Duyuru

Türk’e ve Türkiye’ye, ruh veren, can veren; İslamdır!

Arnavutluk Haberleri - Bosna Haberleri - Türkiye Haberleri

  /   917   /   19 Ekim 2015, Pazartesi

Akit
 Yazdır

  

Bugün yaygın kullanılan anlamda ‘Türk’ ve ‘Türkiye’ kavramları, köksüz bir proje olan ‘ulus devlet’ anlayışının ürünüdür. Bu anlayış, Türkiye’yi fiziki anlamda bir bütün olarak tutabilmişse de, milleti tek bir vücut haline getirmemiştir. Tam aksine iki parçalı hale getirmiştir.

Prof. Dr. İsmail Kara’nın Aramakla Bulunmaz isimli kitabında bu durumu şu şekilde izah ediyor: “Birinci Dünya Savaşı sonrasının ağır şartlarında, “dâru’l İslam” olarak galip kâfirlerin önünden kaçırılarak / çekip alınarak kurulan ve nüfus olarak da Müslümanlaştırılması başarılan Türkiye’de bugün iki millet yaşıyor.” 

Haber bültenlerine yansıyan kaza görüntülerinde sıkça rastlıyoruz: İyi niyetle kazazedelere yardım etmek isteyen ancak ilkyardım konusunda hiçbir bilgisi olmayan kişiler, yaralıya yardımdan daha çok, zarar veriyorlar. Bilinçli bir ilkyardım ile kurtarılabilecek olan kazazedenin hayatının sonlanmasına ya da sakat kalmasına sebep oluyorlar. 

Türkiye’deki ulusalcıların, bilinçsiz ilkyardımda bulunan kişilerden hiçbir farkı yok. Söylem ve yaklaşımları, iki milletin teke indirilmesinden ziyade, mesafenin açılmasına ve uçurumun derinleşmesine sebep oluyor.

Türkün, Kürdün, Boşnakın, Lazın, Arnavutun ve Çerkezin yüzyıllar boyu aynı hukuki statüyü paylaştığı bu topraklarda, alt kimlik - üst kimlik tartışması yapmak, bunlardan birtanesidir. 

Milleti bir kenara bırakıp, alt kimlik - üst kimlik tartışması yapmak, sadece bu ülkenin altını üstüne getirir.

Peki nedir bu Türklük?..

Türklük, tarihi bir vakıa olarak tarih sahnesine Oğuzların 1040’ta Gaznelilere karşı Dandanakan Meydan Muharebesi’ni kazanmasıyla çıkmıştır. 1071’de Malazgirt, 1075’de Anadolu Selçuklu, 1299’da Osmanlı Devleti, 1453’de İstanbul’un fethi ve 1923’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile devam eden bu tarihi vakıa, bu coğrafyada yaşayan insanların tarihi kimliğinin yapı taşlarıdır. 

Papa II. Baschalis Ağustos 1100’de Roma’da yayımladığı fermanda“Müslümanlar eşittir Türkler” diyordu. Bu tanımlama açıkça göstermektedir ki, adına Türk dediğimiz millet ve Türkiye dediğimiz topraklar; yeryüzündeki diğer milletlerden ve diğer topraklardan ayrı bir yere ve öneme sahiptir.

İsmet Özel, Türkiye’nin sahip olduğu kendine has konumu, Kalın Türk kitabında ne de güzel nasıl izah ediyor: “Türkiye, Müslümanlar buraya geldikleri için vatan olmuş bir ülke. “Neden Türkiye senin vatanındır” diye sorduklarında: “Çünkü Türkiye’de Müslümanlar yaşıyor; Türkiye’de bir dönem Müslümanlar tarafından İslami vatan kılınmış olduğu için benim vatanım.” “Neden Türkiye senin vatanındır” sorusunun başka cevabı yok… Bu toprakların temel özelliği buraların Müslümanlar tarafından vatan haline getirilmesidir.”

François Georgeon Osmanlı-Türk Modernleşmesi isimli kitabında, Osmanlı’nın yıkılış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna denk düşen, 1900-1930 yılları arasındaki dönemi analiz ederken şunları söyler: “Osmanlı İmparatorluğunda kalıcı ayrımlar dini niteliktedir: Nüfus, yarı-özerk dini ve kültürel cemaatler olan milletler halinde sınıflandırılmıştır. Bu şekilde ayırt edilen milletler, Ortodoks milleti, Yahudi milleti ve Müslüman milletidir. Bir Türk kendini öncelikle Müslüman milletinin bir parçası olarak görür ve bu anlamda, onu gayrimüslimlerden ayıran dindir. Demek ki Hıristiyan/Müslüman zıtlığı, Türk kimliğinin temel unsurudur.Türkiye’de yarım yüzyılı aşkın bir süredir devam eden ulusal ve Batıcı propaganda, bu boyutu tamamen silmeyi başaramamıştır.”

Bu topraklarda kalıcı beraberliğin önünü açacak yegâne unsur, yüz yıl öncesine kadar olduğu gibi, “dindaşlık” ve “tarihdaşlık” esasına dayanan tek bir millet olmaktır. 

Türk’e ve Türkiye’ye, ruh veren, can veren; İslamdır! Bu, Sırpların Ortodoksluğu ya da Hırvatların Katolikliği kadar tabii durumdur.

İslam’ı ve Müslümanlığı bu topraklardan kaldırdığınızda, elinizde kalacak tek şey bir cesetten ibaret olacaktır. 

Geldiğimiz nokta, bizi hayati bir tercihe zorluyor. Ya bu toprakları vatan haline getirenlerle aramızdaki mesafeyi daraltacağız ve hep birlikte yürüyüşümüze devam edeceğiz ya da hep birlikte yok olacağız.

  

Yorumlar