Duyuru

Değer mi?

  /   6781   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 


 
Arkadaşlıklar cemiyet içinde samimiyetin göstergesidir. Ama adı konulmamış kırmızı bir hattı içinde gizler aslında. Siz aldanırsınız aranızda bir sınır yok zannedersiniz. Ve yıllar geçer sonra bir gün bir imtihanı, bir ideali paylaşmak istersiniz. İşte o zaman tek taraflı olarak konulmuş “sınır”ın varlığını hissedersiniz.

Ateş bakırı altından nasıl ayırırsa arkadaşlıklar da yarenlikten öyle ayrılır ama çoğu kez bilinmez. Dost olabilmenin bedelini kimse ödemek istemez ama kendisini dost diye tanıtır. Çünkü sıradan olmak istemez. Arkadaşlar çoktur. Bu sıfatı edinmek kolaydır. “Bedeli sınanmamış ve ödenmemiştir”. İşte çoğu kimse bu ateşe girmeden dost olabilmek ister.

Günümüz insanı; arkadaşı ile hayallerini ve sevinçlerini paylaşır. Ama nedense idealini paylaşamaz. Kırmızıçizgiler araya giriverir. Çünkü ideali olan ile olmayanların gizli kavgası vardır aslında. Bu adı konulmayan bir kavgadır. Küçük hesapları ve menfaatleri tercih edenlerin “ideal” adına birlikte yolculuk etmeleri mümkün değildir sizinle.

Güzel günlerin arkadaşlıkları “zülfiyar”e dokununca biter. Yokuş aşağı çok arkadaş vardır. Ama yokuş yukarı sizinle birlikte çıkmaya azmeden ve zorlukta yanınızda olan kaç insan var hayatınızda… İsterseniz bir deneyin sayabilmeyi. Ne kadar az olduğuna hayret edeceksiniz.

İnsan duygularını herkesle paylaşabilir ama “ideal” söz konusu olunca kaç kişi sizi dinler?
Dost olmak nedir sizce? Birlikte geçirilen saatler, ortak gülüşmeler ve seyahatler mi? Evinde misafir etmek veya onda misafir olmak mıdır sizce?

Sizinle dost ve kardeş olmak isteyenlere sorun. “Menfaat” ile “ideal” çakışırsa neyi tercih edecekler. Ya da siz kendinize sorun. Kardeşinizin bir ihtiyacını kendi ihtiyacınız gibi görebilecek misiniz? İşte hendek budur. Gerçek dostlukları sıradan arkadaşlıklardan ayıran budur. Ateş aranıza girmiştir artık. Altın ile bakır ayrılmaya başlar.

Yaşadığımız hayat o kadar boş ve anlamsız ki akıntıda sürüklenir gibi gidiyoruz. Çok şeyler biliyor, okuyor ve yazıyoruz. Zaman ilerledikçe hayatı ve dünyayı tanıdığımızı zannediyoruz. Oysaki en önemli şeyi tanımlamayı bilmiyoruz. “İnsan”.

Hayatında yer alan kişilerin gerçek yüzünü tanımadan “hayat”ı tanıdığını söyleyen aldanmıştır…

Samimi duygulara karşılık susanlar ve gerçek niyetlerini gizleyenler bir gün size karşı gizledikleri asıl niyetlerini açığa çıkarırlar. Ve işte orada söz biter.

Fazla tevazu göstermek bazı insanları yanlışa iter. Ve sizi olmadığınız noktaya hapsetmek isterler. Kontrol edememekten korkarlar, birlikte çalışmak istemezler. Binlerce bahaneleri vardır sizinle bir arada olmamak için. Aslında gizlenen asıl şey sizin potansiyel bir rakip ve belki de “turnusol kâğıdı” olmanızdır…

Hakikate ve onu dile getirenlere katlanmak zordur. Hesap yapanlar ve kalplerinde ikircikli hesabı olanlar yanlarında şahit istemezler.
 
Kalbinde hastalık olanlar sizi muhakkak görmek istedikleri yerde tutacaklardır. Sizin desteğinize ihtiyaç duydukları oranda sizi “var” kabul edeceklerdir. İhtiyaçları bitince de “yok” kabul edeceklerdir…

“Suret-i Hakk”tan görünüp kişisel hesap yapanlar kendilerine ve başkalarına zulmederler… 
     
Çevrenize bir bakın. Yıllarca birlikte olup bir parçanız zannettiğiniz, onlar olmazsa hayatın anlamı olmaz zannettiğiniz insanların küçük bir imtihanda sizi nasıl kolaylıkla yalnız bıraktıklarını göreceksiniz. Ve bir gün gerçeği öğrenip o insanları hayatınızdan çıkardığınızda hiçbir eksiklik hissetmeyeceksiniz. Ve hayata yeniden bağlanacaksınız.
 
Menfaat / ideal anaforunda sağlıklı bir değerlendirme yapmak çok zordur. Böyle zamanlarda insanlar akıl ile değil duygu ile hareket ederler. Sahiplenmek adına, kardeşlik adına, yüksek idealler adına akıl başka bir şeyi emretse de duygular galip gelebilir. Burada akıl “hesap” yapmayı, kalp ise “fedakâr” olmayı hatırlatır.

 “Saff tutmak” böyle bir şeydir zaten. Bütün kararlar akıl süzgeci ile alınsaydı toplum sadece “güç ve iktidar” yanında tek “saff” olurdu. Kalp ve vicdan aklın gizlediklerini hatırlatır insana.

Ahlak ile iktidar birbirini tamamlaması gerekirken maalesef günümüzde tamamen ayrışma noktasına gelmiş/getirilmiştir. “Ahlak” ve “iktidar” çatışmasında vazgeçilmez olan ahlak olmalıdır. Bizim kişisel sorumluluğumuz “ahlaki” davranmaktır. Ne olursa olsun “illa iktidar” demek yanlıştır.

 İnsanın toplumsal idealler adına “kişisel kayıpları”nı göze alması bir erdemdir. Umarız ki kardeşlik adına ödenen bedeller boşa gitmez. Samimi ve ahlaki davrandıklarından dolayı bedel ödeyenler nihayette asla kaybetmezler.
 
Emin insan ve rey sahibi olmanın şartı, toplumsal reaksiyonda ve yapılan tespitlerde isabet oranı ile alakalıdır. Yapılan tespitler ve alınan sonuçlarda başarısız olanlar “emin”lik vasfını kaybederler. Samimi gönüllerde “kredi”si bitenin “kendi”si de bir gün biter.

Sureti Hakk’tan görünüp saman altından su yürütenler ve samimi duyguları kişisel menfaatleri için kullananlar muhakkak hüsrana uğrarlar. Çünkü Allah “Adil-i Mutlak”tır…
 
“Saff” tutma iradesini “saf”lık olarak algılayanlar olursa; onlara söylenecek tek bir söz vardır.
 

“Affettik ama unutmayacağız”… 

  

Yorumlar