Duyuru

Arnavutluk'ta neler oluyor?

  /   3514   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

 


 

Türklerin Arnavutluk'la ilk temasları, Bizans İmparatorunun hizmetinde ücretli askeri birlikler olarak bu topraklara geldiklerinde olmuştur. 1338 yılında, yaklaşık iki bin askerlik bir kuvvette sahip olan bu birlik, İmparator Üçüncü Andronikus adına, Aydın'dan yola çıkarak Arnavutluk'a ayak basmış ve büyük ganimetler elde etmiştir. Bu tarihten sonra sık sık gerçekleştirilen akınlar Arnavut derebeylerinin gücünün azalttı. Her ne kadar 1402 yılındaki Ankara Savaşı'ndaki Osmanlı mağlubiyeti bir müddet nefes almalarını sağlamışsa da Batı Balkanlardaki fatihlere mani olamadı. Nihayet 1417 yılında Valona (Avlonya) ve Berat Müslüman Türk idaresine geçti.

 

Balkanlarda Osmanlı'dan en son kopan toprak parçası olan Arnavutluk, beş yüz yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Arnavutluk'un İslamlaşması somut olarak, Türk fetihleri ile birlikte başlamıştır. Sırpların bulundukları bölgelerde İslamı kabul edişler "Türkleştirme" diye adlandırılırken, Arnavut Müslümanlar, İtalyan araştırmacılar tarafından, "Turchi" olarak adlandırılıyorlardı. Türk fetihlerinden sonra İslamiyeti kabul edenler evvela derebeyler olmuştu. Osmanlı Devleti, bu toprakları 1417 yılında fethetmiş ve Hasan Rıza Paşa'nın şehit edilmesiyle 1913'te terk etmek zorunda kalmıştı. Avrupa'daki ilk Müslüman devlet olarak 1913 yılında tarih sahnesindeki yerini alan Arnavutluk, tüm sıkıntılara rağmen bugüne kadar Avrupa'nın en büyük Müslüman kavimlerinden birinin yaşadığı topraklar olma özelliğini muhafaza edebildi.

 

Osmanlı'dan sonra Arnavutluk

 

Osmanlı Devleti'nin, Birinci Balkan Harbi'nin ardından, adım adım çekilmek zorunda kaldığı Balkan topraklarında yaşayan diğer Müslümanlar gibi Arnavutlar da, Sırpların, Karadağlıların ve Yunanlıların gerçekleştirdiği etnik temizlik ve katliamlara maruz kaldılar. Başarısızlıkla sonuçlanan bu saldırıların ardından Arnavutluk, İtalya'nın Arnavutluk'u işgal ettiği 1939 yılına kadar, kendisini kral ilan eden Ahmet Zogu tarafından yönetildi. İtalyan işgali kısa sürmüş ve 1941'de Arnavutluk Komünist Partisi'nin başına geçmiş olan Enver Hoca, 41 yıl iktidarda kalmıştır. Enver Hoca, ülkeyi siyasal ve ekonomik olarak dünyadan izole etmiş, toprağı kolektifleştirip, tahıl üretimini arttırmak için hayvancılığı yok etmiştir. Ülkedeki bütün ibadethaneleri yıktıran Enver Hoca, 1967'de Arnavutluk'un dünyanın ilk ateist devleti olduğunu ilan etmiştir. Arnavutluk Müslümanları için en sıkıntılı dönem ise 1967 yılında, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arnavutluk'a Yugoslavya ve Sovyetler Birliği tarafından yerleştirilen, komünist rejimin ülkedeki dini özgürlükleri yürürlükten kaldırması ve Arnavutluk'u ateist bir devlet olarak ilan etmesiyle yaşanmaya başladı. Camiler ve kiliseler müze, spor salonu ve okula dönüştürülmüştür. Enver Hoca döneminde yazılan resmi tarihte Osmanlılar ve İslam kültürünün Arnavutluk üzerindeki olumsuz etkileri dile getirilmiş; hatta Osmanlı idaresi altındaki yıllar "karanlık bir dönem" olarak nitelendirilmiştir.

