Duyuru

İlk Bosna şehidimiz Selami Yurdan

  /   3396   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

 

Eski Yugoslavya Cumhuriyeti'ni oluşturan altı federasyondan biri olan Bosna-Hersek'te, 18 Kasım 1990 tarihinde yapılan ilk çok partili seçimlerde rahmetli Aliya İzzetbegovic'in lideri olduğu SDA (Demokratik Eylem Partisi), parlamentodaki toplam 240 milletvekilliğinden 86'sını, Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin başbakanlığını ve 7 üyeliğin 3'ünü kazanmıştı. Bu seçim sonucunda Anayasal Bosna-Hersek Cumhuriyeti Başkanlığı seçimlerinde Aliya İzzetbegovic başkan seçildi.

Slovenya ve Hırvatistan, Yugoslavya Federasyonu'ndan ayrılınca Bosna-Hersek parlamentosu da, halkı ülkenin özerkliği hakkında oy kullanmaya davet eden referandumla ilgili bir önergeyi gündeme aldı. Referandum sorusu şuydu: "Vatandaşların ve Bosna-Hersek halkının eşit olduğu; Müslümanların, Sırpların, Hırvatların ve diğer insanların birlikte yaşadığı bağımsız bir Bosna-Hersek devleti için var mısınız?" 29 Şubat ve 1 Mart 1992 tarihlerinde yapılan referandumla da Bosna-Hersek Cumhuriyeti, bağımsızlığını ilan etti. Bosna-Hersek'te yaşayan Sırplar bu referandumu boykot ettiler. Ardından Bosna-Hersek'te yaşayan Sırp çetniklerin lideri Radovan Karadzic, Sırbistan'ın elinde bulunan Federal Ordu'nun desteğiyle, Avrupa'nın orta yerinde Müslümanlara karşı silahlı saldırı ve katliamları başlattı. Hırvat ustaşalar da, Sırp çentiklerin izinden gitmekte gecikmediler.

Tepeden tırnağa silahlı olan Sırplar ve Hırvatlar, ellerinde hiçbir şeyleri olmayan Müslüman Boşnaklara saldırmaya başladılar. Sırp çetnikler nokta atışı yapabilen özel tüfekleriyle, başta Saraybosna olmak üzere, Bosna-Hersek'in hemen hemen her yerinde Müslüman avına giriştiler. Saldırılara silahsız ve savunmasız yakalanan Boşnaklar için direnmekten başka çare yoktu.  Bunun üzerine Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı 20 Haziran 1992'de savaş ilan etti. Aynı gün rahmetli Aliya İzzetbegovic, meclisi fesih ederek, başkomutan sıfatıyla bütün yetkileri üstlendi. Ancak Sırp saldırganlığı her geçen gün biraz daha artıyor ve tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen soykırıma dönüşüyordu.

1995 yılına kadar devam eden Bosna Savaşı esnasında; Mısır, Tunus, Cezayir, Sudan, Suudi Arabistan ve Türkiye başta olmak üzere, dünyanın her yanından beş bin kadar mücahit, Müslüman Boşnaklara destek olmak için, Bosna-Hersek' akın etti. Doğrudan İslam'ı ve Müslümanları hedef alan, Sırp ve Hırvat saldırganlara karşı kahramanca savaştılar. Henüz teşkilatlanamamış Bosna-Hersek Ordusu'nu takviye etmek amacıyla Mücahit Birlikleri (Odred El-Mudzahedin) oluşturdular. Birçoğu daha önce Afganistan ve Çeçenistan'da Ruslara karşı cihada katılan olan bu mücahitler, Bosna-Hersek Ordusu'nun operasyonel hale gelmesini sağladılar.

Yüzlerce mücahitten biri...

Katliamların başlamasının ardından Bosna-Hersek'e gelen ve en ön saflarda kahramanca savaşan mücahitlerden yüzlercesi bu mücadele esnasında şehadet şerbetini içtiler. Mücahit Birlikleri'ne bağlı kahramanlar kanlarıyla, uluslararası kamuoyunun göz yumduğu Bosna soykırımını durdurmaya ve daha fazla Müslüman kanın akmasına mani oldular. 22 Ağustos 1992 günü Bosna-Hersek'te şehit olan Selami Yurdan da bu kahramanlardan bir tanesi.

