Duyuru

Arnavutluk'ta Bir Umut: ALSAR

Arnavutluk Haberleri - Yazılar

  /   414   /   07 Ekim 2014, Salı

Bosna Haber
 Yazdır

  

Ayhan Demir - Yeni Akit

ayhan_demir@hotmail.com

 

Enver Hoca'nın Arnavutluk'u, 1967 yılında, dünyanın ilk ve tek resmi ateist devleti olduğunu ilan etmişti. Komünist rejimin zulmü, önce Arnavut alimlere ve önderlere yöneldi. Bazıları öldürüldü, bazıları da zindana atıldı. 


Ardından İslam'a dair her şey yasaklandı. İnsanlar, İslam'dan soyutlandı. Camiler, ya kapatıldı ya da depoya çevrildi. İslami usullere göre cenaze defni yasaklandı. Cenazeler, yıkanmadan, kefenlenmeden ve namazsız bir şekilde, elbiseleri ile defnedildi. Çocuklara, Müslüman ismi verilmesi ve sünnet ettirilmeleri de yasaklandı.  Kısacası, milli kültür adı altında, gayri İslami kültür dayatıldı. 


Rahmetli Aliya İzetbegoviç'in Foça hapishanesindeki şu diyalogu, Arnavutların 1983 senesindeki durumunu ne de güzel özetliyor: "Arnavutlar bize hareketleri hakkında ne düşündüğümüzü sordular. "Arnavutlar, Müslüman bir halktır ve bu, bizim özgürlük mücadelenizi desteklememizin temel nedenidir" diye cevapladım. Biraz şaşırdılar. "Delegasyon" başkanları, cevabımda "bazı hatalı görüşler" bulunduğunu söyledi. Onun görüşüne göre din, Arnavut halkının tarihinde olumuz bir rol oynamış ve işgal kuvvetlerinin hizmetinde olmuş. "Yoldaş biz dini aştık, halkımız özgürlük mücadelesinde ona ihtiyaç duymadı" dedi. "O halde siz, dünyada din olmadan yaşayabilen yegane halk olmalısınız" diye cevapladım." 

1985'te, Ramiz Alia işbaşına geldiğinde de din yasaktı. Ta ki 1991 yılında, sosyalist yönetimin sona erene kadar. Bu tarihten sonra Arnavut Müslümanlar dinlerini daha özgürce yaşamaya başladılar. Ayrıca kurdukları bazı STK'lar etrafında örgütlenerek, ülkedeki İslami yaşamı canlandırma gayretinde oldular. Bu yöndeki faaliyetleri ile dikkat çeken kuruluşlardan biri de, ALSAR Vakfı'dır.


Türkçesi 'Geleceğin alternatifi Vakfı' olan ALSAR, 2006 yılından beri faaliyetlerini sürdürüyor. ALSAR Vakfı Başkanı Mehdi Gurra, lise ve üniversite eğitimini Türkiye'de tamamlamış bir Arnavut. Türkiye'yi ve Türkleri akraba topluluğu değil, kardeşi olarak görüyor.


Marmara Üniversitesi'nde İlahiyat eğitimi aldıktan sonra ülkesine dönen Mehdi Bey, Arnavutların İslami kimliklerini yeniden kazanmaları için mesai harcamaya başlamış.


Kendisi de bir yetim olan Mehdi Gurra, vakıf faaliyetlerinin odağında yetimler var. ALSAR, Arnavutluk çapında 2 bin yetime sıcak yuva sağlıyor. Binlerce yetim çocuğun sünnet ettirilmesi ve eğitim desteğinin yanı sıra, çeşitli dini kitapların dağıtımını da organize ediyor. Ayrıca fakir fukaraya, Ramazan ayında yardım paketi ve Kurban Bayramı'nda kurban eti dağıtılmasını da sağlıyorlar. 

ALSAR'ın faaliyetlerine İşkodra'da imarı devam eden Truş Camii'ni, Müslümanlar için önemli olan gün ve gecelerde düzenlenen toplantıları ve yayınlanan kutlama mesajlarını da ilave etmeliyiz.


Mehdi Gurra, aynı zamanda komünist dönemdeki sünnet ve cenaze defin yasaklarının canlı şahitlerinden. Yirmi civarında çocukla birlikte gizli şekilde sünnet olan Mehdi Bey, aynı bıçakla yapılan sünnet sebebiyle, enfeksiyon kapmış. Sünnet meydana çıkarsa, başı derde gireceğinden; ne doktora gitme, ne de eczaneden ilaç alma şansı olmamış. Mehdi Bey, tam 21 gün hasta yatmış. Eve gelenlere de, akrabalarının yanında olduğu söylenmiş.


Mehdi Beyin dedesi Nureddin Bey, cenaze defni usullerini bilen az sayıda insandan birisiymiş. Geceleri cenazeleri yıkar, kumaş parçalarıyla kefenler ve defnedermiş. Bir keresinde, vefat eden adamın çocuklarından biri, dedesini şikayet etmiş. Bir süre içerde tutup, bir daha yapmama sözü alarak, serbest bırakmışlar. Birkaç gün sonra, yakın bir arkadaşı vefat etmiş. Çocukları, defin için yardım istemişler. Takip edilme ihtimali çok yüksek olduğundan kendisi gidememiş. Gelenleri bodrum kata indirip, cenaze yıkamayı detaylarıyla tarif etmiş.  Kefen bezi de verip, onları uğurlamış. O gece, dedesi saatlerce ağlamış. Cenazenin nasıl yıkanacağını Mehdi Bey de, o gece öğrenmiş.


Komünist dönemde çok ağır sıkıntılarla yüz yüze kalan Arnavutluk, özellikle Türkiye'den gelen bazı vakıf, dernek ve cemaatlerin yürüttüğü faaliyetler sayesinde, nispeten daha rahat bir durumda. Ancak ülkedeki misyoner kuruluşlar ile kıyaslandıklarında, oldukça yetersizler.


Arnavutluk'a gelen birçok yardım kurumu, daha bu ülke insanını bile tanımıyor. Ancak ALSAR, sahayı iyi biliyor. Yeniden milli ve manevi değerler ile kuşanmış Arnavutluk için çalışıyor. Tek beklentileri, bir Arnavut yetimin gözyaşının silinmesine ya da yıllar sonra bir eve kurban eti girmesine vesile olunması.

Arnavutluk, hem tarihi hem de coğrafi olarak bize çok yakınlar. Biz de, Osmanlı'nın 'Millet-i Sadıka' olarak kabul ettiği, Arnavut  kardeşlerimize daha yakın olalım.

  

Yorumlar