Duyuru

Sırp şiddetinin arka planı

  /   4156   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

 


1980 yılında Tito'nun ölmesinden sonra, Yugoslavya yönetiminin "zayıf Sırbistan güçlü Yugoslavya anlamına gelir" ilkesi Sırp ve Karadağlı milliyetçilerin elinde yerini "Büyük Sırbistan" hayallerine bıraktı. Bu hayalin temel sloganı da "Kosova ve Ortaçağ Sırp Krallığı'nın başkenti ve Sırp Ortodoks Kilisesi'nin merkezi, Kosova'daki İpek (Pec) şehridir" idi. Takvimler 28 Haziran 1989'u gösterdiği gün, bir milyondan fazla Sırp, Kosova Savaşı'nın ve Prens Lazar'ın askeriyle birlikte boynunun vurulmasının 600'ncü yıldönümü hatırasına, savaşın gerçekleştiği Gazimestan Ovası'nda toplanmıştı. Sırp Ortodoks Kilisesi'nin, Sırp entelektüellerinin ve milliyetçi Sırp siyasi liderlerinin, aktif rol aldıkları törenin hazırlıkları daha birkaç yıl öncesinden başlamıştı. İstenen ortamın oluşması adına tüm Sırp mitleri, medya propagandası, siyasi ve dini temsilcilerin kışkırtıcı açıklamaları kullanıldı. Mesela, milliyetçi duyguları en üst seviyeye çıkarmak adına Lazar'ın tabutu tören öncesinde Kosova'dan alınıp, Sırbistan'da dolaştırıldıktan sonra tekrar Kosova'ya getirilmişti.

Sırp milliyetçiliğinin travması olan Kosova Bozgunu'nun (1389) 600'ncü yıl dönümü geldiğinde, istenen ortam büyük oranda oluşmuş; etnik ve dini mitlerin illüzyonuna kapılan bir milyondan fazla Sırp, Gazimestan'da toplanmıştı. Sırp Ortodoks Kilisesi ve Lazar sembolleri ile süslenmiş sahnede bir konuşma yapan Slobodan Miloşeviç, ateşli bir şekilde, bir yandan açıkça Yugoslavya döneminin sone erdiğini söylüyor, diğer yandan "Büyük Sırbistan'ın geçmişindeki ve geleceğindeki savaşları" anlatıyordu. Ama asıl yapmak istediği Balkanlarda yaklaşık on yıl sürecek yeni bir kanlı dönemin meşru zeminini hazırlamaktı. Milosevic'in, Müslüman Boşnakları, Kosovalı Arnavutları ve özellikle Türkleri hedef alan konuşmasındaki temel slogan "Bir daha asla" idi. Milosevic, "Büyük Sırbistan ulusunun bir daha Müslüman Türkler tarafından yönetilemeyeceğini" haykırıyordu. Hedef Kosova Bozgunu ve Müslüman Türklerdi. Çünkü Kosova Bozgunu, Sırp siyasal merkez inşası hedefinin yok olmasıyla birlikte, Sırp kimliğinin oluşmasında son derece önemli rol oynamıştır. Herhangi bir çarpışma olmanın çok ötesinde bir anlam kazanan ve Sırp ortak hafızasında derin izler bırakan bu bozgunun doğru-yanlış rivayetlerinden milli kahramanlar türetildi.

Mesihi öldürenler

Aslında bakılırsa, Gazimestan Ovası'nda yapılan konuşmalar, Bosna-Hersek ve Kosova'daki Müslüman soykırımını, tarih, kültür ve sanat katliamını gerçekleştiren Sırp şiddetinin arka planındaki temel unsurların dil ile ikrarından başka bir şey değildi. Yapılan konuşmalar gösterdi ki, Kosova Meydan Savaşı, Sırp zihninin tarihsel açıdan dönüm noktasını; Kosova'daki Sırp Ortodoks Manastırları, kutsal mekân anlayışını; Bosna-Hersek'te Osmanlılar ve Ustaşalar, Kosova'da Müslüman Arnavutlarca soykırıma uğradıkları iddiası mağduriyet anlayışını; Sırp Ortodoks Kilisesi'nin himaye ettiği Slav Hıristiyancılığı, Sırp milliyetçiliğinin dini arka planını oluşturmaktaydı.