 

1991 yılına kadar devam eden komünist rejim tarafından çok sayıda imam sürüldü, hapsedildi ya da şehit edildi. Dini kitaplar yasaklanarak yok edildi, mescitler yıkıldı. Arnavutların toplu İslamlaşması "Arnavutların Hıristiyan kahramanları"na karşı Türk terörünün bir ürünü olarak tasvir edildi. İskender Bey, Pjeter Bogdani ve Millosh Kopili gibi birçoğunun Arnavut kökenli olduğu kuşkulu isimler mit haline getirildi. Buna karşılık Tepedelenli Ali Paşa, Kuzey Arnavutluk'un Bushati Paşaları ve Balkanlardaki Arnavut tarihinde çok önemli figür oluşturan diğer kişiler, aslında Müslüman kahramanlar oldukları anlaşıldıktan sonra, komünist rejim ve takipçileri tarafından kötülenmeye ve unutturulmaya başlandılar.

1990 yılından sonra Balkanlarda demokrasinin gelişiyle birlikte Arnavutluk'ta da dini özgürlükler iade edilmeye başladı. 1991'de kurulan demokratik rejim ile birlikte Arnavutluk, İslam Konferansı Örgütü'ne üye oldu. Ardından Tiran'da Arap-Arnavut Bankası kuruldu. Bunlarla birlikte bazı Türk, İranlı, İngiliz, Amerikan ve diğer Müslüman sivil toplum kuruluşları 1991-1996 yılları arasında ülkedeki İslami eğitim ve cami inşası ile meşgul oldular. Ancak bu sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri kısa ömürlü olduğundan geçmişin ağır tahribatını tamamen ortadan kaldıramadı.

 

Arnavutluk'ta misyoner istilası

 

Soğuk Savaş döneminin ardından adeta sudan çıkmış balığa dönen Arnavutluk, kısa aralıklarla demokrasiye geçiş sürecinin sancılarını, banker krizini ve Kosova Savaşı'nın derin etkilerini yaşadı. Savaş sırasında 600 bini aşkın Kosovalı Arnavut mülteci Arnavutluk topraklarına göç etti. Bu rakamdan da anlaşıldığı üzere Arnavutluk toprakları dışında yaşayan yoğun bir Arnavut nüfus bulunmaktadır. Yugoslavya'daki 1971 sayımlarına göre bu ülkede bulunan bir milyon 309 bin 523 Arnavut'un; 916 bin 168'i Kosova, 279 bin 871'i Makedonya, 65 bin 507'si Sırbistan, 35 bin 671'i Karadağ, 4 bin 175', Hırvatistan, 3 bin 764'ü Voyvodina ve bin 281'i Solovenya'da bulunmaktadır. Yaklaşık 3,5 Milyon nüfusa sahip olan Arnavutluk'un, 1957 sayımına göre, yüzde 73'ü Müslüman (yüzde 60 Sünni, yüzde 13 Bektaşi), yüzde 14'ü Ortodoks ve yüzde 10'u Katolik'tir. Protestanların oranı yüzde birden az olmakla beraber çoğunluğu Amerika Birleşik Devletleri'nden gelmiş olan Evanjelistlerin misyonerlik çalışmaları neticesinde sayıları giderek artıyor.

 

Aslına bakarsanız, sahip olduğu bu Müslüman çoğunluk sebebiyle Arnavutluk, tarih boyunca misyoner örgütlerin ilgi alanında yer aldı. Özellikle 1991'de komünist rejimin çökmesiyle ülkede oluşan nispeten özgür ortam, gerek sosyal hayatta gerekse politikada baskın biçimde söz sahibi olan Hıristiyan grupların okullar, medya kuruluşları, siyasi partiler, üniversiteler ve yardım kurumları yoluyla dini propagandalarını rahatça sürdürmelerine imkân sağladı. Arnavutluk'taki mevcut örgütlenme ve siyasi yapıya bakıldığında ülkedeki dini gruplara adil bir şekilde temsil imkânı verilmediği açıkça görülmektedir. 1967 yılında Arnavutluk'ta bin 666 mescit bulunurken, bugün sekizi başkent Tiran'da olmak üzere beş yüz civarında cami/mescit ve üç yüz elli kadar imam bulunmaktadır. Buna karşılık sadece Tiran'da yüz elliden fazla kilise ve Hıristiyan misyonu bulunmaktadır.

