Duyuru

DAYTON ANLAŞMASI BOSNA'NIN İLERLEMESİNE ENGEL OLUYOR

Röportajlar - Röportajlar

  /   2333   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

Arkadaşımız Ayhan Demir, Bosna-Hersek üçlü Başkanlık Konseyi’nin Müslüman üyesi ve ZaBIH (Bosna-Hersek İçin Partisi) Genel Başkanı Haris Silajdzic (Haris Silayciç) ile Bosna Savaşı’nın üzerinden geçen on üç yılı ve Bosna-Hersek’in geleceğini konuştu.

Öncelikle yoğun çalışmalarınızın arasında vakit ayırıp, söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bosna Savaşının üzerinden 13 yılı aşkın bir süre geçti. 13 yılın ardından Boşnaklar için hayatta neler değişti?

Boşnaklar, Müslüman oldukları için, soykırıma maruz kaldılar. Bu, tarihte Boşnaklara karşı yapılan ilk soykırım değildir. Fakat kayıt altına alınan ve uluslararası mahkemelerce kabul edilen ilk soykırımdır.

Boşnaklar geçen 13 yılda kendi milli kimliklerini güçlendirmeyi başardılar. Bu durum Boşnaklara karşı işlenen en son soykırım olacağı düşüncesini güçlendiriyor.

Savaş sırasında evlerini, iş yerlerini, kısacası tüm hayatlarını terk edip, başka şehirlerde yeni hayatlara başlamak zorunda kalan Bosna halkı, savaştan sonra, eski yaşamlarına dönebildiler mi?

Yarım milyondan fazla Bosna-Hersek vatandaşı yurtdışında bulunuyor. Onların çoğu evlerine geri dönmediği bir gerçektir. Bu durum Dayton Antlaşması’nda geçen ve göçmenlerin evlerine geri dönüşlerini içeren 7. Maddenin uygulanmadığını ortaya koyuyor. Sırp Cumhuriyeti’nin hükümeti geri dönüşleri engelemek için başlangiçtan beri elinden geleni yaptı. Bu aynı zamanda Bosna halkına soykırım ve etnik temizlik uygulandığını ortaya koyuyor. Aslında hiç bir zaman durdurulamayan etnik temizlik projesi budur.

Bosna-Hersek’e dönüşün sağlanamaması, Bosna-Hersek için büyük bir kayıptır. Çünkü  onların arasında çok yetenekli insanlar var. Eğer Bosna-Hersek ile diaspora ve  diaspora ile bu insanların yurtları arasındaki bağlantı güçlendirebilirse olumlu bir gelişme sağlanacaktır. Vatandaşlarımızın çoğu yurt dışında Bosna-Hersek’le olan bağlantılarını ve kendi geleneklerini sürdürüyorlar. Bosna-Hersek dışındaki ülkelerde doğan çocukların nereden geldiklerini bilmesi anne ve babalarının sorumluluğudur.

6 Kasım 2006’da, Cumhurbaşkanlığı yemin töreninde yaptığınız konuşmada “Bosna-Hersek halkının ülkemizin AB’ye üye olmayı hak ettiğine şüphe yoktur” demiştiniz. Bu sözlerinizden anlaşıldığı üzere sizin de katılmayı arzu ettiğiniz Avrupa Birliği sürecinde, Bosna-Hersek ve Boşnakları, nasıl bir gelecek bekliyor?

Bosna-Hersek’in Avrupa Birliği’nden başka alternatif üyelik şansı yoktur. Birkaç ay önce Avrupa Birliği ile katılım Antlaşması imzaladık. Bu Antlaşmayla Bosna-Hersek, Avrupa ile entegrasyon yolunda ilerliyor. Bosna-Hersek halkı birçok alanda bu ilerlemenin etkilerini hissedecekler. Aynı zamanda Avrupa Birlği’ne giden yol ekonomik, politik ve birçok alanda ilerlemeyi garanti ediyor. Avrupa Birliği’nde, Bosna-Hersek’te var olan bazı güçlerin davranışlarını kabul etmeyen kanunlar var. Komşularımız Avrupa Birliği hedefine doğru ilerlemenin avantajlarını hissettiler. Bosna-Hersek bu konuda bir istisna olmayacaktır.