Sırp milliyetçilerinin, Slav Müslümanlar aleyhindeki, kışkırtıcı eylemlerinin temelinde Müslüman Boşnakları, İsa'yı öldürenler ve ırklarına ihanet edenler olarak görmeleri yatmaktadır. Sırp mitolojisine göre, Prens Lazar'ın Kosova Savaşında mağlup olması ve savaş meydanında ölmesi, Sırp ulusunun bağımsızlığını kaybetmesinin ve beş asırlık Osmanlı esaretinin başlangıcıydı. Prens Lazar'ın ölümünü Sırp ulusunun da ölümü olarak kabul eden 19'ncu yüzyıl Sırp milliyetçileri, Lazar'ı, Mesih figürü haline getirdiler. Müslüman Türkleri ve Boşnakları, Mesihi öldürenler sıfatıyla, öfkenin öznesi haline getiren bu anlayışa göre; Sırp halkı, Lazar'ı öldürenlerin soyundan gelenlerin torunları temizlediğinde yeniden dirilecekti.

Slav Hıristiyancılığı (Hıristoslavizm)

Slav Hıristiyancılığı anlamına gelen Hıristoslavizm mitine göre, Slavlar, tabii olarak Hıristiyan'dılar. Hıristiyan Slavların başka bir dine geçmeleri, hem dinlerine hem de ırklarına ihanet etmeleri anlamına geliyordu. Hristiyan Slavlara göre, İslam dinini kabul eden Slavlar, korku ya da Müslümanlara tanınan ayrıcalıklardan istifade etmek için dinlerini değiştirmişlerdi. İslam'ı tercih eden Slavlar, Türkleşmiş kabul ediliyordu. Bu sebeple, Sırp milliyetçiler, Müslüman Boşnakları Türk olarak algılıyorlardı.

Sırp Ortodoks Kilisesi, 1346 yılında, Kosova'nın İpek (Pec) şehrinde kurulduğundan en eski ibadet yerleri yine bu bölgedeydi. Sırp Ortodoks Kilisesi, "Müslümanlar, Hıristiyan topraklarındaki günahkârlardır" fikrini canlı tutmayı kendine vazife edinmişti. Kosova'nın birçok bölgesinde Sırplar demografik olarak çoğunluğu teşkil ediyordu. Ancak İslam'ın hızla kabul görmesi, Sırpların göçleri ve Arnavut Müslümanların yoğun nüfus artışı gibi sebepler, Kosova bölgesindeki Sırp nüfusunun yüzde 5-10'lara kadar gerilemesine yol açtı.

Mağduriyet ve soykırım söylemi

Sırp siyasetçileri, entelektüelleri ve din adamları, bu nüfus gerilemesini, "Osmanlı döneminde baskı altında tutuldukları" iddiasına bağlamakla kalmayıp, bu iddiaya İkinci Dünya Savaşı esnasında Hırvat Ustaşa yönetiminin Sırplara yönelik baskılarını da ilave ederek, yirminci yüzyılın son çeyreğinde mağduriyet ve soykırım söylemi oluşturdular. Slobodan Milosevic, bu söylemi kullanarak, özellikle Bosnalı Müslümanlar üzerinde uyguladıkları etnik soykırımı meşru hale getirmek istemiştir. Bölgedeki Sırp entelektüelleri ve Sırp Ortodoks Kilisesi, Sırplara karşı uygulandığı iddia edilen zulmü betimlemek için oldukça duygusal bir biçimde "jenosid" terimini kullanmaya başladılar.

Lahey adalet divanında on bir ayrı suçtan yargılanan Bosnalı Sırp lider Radovan Karadzic de, "Hırvat ve Müslüman Boşnakların, Ustaşalar döneminde olduğu gibi Sırpları katletmeye çalıştıkları" iddiasının sıkı bir savunucusudur. Ancak Bosna, Arnavutluk ve Kosova'daki demografik yapının Müslümanlar lehine değişmesi, vergi kolaylığı kadar, Xavier de Planhol'un, Arnavutların İslam'ı kabulünü izah ederken vurguladığı gibi sosyal, kültürel nedenlere de dayanmaktadır. Osmanlının esnek tutumu ve getirdiği adalet ve barış ortamı, Hıristiyan tebaanın kolayca İslam'ı tercih etmesinde esas etken oldu. Müslümanlığı ağır ve emin adımlarla yayıldığı bu sürecin, her biri iki asırdan fazla süren, belli başlı iki ayrı adımı olmuştur: Yugoslavya'daki fetihlerden Viyana bozgununa kadar uzanan birinci dönem ve Viyana bozgunundan Osmanlı'nın Balkan topraklarından çekilmeye mecbur bırakıldığı süreçteki ikinci dönemdir.

