Duyuru

Hazreti İnsan

  /   6438   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

 

                                                   

 

 

 

 

Sinek avlıyoruz, işler berbat, yaprak kıpırdamıyor. Hepsi bu hükümet yüzünden başımıza geldi. Esnafın derdini soran yok. Piyasada para dönmüyor. İşler biraz düzelse de hayır hasenat yapsam… Derdimi soran yok.

 

İşler tıkırında. Satışlar iyi gidiyor. Bu müşteriler de adamı bunaltıyor yahu. Aklımı kullandım,  acayip para kazandım. Aklımı seveyim. Helal olsun bana. Ne hayrı, ne sadakası kardeşim! Git çalış, sen de kazan. Bana ne senin derdinden.

 

Yahu bu ne kuraklık. Ömrümde hiç bu kadar sıcak görmedim. Piştik yahu… Küresel ısınma harbi gerçekmiş. Ölüyoruz sıcaktan. Aylardır yağmur yağmadı, Neden yağmur yağmıyor? Bari biraz yağsaydı da serinleseydik.

 

Bu ne kardeşim, böyle yağmur mu olur. Felaket yağmur yağdı. Şehir felç oldu! Üff şu yağmurlar bir dursa da işimize baksak. Acayip yağmura yakalandım. Sıçan gibi ıslandım.

 

Mahsul para etmedi, taban fiyat düşük oldu. Dolar düştü, Euro zıpladı, tahvil para etmiyor, borsa endeksi ne oldu?

 

Acayip kış yaptı. Böyle kar mı olur? Hayat felç oldu. Ayaz yaptı, donduk.

 

Acayip yaz yaptı. Böyle sıcak mı olur? Sıcaktan kavrulduk. Yandık, piştik.

 

Ah ben o koltukta oturacaktım ki, görürdünüz neler yapacağımı. Ben onun yerinde olsaydım, hemen istifa ederdim.

 

İstifa mı? Ne istifası kardeşim, ölene kadar beni kimse bu koltuktan kaldıramaz.

 

Değerli halkım, oyunuza talibim. Beni işbaşına getirin. Sizin temsilciniz olacağım.

 

Halk bu işten anlamaz. Halka sormaya ne gerek var. Ben kendi gücümle seçildim.

 

Hangi parti olduğu önemli değil, kim davet ederse giderim. Ben hizmete talibim.

 

Bunlar hizmetten ne anlar. Çağırmadılar, zaten çağırsalar da gitmezdim.

 

Toplumun kahir ekseriyetinin tepkileri böyle değil mi?

 

Sıcaktan, soğuktan, siyasetten, ekonomiden, sağlıktan, insanlardan, hayvanlardan, rüzgârdan, kasırgadan, depremden, eşimizden, çocuklarımızdan, işçiden, işverenden kısaca hayat çemberimizi oluşturan neredeyse her şeyden şikâyet ediyoruz.

 

Dünyanın merkezine benlik oturdu. Geri kalan her şeyden ve herkesten şikâyet etmeye alıştık. Kalbimiz kocaman bir çöplüğe dönüşmüş olabilir. Dilimiz kalbimizdeki çöplüğü dışa vuran bir aynadır. İçimizde ne varsa dışa vuran odur.

 

Kalbimizde hazineler, hikmet pırıltıları, tefekkür derinliği olsaydı; dilimizde de kibar-ı kelam ve incelik olurdu. Tevbe ve hamd etmeyi, şükrü ve bereketi unuttuk.

 

İmtihan edildiğimizi unuttuk. Doğa olaylarının insan iradesi dışında ilahi bir hatırlatma olduğunu unuttuk. Hayvanlara merhametle bakmayı unuttuk. Rüzgâr, ağaçlar ve çiçeklerle kurabileceğimiz bir ilişki ve bakış güzelliği olabileceğini unuttuk. Kâinat, kendi içerisinde mükemmel bir uyum içerisinde olduğunu lisanı hal ile bizlere ilan eder. Ne yazık ki bu ahengi bozan, değiştiren ve zorlayan tek yaratık “zalim ve cahil insan” dır.    

 

Tefekkürsüz, şükürsüz ve sabırsız dünyamızda sorumsuzca söylediğimiz sözler aleyhimize delil olmaya devam ediyor. Gönül dünyamız kurak bir çöle dönüştü.

 

Konuşmalarımız, eylemlerimiz ve tepkilerimiz tamamen yüzeysel olmaya başladı. Önce “hikmet” kayboldu. Sonra “edeb” ve en sonunda da “kulluk bilincimiz”.

 

Kaynaktan beslenmeyince, materyalist dünyanın jargonları bize yeter oldu. Bizi “Hazreti İnsan” kılan değerlerimiz törpülendi. Sıradan ve basit insanlar olduk.

 

Sevginin paylaşılması anlamına gelen “muhabbet”in bir ağırlığı vardı. Derinlik kayboldukça maç muhabbeti, iş muhabbeti, siyaset muhabbeti ve en sonunda geyik muhabbetine dönüşüverdi.

 

İnsan ilişkilerinde, ticarette, siyasette, tabiat olaylarında, hastalıkta, sağlıkta yaptığımız yorumların basitliğini ve kabalığını bir düşünün. Sebeplerin zahirine yapışıp kaldık.  Her türlü sebeplerin fizik ve matematik görüntüsünün üstünde “müsebbib-ül esbab” olan Allah’ı unuttuk.

 

Kâinatta olagelen her türlü ilişki ve kesintisiz devam eden yaratılış hikmeti zincirinin bir halkası olduğumuzu unuttuk. Özümüzü gür kılmadan özgür birey olabileceğimizi zannettik. “Ruh” özgür, “nefis” kölemiz iken adam gibi adamlardık. Keyfimizce hürriyet isterken nefsi özgür kılıp, ruhu hapsettik.

 

Tefekkür etmeyen, kibar-ı kelamın inceliğine vakıf olmayan, kaba saba adamlar olduk çıktık.

 

Âlemlere hikmet ve rahmet gözüyle bakan “Hazreti İnsan”ı mumla arar olduk.

 

Zulüm ve cehalet perdesini aşarak bilgisine, diplomasına, koltuğuna, mal ve mülküne aldanmayan insanlar yıllar boyu “hikmet” e talip oldular. Ulaşanlar, Hazreti İnsan oldular.   

 

Ne çare ki Hazreti İnsan aramakla bulunmaz, ancak bulanlar yine de arayanlardır.

 

El âleme değil, içinize bakın. İçinizde Hazreti insan yoksa yola çıkma vakti gelmiş demektir.

 

Şeyhül Ekber böyle demişti. “Yola koyulun, ulaşacaksınız”.

 

Yeni Sakarya Gazetesi, 12 Mayıs 2008   

  

Yorumlar