Bosna-Hersek Parlamentosu’nda kabul edilen polis reformu paketine, SDA ve SDS destek vermediler. Reform paketi ile Bosna-Hersek Polis Teşkilatı’nda değişen nedir?

ZaBIH (Bosna-Hersek İçin Partisi)’nin polis reformunun kabul edilmesi için harcadığı çabalar parlamentoyu;  yeni Bosna-Hersek yasasını çıkarmaya, yasa reformunun Avrupa Birliği’nin üç prensibine göre uygulanmasını sağlamayı ve Bosna-Hersek yasasının kabul edilmesinden sonra en fazla bir sene içerisinde, Bosna-Hersek’in birimsel polis yapısını uygulanmasını sağlamaya zorluyor.

Avrupa Birliği’nin pozisyonu çok açıktır. Bosna-Hersek Avrupa Birliği’ne girmeden  önce polis reformunu tamamlamalıdır. Belirttiğim kanun değişikleriyle birlikte polis reformu, Bosna-Hersek’in birimsel polis yapısına kavuşmasını sağlayacaktır.

Geçtiğimiz Mart ayında size hitaben ve üstüne gamalı haç çizilmiş tehdit mektubu Bosna’nın Rusya’daki elçiliğine gönderildi. Mektup’ta “Haris Silajdzic (Haris Silayciç) ve halkını, Rusya sınırları içinde görmek istemiyoruz. Bosnalılar artık Rusya içinde istenmeyen bir millettir. Kosova’nın bağımsızlığına karşılık Moskova’daki tüm Bosnalıları öldüreceğiz. 2008’in sonuna kadar Bosna elçiliğini havaya uçuracağız” tehditleri yer alıyordu. Bu mektubu kim ya da kimlerin gönderdiği hakkında bir gelişme yaşandı mı?

Bu olayı hatırlıyorum. Fakat şahsıma karşı yazılan kısmını pek önemsemedim. Dünya kin ve dikkatleri kendine çekmek isteyen insanlarla dolu. Benim gibi Rusya’daki Bosna-Hersek vatandaşlarına da tehdit gönderildiğinden Moskova’daki büyükelçiliğimiz, Rusya’nın güvenlik teşkilatıyla beraber, vatandaşlarımızı korumak için gereken butün önlemleri aldı. Ancak mektubu yazanlar maalesef hâlâ bulunamadı.

Bosna-Hersek Kosova’nın bağımsızlığını ve dolayısıyla Kosova pasaportu da dâhil olmak üzere Kosova vatandaşlığına dair hiç bir evrakı tanımıyor. Bunun sebebi nedir? Sırp tarafının bu yaklaşımlarda etkisi nedir? Bosna-Hersek, Kosova’yı tanımama kararını sürdürecek mi?

Bosna-Hersek parlamentosunun dış politikayla uğraşmak için görevlendirilen kişilerinin bu konuda hiç bir zaman resmi bir fikri yoktu. Ancak, bu konu hakkında, Bosna-Hersek’te farklı fikirler olduğu bir gerçektir.

Sırp Cumhuriyeti Başkanı Dodik, Bosna-Hersek’in, Kosova’yı tanıması durumunda kendilerinin de Sırbistan’a katılacağı yönünde sözler söylüyordu. Kosova’nın bağımzılığını ilan etmesinin ardından Bosna Sırp Cumhuriyeti parlamentosunda, “bağımsızlık referandumu” tehdidi içeren bir karar alındı. Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

Sırp Cumhuriyeti’nin, ne Bosna-Hersek yasalarına göre ne de uluslararası yasalara göre, Bosna-Hersek’ten ayrılma hakkı yoktur. Bu hakikat, Bosna-Hersek’in yaptığı veya yapacağı hamlelere bağlı değildir. Bosna-Hersek içerisindeki her unsurun bağımsızlık referandumu talep etmesi, Bosna-Hersek’in bütünlüğüne karşı tam bir saldırı olacaktır. Böyle bir durumda, Bosna-Hersek kendi topraklarını, siyasal bağımsızlığını ve uluslararası itibarını korumak için her türlü önlemi alacaktır.