Selami Yurdan 1966'da Ağrı'nın Patnos ilçesinde dünyaya geldi. Yaşamı boyunca Müslüman sorumluluğunu ifa edeceği bütün görevlere koşarak katıldı. Son olarak tevhit bilincinin en ileri örneklerinden birini sergiledi. Bosnalı Müslümanların direniş mücadelesine destek vermek amacıyla Saraybosna cephesine gitti. Aslında gitti demek dile kolay. "Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz?" (Nisâ/75) buyruğu ciğerlerini dağlayan Selami Yurdan, Bosnalı kadın ve çocukların "Nema niko da nas spasi?" (Bizi kurtaran yok mu?) feryadına daha fazla sabredemedi ve arkadaşları ile birlikte Bosna-Hersek'e gitmek üzere yola çıktı. Önce Bulgaristan-Romanya-Macaristan yolunu denediler. Ancak Yugoslavya'ya giremediler. Bu sefer dönüp Makedonya üzerinden, Arnavutluk'a ulaştılar. Arnavutluk'tan bir gemiyle, Hırvatistan'ın Split şehrine ve oradan karayolu ile Bosna-Hersek topraklarına girmeyi başardılar. On altı gün süren uzun bir yolculuğun ardından, Bosna-Hersek'teki, Zenica ve Travnik şehirlerinde Muslimanske Snage'ye (Müslüman Kuvvetler) katıldılar.

Saraybosna yakınlarındaki Visoko'da büyük bir harekât yapılacağını öğrenen Selami Yurdan'ı zapt etmek mümkün değildi. Şehadete susayan Selami Yurdan, beraber geldiği arkadaşlarına, "illa oraya gidelim. Orda direniş var, biz oraya gidelim" diyordu. Ancak arkadaşları, o kadar büyük çarpışmaların olmadığı, Türbe cephesi'ne gitmek istiyorlardı. Birlilkte Bosna'ya geldiği arkadaşlarından Ufuk, cephede bulunan arkadaşlarına haber yolladı ve cepheye çağırıldılar. Bir gün silah atışı yaptıktan sonra ertesi gün sabaha karşı üçte yola çıktılar. Şehit Selami Yurdan, yolculuk boyunca, neredeyse hiç konuşmamıştı. Saat on birde, cepheye yakın bir yere vardılar ve bir gün orada dinlendiler. Selami Yurdan, tüm Boşnaklar gibi ilahiyi çok seven, oradaki çocuklara yaklaşık bir saat boyunca Yunus Emre'nin Boşnakçaya çevrilen Bajram Dode (Bayram Gelir) ilahisini söyletmişti. Öyle ki, Selami Yurdan'ın şehadet şerbetini içtiğini gören o çocuklardan bazıları "On je Bajram Dode, Bajram dode" (O, Bayram Gelir, Bayram Gelir) diyorlardı.

Yurdan'ın şehadeti...

Önlerinde Boşnaklar olmak üzere, sabah yedi sularında, 50-55 kişi ile bir Sırp kasabası (İljas) üzerine operasyona başladılar. Bosna-Hersek'e gelişlerinde olduğu gibi operasyon esnasında da birlikte olan Selami Yurdan ve Ufuk, çarpışma başladığında, ayrılıp Sırpların arasına girdiler. Doğu tarafından sürekli ateş ediliyordu. Önlerinde mayınlı bir bölge olduğunu önceden biliyorlardı. Geriye doğru çekilirlerken, mayınlı bölgenin Sırp tarafından, ağır silahlarla ateş edilmeye başlandı. Yüzlerce kurşunla birlikte havan mermileri de eşlik ediyordu. Bu esnada Selami Yurdan devamlı olarak "Arkadaş! Biz buraya şehit olmaya geldik" diyerek, "İnna Lillahi ve İnna ileyhi raciun" ayetini tekrarlıyordu.

Yaprakların üzerinden kayarak geri çekilirlerken, arkadaşları, Selami Yurdan'ın tekbirlerini duydular. Selami Yurdan, yoğun Sırp ateşinden nasibini alarak vurulmuştu. Vurulduktan sonra, arka arkaya beş kere tekbir getirmişti. iki arkadaşı daha kol ve bacaklarından yaralanmıştı. Ancak şehadet sadece Selami Yurdan'a nasip olmuştu. Selami Yurdan bu şehadetiyle, 1992-1995 Bosna Savaşı'nın, ilk Türk şehidi sıfatına da erişti.

Birlikte savaştığı arkadaşı Ufuk, Selami Yurdan şehit olduktan sonra yaşananları şu şekilde anlatıyor: "Birçok arkadaş vardık. Fakat tek vasiyet eden oydu. Silahlı olarak fotoğrafının çekilmesini istemiyordu. Daha önce gömüleceği yeri göstererek "Beni buraya gömün" demişti. "Beyazıt'ta benim için, cenaze namazı kılın" diyordu. Terlikler almıştı ve "Bunları benim kardeşime götür" demişti. "Sigaralarımı da içmeyin, onları Türkiye'ye geri götürün" demişti. Yani tek vasiyette bulunan Selami olmuştu. Herhalde kendisine malum olmuştu. Selami'yi, vasiyeti üzerine Travnik şehrinde bulunan, Osmanlı'dan kalma Hacı Ali Baba Camii mezarlığına gömdük. Defin olayı bittikten sonra, birden yağmur yağmaya başladı. Seksen dört günden beri yağmayan yağmur, akşama, hava kararana kadar devam etmişti. Bir daha da yağmadı."