 

Tarih boyunca Haçlılar, Yahova Şahitleri, Adventistler, Mormonlar, Presbiteryanlar ve Hıristiyan Protestanlığın tüm kolları, Hıristiyanlığın Ortodoks ve Katolik merkezi olan Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere Batı Avrupa ve Amerika'nın taşıdığı Hıristiyan unsurlar Arnavutluk topraklarını istila ettiler. Arnavutluk'ta faaliyet gösteren misyonerler, Müslümanları dinlerinden döndürmek için: Katolik ve Ortodoks kiliseleri eliyle ilköğretim ve üniversite seviyesinde okullar kurdular, tarih kitaplarını Hıristiyanlığa dayalı yazdırdılar, nefrete dayalı bir anti İslam söylemi yaydılar, Yunanistan'dan ikamet izni isteyen Arnavutları Ortodoks olmaları için zorladılar, medya yayını ve kapı kapı dolaşarak Hıristiyanlık tebliği yaptılar. Tüm bu misyonerlik faaliyetlerini bugün de aralıksız devam ettiriyorlar.

 

Arnavutluk Müslümanlarının dini özgürlükleri, 1997 yılında Sali Berisha yönetiminin yerine Yunanistan ve CIA destekli Arnavut Sosyalist Partisi'nin iktidara gelmesiyle yeniden askıya alındı. Sosyalist hükümetin bakanlarının çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan idi. İslami organizasyonların tek tek kapatıldığı sosyalist hükümet döneminde Arnavutluk Müslümanları ve imamlar, baskı ve kötü muameleye tabi tutuldular.

 

Rahibe Teresa miti

 

Altı asırlık İslam tarihinden sonra Arnavut Müslümanları üzerindeki baskı ve Hıristiyanlaştırma politikası 11 Eylül uçaklamalarından sonra zirveye ulaştı. Arnavutluk, kendi Müslümanlarına karşı girişilen açık bir "Haçlı Savaşı"nın bir parçası oldu. 13 Ocak 2003 tarihinde Arnavutluk Müslüman Toplumu'nun Genel Sekreteri'nin ofisinde suikasta uğraması bunun en önemli örneklerindendir. Genel Sekreter'in esrarengiz bir cinayete kurban gitmesi devlet imkânlarını ve gizli servisleri Müslümanlara karşı bir tutuma yöneltti. Arnavutluk Müslüman Toplumu'nun ofisleri birçok kez polis tarafından basıldı. Toplum çalışanları, sıradan insanlar ve imamlar hiçbir mahkeme kararı olmaksızın camilerden toplanarak gözaltına alındılar. Parmak izleri ile fotoğrafları şüpheli olarak kayıt altına alındı. Ancak bu güne kadar bu suçu işleyenlere dair hiçbir delil bulunmamıştır.

 

Bu yıllarda, ülkenin üst düzey devlet adamları ve önde gelen kişileri Hıristiyanlardı.  Devlet yönetiminde kilit noktalarda bulunan Hıristiyanlar, ezici nüfus çoğunluğuna sahip olan Müslüman Arnavutlara karşı üstünlük sağlamış durumdaydılar. Bu üstünlük bugün de fiili olarak devam ediyor. Bu sebeple Müslüman Arnavutlar, politik ve kültürel açıdan Katolik ve Ortodoks istilası ile karşı karşıyalar. Mesela, bir kısım insanın Arnavut olduğuna inandığı Rahibe Teresa, Arnavut milli kimliğinin temsilcisi olarak şiddetli bir şekilde destekleniyor. Eğitim ve Kültür Bakanları, Teresa'yı anmak için Arnavut öğrencilere zorla şarap ve ekmek ayinleri düzenletiyorlar. Bu ayinler Vatikan ve İtalyan elçiliğince destekleniyor. Bunun haricinde, Katolik propaganda çerçevesinde, ülkenin her köşesine Rahibe Teresa'nın adının verilmesi için Arnavut politikacılar zorlanıyorlar.