Vuk Draskovic, “Kosova`yı kaybettik; ama Sırp Cumhuriyeti (Republika Sırpska) bizim” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu, Bosna-Hersek’in hâkimiyetine doğrudan bir müdahale değil midir? Sırplar bu tür açıklamları yapacak cesaret ve desteği nereden alıyorlar?

Draskovic, Sırbistan’da yaşayan ve Bosna-Hersek’in bağımsızlığını ve butünlüğünü sarsmak isteyen tek kişi değil. Bu politikanın amacı, farklı şekil alsaydı bile, hiç bir zaman Sırbistan’daki kökünü kazımazdı. Bölgesel istikrar ancak Sırbistan’ın, diğer komşularımız gibi, uluslararası alanda kabul edilen bir ülke olan Bosna-Hersek’in bağımsızlığına ve yasalarına saygı gösterdiği zaman gerçekleşebilir. Sırbistan’ın bu değişikliği yapması için, diğer ülkelerin de politikalarını değiştirmesi; bu tür açıklama ve davranışları yasaklaması gerekir.

CIA’nın, Bosna-Hersek’te gerçekleştirilen katliamlarla alakalı, açıkladığı bir rapora göre: Katliamların gerçekleşmesinde %99 oranında sorumlu tutulan üç kişiden biri olan Karadzic yıllar sonra yakalandı. Karadzic’in yakalanarak Lahey’de yargılanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Karadzic’in, Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’ne çıkarılması onun kahramanlığının ve projelerinin saçmalıktan ibaret olduğunu gösteriyor. Karadzic’in gerçek rolünun, katliamdan ibaret olduğunu gördük. Fakat o bu kez, zulme uğrayan güçsüz sivillere karşı değil, nerdeyse dört sene boyunca, idaresi altında kalan hükümetine karşı duruyor.

Karadzic’e karşı sunulan argümanlara itiraz edilemez. Bosna-Hersek’te gerçekleştirdiği soykırım için mahkum edileceği bir gerçektir. Ancak her ne kadar Karadzic bu soykırımın  faillerinden biri olsa bile, soykırım yapmak için, derin devlet gibi bir yapının gerekliliği unutulmamalıdır. Bunu Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi, soykırımı Sırp Cumhuriyeti (Republika Sırpska) Hükümeti ordusu ve polis teşkilatinin yaptığını söyleyerek ispatlamıştır.

Milosevic yaptıklarının hesabını vermeden öldü(rüldü). Mladic halen kayıp. Karacic ise, tıpkı ölmeden önce Miloşeviç’in yaptığı gibi, Batılı devletleri ve Amerika’yı suçluyor. Bu durum katliamların asıl suçlusu hakkında bize bir fikir verebilir mi?

Daha önce söylediğim gibi soykırım suçluları Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’nde açıkça ilan edildi. Bunlar; Sırp Cumhuriyeti (Republika Sırpska)’nın siyasi kurumları, ordusu ve polis teşkilatıdır. Elbette bireysel suçlulukları ortaya çıkarmak da çok önemlidir. Soykırım projesine doğrudan olarak katılan kişiler adalet önüne çıkarılmalıdır. Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi, kurumların sorumluluklarını ihmal etmesinden kaynaklanan sonuçları açıkça ortaya koymalıdır.

Milosevic ve Karacic’in Lahey’e çıkarılması kurdukları düzenin kan ve gözyaşı üzerine kurdukları düzeni ortadan kaldırmak için yeterli midir?