Gerçek soykırım

Rivayet o dur ki, ABD'nin "diplomasi tankı" lakaplı diplomatı Richard Holbrooke, dönemin Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e sormuş: "Bu eşekleri (Sırpları) 450 sene nasıl yönettiniz?" Tarihi ve sosyolojik açıdan hiçbir maddi açıklaması olmayan bu soruya Çetin "Osmanlı adaleti" cevabını vermiş. Nükte bir yana, tarihin hakikatlerine rağmen Aralık 1990 seçimlerinden büyük bir başarıyla çıkan Milosevic'in Sırbistan Komünist Partisi, ulusçu kaplanın sırtına binmiş ve Sırp basınına da boyun eğdirmeyi başarmıştı. Sırp ulusunun laf ebeliğine soyunan Slobodan Milosevic "Sırpları yıldırmak için faşist teröristler gönderiliyor" başlıklı yalan haberler yaptırıp,  baskı ve soykırım üzerine kurulu söylemler geliştirirken, tarihin her döneminde olduğu gibi, asıl baskı ve etnik temizliğe maruz kalanlar Müslüman Boşnaklar ve Arnavutlar oldu. 1992-1995 Bosna Savaşı esnasında 250 bin Müslüman Boşnak şehit oldu.

Toplamda 312 bin kişi hayatını kaybetti. Aynı şekilde Mart 1999'da Sırp polisinin Kosova'nın köylerini ateşe vermesiyle birlikte başlayan saldırganlık neticesinde 20 bin Arnavut kamyonlarla sınır dışı edildi, 500 bin Kosovalı canını kurtarmak için yollara döküldü. Sırp ve Yugoslav kuvvetlerinin başlattığı etnik temizlik kampanyası ile binlerce Kosovalı Arnavut öldürüldü. Öldürülen Arnavutların yaklaşık iki bini silahsız sivillerdi. Yirminci yüzyılın son on yılında, Avrupa'nın orta yerinde, meydana gelen bu kanlı şarlatanlık bile Sırp milliyetçiliğinin, çağdaş bir ulus meydana getirmenin çok uzağında kaldığının ve vahşi bir kabilenin şiddet dürtüsünü körüklemekten öte gidemediğinin en açık göstergesidir.

Kaynakça

Soğuk Savaş Sonrası Kosova Sorunu, Hüseyin Emiroğlu, Orient Yayınları, Ankara, Kasım 2006

Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı Devleti, Sacit Kutlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Haziran 2007

Balkan Tarihi Cilt 1, Barbara Jelavich, Küre Yayınları, Ekim 2006

Osmanlıda Sırp İsyanları, Selim Aslantaş, Kitap Yayınevi, İstanbul, Eylül 2007

Balkanlarda İslam, Aleksandre Popovic, İnsan Yayınları, İstanbul, Ocak 1995

Bosna'nın Kısa Tarihi, Noel Malcolm, Om Yayınevi, İstanbul, Aralık 1999

Balkanların Tarihi, Georges Castellan, Milliyet Yayınları, İstanbul, Şubat 1995

Balkanlar, Hugh Poulton, Sarmal Yayınevi, İstanbul, Nisan 1993

Kosova Kanlı Ova, Osman Karatay, İz Yayıncılık, İstanbul, 1998

Milliyetçiliğin Pançesindeki Kartal Kosova, L. Doğan Tılıç, Ümiy Yayıncılık, Ankara, 1999

Balkanlar El Kitabı Cilt 1, Komisyon, KaraM Vadi Yayınları, Ankara, Nisan 2006

Balkanlar El Kitabı Cilt 2, Komisyon, KaraM Vadi Yayınları, Ankara, Mart 2007

Kaynak : MİLLİ GAZETE

  

Yorumlar