 

Arnavutluk'un tek havaalanı "Katolik Azize Rahibe Teresa" adını taşıyor. Tiran'ın en büyük bulvarının adı "Rahibe Teresa Bulvarı", en büyük hastanesinin adı "Rahibe Teresa Hastanesi". Aynı şekilde ülkedeki birçok sokak, klinik, okul ve üniversite vs. adları Katolik Azizlerinin adlarıyla anılmaya başlandı. Konulan yeni isimlere örnek olarak Don Bosko Sokağı, Parde Luigi Monti Kliniği, İyilik Kontu Leydisi Üniversitesi gibi isimleri saymak mümkündür.

 

Arnavutların zorla Katolik yapılmaya çalışılması politikasına dair en önemli girişimlerden biri 19 Ekim 2005 tarihinde yaşandı. Arnavut öğrenciler, Rahibe Teresa'nın Vatikan tarafından kutsandığı gün olan ve resmi tatil edilen bu günde Rahibe Teresa'yı anma törenine katılmaya zorlandılar. Papanın, "Rahibe Teresa Halk Yürüyüşü" düzenlenmesi yolunda Arnavutluk'a çağrıda bulunmasından sonra, 23 Ekim'de Tiran'daki İtalyan elçiliği, Kültür Bakanlığı ile işbirliği içinde başkent Tiran'ın tüm yollarını trafiğe kapattılar. Ancak tüm bu onurlandırmalara rağmen, Rahibe Teresa'nın 1990 yılında ülkeyi ziyaret ederek diktatör Enver Hoca'nın mezarına çelenk koymak ve Hoca'nın dul eşine sarılarak onu teselli etmek dışında Arnavutluk'a hiçbir katkısının olmadığı bilinmektedir.

 

Arnavut sosyalistlerinin İslam'a karşı giriştikleri mücadelenin nedenli büyük ve organize olduğu dönemin Ortodoks Başbakanı Fatos NANO'nun konuşmalarından anlaşılmaktadır. Nano, 2004 yılında, Arnavutluktaki Müslümanları azınlık olarak ilan etmişti. Arnavutluk'un Ortodoks-Ulah kökenli eski Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu de, Nano'dan pek farklı değildi. Moisiu 9 Kasım 2005'te Londra'da, Oxford Üniversitesi'nde yaptığı bir toplantıda, "Arnavutların Hıristiyan olduklarını" ilan etmişti.

 

Buna karşılık Arnavutluk Müslümanları, Arnavut halkının en izole ve yoksul toplumunu temsil ediyor. Bunun aşılması için onların kendi enstitülerini, okullarını, kurumlarını ve medyalarını oluşturmaya ihtiyaçları var. Fakat onlar tüm bunlar için bir kaynağa sahip değiller. Onlar Cuma namazını kılmak için bile yeterli camiye sahip değiller. Bu gün Tiran'da, ülkenin başkentinde, sadece sekiz cami var ve Cuma günü Arnavut Müslümanlar Tiran'ın Merkez Meydanı'ndaki Osmanlı eseri Ethem Beg Camii yeterli olmadığı için Cuma namazlarını zorunlu olarak dışarıda kılmaktalar. Tiran'ın Arnavut Müslümanları, devletin okulları onların İslami örtüleri sebebiyle örtülü kızlarını uzaklaştırdığında onları gönderebilecekleri hiçbir özel yüksekokula sahip değiller.

 

Arnavutluk Müslüman Toplumu

 

Sosyalist yönetim dönemi boyunca Arnavutluk Cumhuriyetinin Sünni Müslümanlarının resmi temsilcisi Arnavutluk Müslüman Toplumu [Muslim Community of Albania-MCA] idi. 1923'te İslam ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlemek için kurulan MCA, 1967'ye kadar üstlendiği misyonu devam ettirmesi için 1991 yılında yeniden açıldı. Arnavutluk Müslüman Toplumu 2003 yılana kadar rahmetli Hafız Sabri Koçi tarafından yönetildi.  2004 yılında vefat eden Koçi, iyi bir Müslüman ve aktivist idi. İslam'a bağlılığı ve komünizm karşıtlığı ile tanınıyordu.