Tabiiki yeterli değildir. Ancak, Milosevic (Miloşeviç) gibi,  Karadzic (Karacic)’de adalet önüne çıkarılmadan ölseydi Bosna-Hersek’in acısı daha büyük olurdu. Bu sebeple, Ratko Mladic (Ratko Mladiç) de en kısa sürede yakalanmalıdır. Ardından Karadzic, Milosevic ve Mladic’ın soykırım projeleriyle Bosna-Hersek halkına yaptığı etkilerin nasıl silebileceğiyle ilgili sorunun cevapları bulunmalıdır.

Lahey Adalet Divanı aldığı kararla Srebrenitsa’da Boşnaklara karşı soykırım gerçekleştirildiğini kabul etmesine karşın, Sırpların bunu yaptığını kabul etmedi. Gerçekleştireni belli olmayan bir soykırımdan söz etmek mümkün müdür?

Bu kararın doğru olduğundan emin değilim. Bosna-Hersek’te ve çevresinde Srebrenica (Srebrenitsa)’daki  soykırımı reddeden ciddi bir siyasetçi olmadığını düşünüyorum. Biz şahidiz; Sırp Cumhuriyeti (Republika Sırpska) kurumlarının ve önde gelenlerinin bu soykırımı yaptığı apaçık ortadadır.

Bosna savaşına katılmış gazilere yaptığınız “Sırbistan’a gitmekten kaçının” uyarısını göz önünde bulundurursak, Dayton Antlaşması, aynı acıların bir daha yaşanmayacağının garantisi olabilir mi?

Benim yaptığım bu uyarı, savaşta Bosna-Hersek’i savunanların, Sırbistan tarafından kanunsuz bir şekilde tutuklanarak hapsedilmelerinin sonucudur. Bu tutuklamalar; “Roma yolunun kuralları” denen ve 1996 yılında Bosna-Hersek, Hırvatistan ve Sırbistan arasında imzalanan Uluslararası Antlaşma maddelerine tamamen aykırıdır. Bu antlaşmaya göre, tutuklamalar yalnızca ICTY (Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi)’nin izniyle yapılabilir.

Dayton Antlaşmasının mimarı Richard Holbrooke, Antlaşmanın onuncu yıl dönümünde, Dayton’un mükemmel olmadığını ve geliştirilmesi gerektiğini söylemişti. Holbrooke’un bile revize edilmesi gerektiğini söylediği Dayton’u yeniden ele alıp, gözden geçirmenin zamanı gelmedi mi?

Dayton Antlaşması’nın, o günkü şartlar altında tek çözüm olan, birinci amacı savaşı durdurmaktı ve bu konuda büyük başarı sağladı. Ancak bugün Dayton Antlaşması’nın, Bosna-Hersek’in ilerlemesini engelleyen bazı maddeler içerdiği bir gerçektir. Bununla birlikte paragraf 7’nci madde hiçbir zaman gerçekleşmedi. Dayton Antlaşması “a la carte” uygulanamaz. Dayton Antlaşması, tek bir bütün olarak işlevsel hale getirmek için yapabilen bir antlaşmadır. Bu sebeple Bosna-Hersek’i en kısa sürede daha demokratik ve işlevsel hale getirecek yeni bir anayasa gerekiyor.

Türkiye’nin, sözde, Ermenilere soykırım uyguladığı iddiasını seslendiren Batılı devletler; bu meseleyi siyasilerin çözmesini talep ediyorlar. Ancak konu Srebrenitsa’da yaşananlara geldiğinde tarihçileri göreve davet ediyorlar. Hatta sıklıkla katliama maruz kalan Boşnaklara geçmişi, katliamları ve toplama kamplarını unutmaları gerektiğini telkin ediyorlar. Bu bir çifte standart değil mi?

