk yaklaşık elli yıl boyunca komünist rejimle yönetildi. Bu yarım asırlık sürede Arnavutluğun iç dinamikleri nelerdi?

Arnavutluk'ta yaşananlar diğer komünist ülkelerde yaşanmadı. Komünist dönem boyunca Arnavutluk'un hiçbir iç dinamiği yoktu. Arnavutluk'un ateist bir ülke olarak ilan edilmesiyle birlikte ülkedeki camilerin, hepsi olmasa da büyük bir kısmı yok edildi. Aynı oranda olmamakla birlikte kiliseler de bu yıkımdan nasibini aldı. Bu Arnavutluk'taki komünist saldırganlığın en açık örneğidir. Bu saldırganlık, Arnavutluk dışından yapılan müdahalelerden besleniyordu. Yunan Kilisesi, ajanları vasıtasıyla, Arnavutluk komünist rejimini dine karşı savaşır hale getirdi. Onlar, bizi İslam dünyasından ve Müslümanlıktan koparmaya çalıştılar. Bu gayretin maksadı, Arnavutları dini boşluğa sürüklemekti. Çünkü Yunan Kilisesi, dinin insanları ayakta tutan bir faktör olduğunu çok iyi biliyordu. Bu sebeple önce Arnavutların içindeki derin bir dini boşluk meydana getirip, ardından bu boşluğu Ortodoks Kilisesi ile doldurmak istediler. Komünist rejimin yıkılmasıyla birlikte, Yunan Ortodoks Kilisesi'nin emrindeki, Arnavut Ortodoks Kilisesi çok yoğun bir misyonerlik faaliyetine başladı. Bugün Arnavutluk'ta halen devam eden misyoner faaliyetler başta Yunan Ortodoks Kilisesi olmak üzere diğer dış güçler tarafından desteklenmektedir.

Arnavutluk'taki misyonerler, Rahibe Teresa üzerinden, yoğun bir faaliyet içerisindeler. Bu konuda neler söylersiniz?

Doğrudur. Arnavutluk'ta birçok misyoner girişim ve faaliyet var. Mesela, İşkodra şehrindeki kalede bulunan Sultan Fatih Camii kiliseye çevrilmek istendi. Çünkü İşkodra, Müslümanlar kadar, Katolikler için de önemli bir yer. Bu faaliyetlerin destekçisi Vatikan'dır. İslam dini yok oluncaya kadar, Vatikan bu arzusundan vazgeçmeyecektir. Bu girişim Arnavutluk'taki Müslümanların ayağa kalkmasıyla durdu.

Rahibe Teresa da, Vatikan'ın, Hindistan'daki misyonerlerindendi. O, hayatı boyunca Katolik Kilisesi'nin bir misyoneri olarak çalıştı. Vatikan ve bazı Avrupalı devletler, Rahibe Teresa üzerinden Hıristiyanlık propagandası yürütmektedir. Eğer Müslümanlar, Arnavutluk'taki misyonerlik faaliyetlerinden rahatsızlarsa, bu durumdan şikâyet etmek yerine Arnavutluk'taki Müslümanların elinden tutsunlar.

Arnavutluk eski Cumhurbaşkanı Alfred Moisui, 2005 yılının Kasım ayında Londra'da, Oxford Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada; "Arnavutlar, Osmanlı askerleri tarafından zorla Müslümanlaştırılmıştır. Aslında, Arnavutlar Hıristiyan'dır. Her Arnavut'ta bin beş yüzyıllık bir Hıristiyan kimlik bulunmaktadır" dedi. Sizce de bu söylenenler doğru mu?

Alfred Moisui'nin Oxford Üniversitesinde yaptığı bu konuşmaya, 700 sayfalık, "İslamofobi ile Yüzleşme" isimli kitabımla cevap vermiştim. Ben, o kitapta, eski Cumhurbaşkanımı "İslam düşmanı bir Firavun" olarak nitelendirmiştim. O konuşma metninde geçen hiçbir şey tarihin gerçeklerini yansıtmıyordu. Tamamen bilinçli olarak hazırlanmış bir kandırmacaydı.

Alfred Moisui, o konuşmayı herkesin önünde yaptı ama konuşma metnini başkaları hazırlamıştı. Bu konuşma metninin dış destekli; Vatikan, Ortodok Kilisesi, Fransız ve İtalyan entelektüeller ile bağlantılı İslamofobi sahibi Arnavut entelektüeller eliyle hazırlandığı çok açıktır. Maalesef, bu insanların isimleri Müslüman olsa da, zihinleri İslam'dan çok uzaktır.

Bu konunun beni üzen noktalarından biri de, tüm bunlara rağmen, Alfred Moisui'nin İslam ülkeleri tarafından davet edilmesidir. Yalnızca İslam ülkeleri değil, Arnavutluk Diyanet İşleri'nin bazı çalışanları bile ona saygı göstermeye devam ediyorlar. Arnavutluk'taki Müslümanlar, sadece Arnavut siyasetini değil, dini durumu da anlayamıyorlar. Arnavutluk Müslümanları, uyandırılmak istenen Hıristiyanlığa karşı uyanık olmak durumundalar. Müslümanların fazla konuşmasına gerek yok. Bazı şeyleri doğru dürüst söylesinler yeter.