 

Arnavutluk Müslüman Toplumu, ülkedeki mescit ve camiler üzerinde devlet tarafından tanınan bir kontrole sahip ve Arnavutluk Sünnilerinin devletteki temsilcisi olan ana organizasyon konumunda bulunuyor. Arnavutluk Müslüman Toplumu, ülkedeki Sünni dini altyapının geçimini sağlıyor. Ancak Arnavutluk Müslüman Toplumu, son derece fakir olduğundan onun dini ve kültürel faaliyetleri sıklıkla dış yardımlara muhtaçtır. Onun yoksulluğu komünist dönemde rejimin malvarlığına el koyduğu gönlerden miras kalmıştır ve bu malların birçoğu 1991'den sonra dahi iade edilmemiştir. Bugün Arnavutluk Müslüman Toplumu çok zor şartlarda çalışan 7 medreseye ve ülkenin tümünde 500 civarı mescit ve camiye sahiptir. Arnavutluk Müslüman Toplumu'nun çalışanları ücretlerinden sıklıkla rahatsızdır ve onun medreseleri modern bir okulun sahip olduğu temel ihtiyaçlardan bile yoksundur.

 

Arnavutluk Müslüman Toplumu yeniden kurulduğu 1991'den bu yana onun yetkisinin Arnavutluk'un gerçek "Müslüman Merkezi" olarak kabul edilmesi için mücadele etti. Ancak Arnavutluk devlet yöneticileri, özellikle 1991'den itibaren, izledikleri politikalar ile bunu sıklıkla sabote ettiler.

 

Arnavutluk Müslüman Toplumu'na bağlı camilerde hizmet veren imamların maaşı, ülkedeki en düşük ücret olan 120 Dolar civarındadır. Ancak sıklıkla aylık 40 Dolar ücret alıyorlar veya kimi zaman da hiçbir şey almıyorlar. Arnavutluk Müslüman Toplumu'nun 2004 yılı boyunca aylık bütçe açığı, sadece Tiran'daki yönetimin masraf ve örtülü giderleri için 5,000 Doların üzerindedir. Bunun sonucu olarak Arnavutluk Müslüman Toplumu'nun en yüksek seviyedeki personeli aylık 220 Doları ücret alabiliyorken, Arnavutluk Ortodoks Kilisesi'nin en düşük seviyedeki personelinin aylık maaşı 300 Euro'dur. Bu geliriyle MCA, Balkanların en pahalı ülkelerinden biri olan Arnavutluk'ta din görevlilerine en düşük ödemeyi yapan kuruluştur. Ülkedeki diğer din görevlileriyle karşılaştırıldığında Arnavutluk Müslüman Toplumu'nun personeli onların en fakirdir. Eğer MCA gerçekten bir "Müslüman Merkez" haline getirilmek isteniyorsa, ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilir olmalıdır. Ancak Arnavutluk'un genel yoksulluğu ve geri bırakılmışlığı bu durumu neredeyse imkânsız hale getirmektedir.

 

Arnavutluk Müslüman Forumu

 