Selami Yurdan'ın annesi ve babası, ciğerparelerinin şehadet haberini alınca, buruk bir sevinç yaşadılar. Oğullarını, bu dünya gözüyle bir daha göremeyeceklerinden dolayı üzülüyorlardı. Fakat ciğerparelerinin, Allah yolunda Boşnak Müslümanların yardımına koşarak şehit olmasına da seviniyorlardı. Selami Yurdan'ın Halkalı'daki evine taziye için gelenleri, metanetle karşılıyorlardı. Selami'nin annesi, taziyeye gelenlerden birisinin sorusuna şöyle cevap veriyordu: "Müslümanların ezildiğini gördükçe çok üzülüyordu. Nerede bir şehit haberi alsa, onun resmini bulup getiriyor, şehitlerin resmini diziyordu. Hep düşüncesi şehitlikti. Bosna-Hersek'teki duruma çok üzülüyordu. "Orası İslam toprağı, mutlaka kurtulacak, ben gidip oraya yerleşeceğim" diyordu. Giderken Macaristan'a diye çıktılar. 'Hakkınızı helâl edin. Kardeşimi evlendirin' dedi. Düğün istemedi, sırasını kardeşine verdi. İşte bu gün düğününü yaptık oğlumun, meğer o, böyle bir düğün istiyormuş." Selami Yurdan'ın şehadet haberini alan babası Fermani Bey de, "Allah'a şükürler olsun. Oğlumun şehadeti Müslümanlara kutlu olsun. Daha 5 yüz oğlum, 5 bin oğlum olsa bile onları da Allah yolunda feda etmeye hazırım. Davamıza hep birlikte sahip çıkalım"  demişti.

Diğer şehitler

Selami Yurdan'ın vasiyetinde talep ettiği gibi, 28 Ağustos 1992 günü cuma namazından sonra, Beyazıt Meydanı'nda gıyabi cenaze namazı kılındı. Selami Yurdan'ın babası Fermani Bey, gıyabi cenaze namazına katılan, on binlere şöyle seslenmişti: "Selami'nin düğününe hoş geldiniz. Bu gıyabi cenaze namazını oğlum Selami'nin düğün merasimi olarak kabul ediyorum. Ey nüfus kâğıdında İslam yazanlar, bu dava hepimizin davasıdır. Ben bugün oğlum Selami'nin Bosna-Hersek'te şehit olmasının gururunu taşıyorum."

Bir gün Temel'e, "Hemen hazırlan, seni Kıbrıs'a yerleştireceğiz" denildiğinde, hazırlanmak için ne kadar zamanı olduğunu sorar. "Sadece birkaç saatin var" cevabını alınca hemen birkaç çuval alır ve köyün mezarlığına doğru koşmaya başlar. Temel'in bu hareketini hayretle karşılayan ahali peşinden gider ve sorar: "Eşyalarını hazırlamak yerine neden mezarlığa geldin? Ne işin var burada?" Temel her zamanki hazır cevaplılığı ile eşya her zaman ve her yerde bulunur. Ama gâvur, bana, "Bu topraklarda ne işin var" diye sorduğunda "İşte bu büyük dedemin, bu dedemin, bu da babamın mezar taşı" diyeceğim.

Fazla söze gerek yok: Bir kişi yaşadığı topraklarda yerli mi yabancı mı olduğunu öğrenmek istiyorsa o topraklardaki işaretler ile ne kadar uyuştuğuna bakmalıdır. Selami Yurdan ağabeyimiz ve diğer şehitlerimiz kanlarıyla, o topraklardaki, büyük büyük dedelerinin mezar taşına sahip çıktılar. Canlarını verdiler ama toprak vermediler. Şimdi bizim öncelikli vazifemiz şehitlerimizi ve şahadeti her daim hayatın içinde, her daim canlı tutmak.

Elbette 1992-1995 Bosna Savaşı şehitlerimiz sadece Selami Yurdan ağabeyimizden ibaret değil.

Edip Sadioğlu (17 Eylül 1992, Mostar), Adil Balat (17 Eylül 1992, Mostar), Ebubekir Arıcı (17 Eylül 1992, Mostar), Bahaddin Alaslan, Ahmet Demirer, Ahmet Pınar (28 Aralık 1992, İljas), Ramazan Çelik, Renda Tosuner (28 Aralık 1992, İljas), Sait Başar (28 Aralık 1992, İljas), İlhan Atlı (1992), Mustafa Çolak, Ali Pınarbaşı (1993), Mehmet Özdemir, Ömer Taşar, Muammer Aslantaş (Haziran 1993), Ahmet Şamil Karaoğlu (21 Temmuz 1995, Zavidovic), Abdülmetin Çakmak (1992), Güven Zengin (1992), Ebu Muslim, Çanakkaleli Yusuf (1992) ve daha nice isimsiz kahramanlar... Allah bu güzel insanların şahadetlerini mübarek, mekânlarını cennet ve bizleri şefaatlerine nail eylesin. Amin.

Milli Gazete

  

Yorumlar