Bosna-Hersek’teki soykırım Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tarihte kabul edilen tek soykırımdır. Bununla ilgili tartışmaya tarihçilerin davet edilmesi, tarihte revizyon takdiminden başka bir şey değildir. Tabiki Uluslararası İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği soykırım kararının arşive kaldırılmasını isteyenler var. Fakat böyle bir davranış barışa katkı sağlamaz, Bosna-Hersek ve çevresine istikrar getirmez. Yine de bunun geçici fenomenler olduğunu düşünüyorum. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Holocaust’un red edildiği gibi.

Bir Sırp atasözü “Mutlak olan tek şey gelecektir; geçmişse durmaksızın değişir” diyor. Bu sözden yola çıkarsak; orta öğrenimde okuyan Bosnalı gençlerin, 1992-1995 yıllarında neler yaşandığını, ne acılar çekilerek bu toprakların kazanıldığını bilmeden yetişmesine ne diyorsunuz? Kin ve düşmanlığı körüklemeden yaşananları unutturmamak için neler yapılmalı?

Gerçek öğrenilmeli! Gerçekleri öğrenemeden yetişen bir nesil kabul edilemeyecek bir şeydir. Eğer Harwart’ta, Yale’de, Oxword’da ve Sorbon’daki öğernciler, Bosna-Hersek halkına soykırım uygulandığını ve onu kimin yaptığını öğrenebiliyorlarsa, Bosna-Hersek’teki tüm bölgelerde bu neden öğrenilmesin? Aksi için hiç bir sebep göremiyorum.

Bağımsız Bosna-Hersek’e giden yolda çok zorluklar ve acılar yaşadığınızı tüm dünya biliyor. Bu süreçte unutamadığınız, tarihe not düşmek istediğiniz birçok hatıranız vardır. Bunlardan birkaçını paylaşır mısınız?

Tabiki çok zor anlar yaşadık. Fakat bunlar Srebrenica (Srebrenitsa)’da, Vişegrad’da, Zvornik’te, Foça’da, Bijeljina (Biyelyina)’da ve diğer bölgelerde soykırıma ve etnik temizliğe uğrayan Bosna-Hersek vatandaslarının yaşadığı zorluklar yanında hiçbir şeydir.

Yakın bir dönemde Bosna-Hersek’te Belediye seçimleri yapılacak. ZaBIH bu seçimlere nasıl hazırlanıyor? Bosna-Hersek halkı neden ZaBIH’i tercih etmeli?

ZaBIH kurulduğu günden beri mesajlarında ve programında aynı şeyleri söylüyor: Demokratik ve modern bir Bosna-Hersek. Bu çok zor ve yavaş bir savaştır. Fakat çabalarımızda ilerleme kaydettigimiz bir gerçektir. Daha zor bir savaş bizim arkamızdadır ve biz bir tek gelecek ilerlemeleri beklemeliyiz. Bu sebeple Bosna-Hersek halkı son genel seçimlerde bize destek vermiştir.

Son olarak şunu sormak isterim: Türk milletinin, Boşnaklarla çok köklü tarihi, kültürel ve hatta ailevi bağları var. Dün Osmanlı çatısı altında ve savaş yıllarında aynı cephede birlikteydik. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı olarak, Türk milleti ve devletine mesajınız nedir?

Boşnak ve Türk milleti birbirine derin bağlarla bağlı iki dost millettir. Bu iki millet arasındaki ilişkiler hem Turkiye hem Bosna-Hersek’e Avrupa Birliği yolunda yardim edebilir. Eğer onlarla tecrübelerimizi paylaşırsak, iki ülke arasindaki ilişkiler daha da kuvvetlenerek devam edecektir.

Ancak şunu da belirtmek isterim ki, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler istenen seviyede değil. Savaşın yerle bir ettiği bir ekonomimiz var. Ekonomimiz yeni yeni hazır hale geliyor. Bu nedenle tam anlamıyla yoğun ilişkilere giremiyoruz. Ekonomik ilişkiler daha iyi olabilir.

  

Yorumlar