Türkler ve Arnavutlar

Kanaatimce Türkler ve Arnavutlar arasındaki irtibat yeterli değil. Türkiye ile Arnavutluk arasındaki ilişkileri yeterli görüyor musunuz?

Evet, söyledikleriniz çok yerinde tespitler. Arnavutlar ve Türkler aralarındaki tarihi ve kültürel bağlara rağmen birbirlerinden yeterince haberdar değiller. Arnavutların Türkiye'deki gelişmelerden, Türklerin ise Balkanlar ve Arnavutlukta yaşanan gelişmelerden haberdar olmamaları, birbirlerine mesafeli durmaları gerçekten acı verici bir durum. Geçtiğimiz yüzyılda ne Arnavut hükümetleri ne de Türk hükümetleri ilişkileri kuvvetlendirmek yolunda pek adım atmadılar. Hal bu ki Osmanlı Devleti döneminden bugüne uzan çok uzun yıllardır, Anadolu topraklarında, önemli sayıda Arnavut'un yaşadığını biliyoruz. Ancak bugün gelinen noktada, bu nüfus yoğunluğunun, ilişkilerdeki yakınlığa aynı oranda yansımadığını üzülerek görüyorum.

Son olarak, Türk milleti ve devletine neler söylemek istersiniz?

Türkiye ve Balkan devletleri arasındaki ilişkiler, kendisine daha sağlıklı nefes alacağı daha geniş bir yer bulabilir. Türkiye, Yunanistan'la olan ilişkilerini oldukça ilerletmiştir. Öte yandan Türkiye, bağımsız Kosova'yı tanıyan ilk devletlerden biri olmakta tereddüt etmemiştir. Kosova'nın bağımsızlığının resmen tanınması hususunda, İslam Konferansı Örgütü'ne üye devletlerin çoğunun taşıdığı uzun süren beklenmedik tereddütleri göz önüne alındığında, Türkiye'nin Kosova'yı hemen tanımasının Arnavutlar için anlamı daha da büyüktür. Türkiye, bir anlamda İslam ülkelerinin namusunu kurtarmıştır. Bu noktada, Müslüman ülkelerin hayal kırıklığına uğratan durgunluğu bizi, devletin ve ulusun birtakım çıkarları ile jeopolitik kavramlar ve jeo-stratejik ihtiyaçların üzerine kurulu bir pragmatizmin, inanç veya ideoloji temelli bir dayanışmadan çok daha güçlü olduğuna inanmaya sevk ediyor. Türk milletiyle olan dostluk ve Türk devletiyle kurulan yakın ilişkiler, Arnavutlar için büyük önem arz etmektedir.

Arnavutların çoğu Türkiye'nin Balkan jeo-politiğinde oynadığı rolden memnudur ve bunun daha da artmasını arzu etmektedir. Türkiye'ye yaptığı bir ziyaret esnasında, ABD Eski Başkanı Bill Clinton'un "Kendisini başarılı bir şekilde yenileyebildiği takdirde, 21'nci yüzyıl bölgede Türkiye'nin yüzyılı olacaktır" şeklindeki yorumunu duymuş olmak oldukça sevindiricidir. Umarız bu temenniler gerçek olur.

Abdi Baleta kimdir?

1941 yılında Arnavutluk'ta doğdu. 1959-1961 yılları arasında Moskova'da uluslararası ilişkiler okudu. 1964 yılında Tiran'da Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. Arnavutluk Dışişleri Bakanlığı'nda uzun yıllar hizmet verdi. 1977- 1982 yılları arasında Arnavutluk'un Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği ve Büyükelçilik görevlerinde bulundu. Arnavutluk'ta hâkim olarak görev yaptı. Tiran Üniversitesi'nde uluslararası hukuk dersleri verdi. 1991-96 yılları arasında parlamento üyesi olarak yer aldı. Arnavut Millî Diriliş Partisi'nin liderliğini yaptı. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenterler Meclisi ve NATO'nun uluslararası diplomatik konferanslarında hükümet ve parlamento heyetlerine başkanlık yaptı. 2000 yılında Fazilet Partisi, 2002'de Büyük Birlik Partisi kongrelerine davetli olarak katıldı. 2006'da yayımlanan "İslamofobi ile Yüzleşme" dâhil olmak üzere, uluslararası ilişkiler ve siyaset alanında kitapları ve pek çok makalesi bulunmaktadır. İyi derecede Fransızca, İngilizce, Rusça ve İtalyanca bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Teşekkür

Söyleşinin gerçekleşmesindeki yardımlarından dolayı, Abdurahman Berhamaj'a çok teşekkür ederim.

MİLLİ GAZETE

  

Yorumlar