Arnavutluk'ta, Arnavutluk Müslüman Toplumu'ndan ayrı olarak, başka Müslüman organizasyonlar da faaliyet göstermektedir. Onların faaliyetleri, gelirleri ve altyapıları temelinde sıklıkla küçük ve sınırlıdır. Ülkede bir kısım tarikatlarla birlikte Bektaşi Yönetimi de faaliyettedir. Bununla birlikte bu organizasyonların faaliyetleri çoğunlukla dinin bir yönü ile ilişkilidir. Ancak, rejimin meydan okuyan tavrı karşısında 2004'ten bu yana Arnavutluk'ta İslam'ın halk bazındaki imajını açık bir sesle koruyan yeni bir organizasyon ortaya çıktı. Arnavutluk Müslüman Forumu [Muslim Forum of Albania-MFA], İslam karşıtlığına, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı ve İslam'a ve Müslümanlara daha fazla saygı gösterilmesi için mücadele eden bir organizasyondur. Onun açık sözlü duruşu sebebiyle sosyalist rejim onun kuruluşundan bu yana Arnavutluk Müslüman Forumu'na saldırdı ve Arnavutluk Müslüman Forumu'nun MCA'ya meydan okumak için kurulduğunu iddia etti. Yine de, MFA ile geçen zaman onun gerçek amacı İslam karşıtlığı ile mücadele etmek ve İslam'ın ülkede mevcut olmayan vatandaşlık imajını sağlamak için var olan sivil bir organizasyon olduğunu gösterdi. Medyada ve diğer yerlerdeki basın açıklamalarıyla MFA, Müslümanların ülkede uğradığı ayrımcılığı seslendirmeyi denedi. MFA'nın en büyük başarısı, 9 Kasım 2005'te Arnavutluk'un Ortodoks-Ulah kökenli Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu, Londra'da yaptığı bir konuşmada "Arnavutluk Müslümanlarının Hıristiyanlar olduğu ve İslam'ın Arnavutların gerçek dini olmadığını" deklare ettiğinde elde edildi. Arnavutluk Müslüman Forumu'nun bu kınaması Arnavutluk medyasında geniş bir destek buldu ve forumu ülkedeki Müslümanların politik ve fiili savunucusu haline getirdi. Ancak bir yandan ülkedeki etkin Hıristiyan-Sosyalist unsurlar tarafından baskı altında tutulan, diğer yandan IMF'nin sömürgeci ekonomik politikaları ile yıllardan beri ekonomisi tahrip edilen ve halkının yüzde ellisi işsiz olan ülkede, siyasi ve maddi destek olmadan uzun soluklu ve etkin bir faaliyet yürütmek mümkün değil.

 

Binlerce Hıristiyan misyoner, işadamı, enstitü ve organizasyonun etkin olarak çalıştığı Arnavutluk'taki Müslümanların, Avrupa'nın orta yerinde, inançlarını muhafaza ederek varlıklarını devam ettirebilmesinin yegâne yolu yine din kardeşlerinin göstereceği hassasiyet ve alakaya bağlıdır.

 

Arnavutluk'un üç önemli şehri: Tiran, Berat, İşkodra

 

Kaynakça

 

Arnavutluk'ta Hıristiyanlaştırma Politikası, Olsi Jazexhi, Müslüman Arnavutluk

Arnavutlar: Avrupa'da bir Müslüman kavim, Olsi Jazexhi, Müslüman Arnavutluk, Haziran 2006

Bilinmeyen Arnavutluk, Yılmaz Çetiner, İstanbul Matbaası, İstanbul, 1966

Tarihin Işığında Bugünkü Arnavutluk, Necip P. Alpan, Kardeş Yayınları, Ankara, 1975

Balkanlarda Kaynayan Kazan, Robert D. Kaplan, Yayınevi Yayıncılık, İstanbul, Kasım 1995

İran'a ve Turan'a Seyahat, Süleyman Uludağ, Dergâh Yayınları, İstanbul, Şubat 2002

Arnavutluk Müslümanları, Peter Bartl, Bedir Yayınları, İstanbul, 1998

Milliyetçilik ve Emperyalizm Yüzyılında Balkanlar ve Osmanlı Devleti, Sacit Kutlu, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, Haziran 2007

Balkan Tarihi Cilt 1, Barbara Jelavich, Küre Yayınları, Ekim 2006

Balkanlarda İslam, Aleksandre Popovic, İnsan Yayınları, İstanbul, Ocak 1995

Balkanların Tarihi, Georges Castellan, Milliyet Yayınları, İstanbul, Şubat 1995

Balkanlar, Hugh Poulton, Sarmal Yayınevi, İstanbul, Nisan 1993

Balkanlar El Kitabı Cilt 1, Komisyon, KaraM Vadi Yayınları, Ankara, Nisan 2006

Balkanlar El Kitabı Cilt 2, Komisyon, KaraM Vadi Yayınları, Ankara, Mart 2007

 

KAYNAK: MİLLİ GAZETE 

  

Yorumlar