Duyuru

Balkan Buluşması Notları

  /   6610   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

 

Balkan Hayallerimiz…

 

Bazı hayaller vardır. Ortaya atıldığında dikkat çekmezler ya da anlamsız bulunurlar. Hayaller gerçekleşme imkânı bulduğunda sonuçları açısından her insanın sahiplendiği harika adımlara dönüşür.

 

Balkan Buluşması fikri işte böyle bir çabanın eseridir.

 

Balkanların her yanından göç eden muhacirlerin kültür havzasının yaşatıldığı Sakarya’da Balkanları Buluşturmak fikrini ortaya attığımızda itiraf edeyim ki böyle sine güzel bir fotoğrafın ortaya çıkacağını tahmin etmemiştim. Bu kadar güzel bir adım attığımızdan dolayı mutluyum.

 

Adapazarı Uluslararası Balkan Buluşması 13- 15 Haziran 2008 tarihinde kentimizde yapıldı. Buluşmanın afiş logosu tarihi Mostar Köprüsüydü. “Köprü”,  Türkiye- Balkanlar ilişkilerinde kardeşlik ruhunu tanımlayan en doğru kelimedir sanırım. Balkanların sekiz ülkesinden gelen değerli misafirlerin katılımı ile geleceğe dönük çok önemli bir adım atmış olduk.

 

Balkanlarda kritik yerlerde görev yapan Arnavut, Boşnak ve Türk yetkilileri aynı masa etrafında ortak bir gelecek inşası için bir araya getirdik. Irkların ve dillerin sorun değil sadece ve sadece zenginlik olduğunu dost düşman göstermiş olduk.

 

Büyükşehir Belediyesinin önderliğinde gerçekleştirdiğimiz Balkan buluşmasının matematiksel sonuçlarını kestirebilmemiz mümkün olmayabilir ancak inandığım bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Bu tip toplantılarda genel bir alışkanlık vardır. Toplantı sonuçları ortak bir bildirge ile açıklanır. Biz bunu yapmadık çünkü kent meydanında kürsüye çıkan Bosna, Kosova, Sancak, Karadağ, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan- Batı Trakya’dan gelen misafirlerin omuz omuza halkı selamlamaları ve “hasretin gözyaşları” en büyük deklarasyondu.

 

Balkanlar ve Türkiye: Ortak Geleceğimiz konulu çalıştaya davet ettiğim dostum Hakan Albayrak’ın söylediği gibi bizim tek bir sonuç bildirgemiz olabilirdi ve biz de onu yaptık. Balkanlarda yaşayan Arnavut, Boşnak ve Türklerin aralarındaki ihtilaflar, kartondan duvarlardı. Bizler kardeştik ve bizi birbirimize düşman kılmak isteyen her türlü dayatma ve telkinleri paçavra gibi yırtıp atmış olduk.

 

Balkan Buluşmasına katılan misafirlerimiz hakkında aslında yazılacak o kadar çok anekdot var ki hangisini yazacağımı bilmiyorum. Dört gün boyunca yer yer Arnavutça, Boşnakça, İngilizce ve Türkçe paylaştığımız duygu yoğunluğu ve potansiyel stratejik imkânlarımızı yeri geldiğinde sizlerle paylaşacağım.

 

İnanın ki Türk insanı açısından Balkanlarda yaşayan kardeşlerimizle anlaşmak için dil bilip bilmediğiniz hiç önemli değil. Dil bilgisinin kifayet etmediği anlarda “gönül dili” konuşmaya başlıyor. İşte o an ortak kimliğin, “ırk aidiyeti” olmadığını bizleri birleştiren en önemli faktörün İslam Kardeşliği olduğunu anlıyorsunuz.

 

Farklı coğrafyalarda yaşayıp, farklı dilleri konuşan insanları kardeş kılan Allah’a, sonsuz hamd ve sena olsun.

 

Bizim Sancak ve Zukorliç

 

Sırbistan sınırları içerisinde kalan gözbebeğimiz Sancak’ın Müftüsü Muammer Zukorliç Balkan dengeleri açısından çok önemli bir lider. Sancak, kuzey batı / güney doğu hattında Bosna ile Kosova’yı birbirine bağlayan yeşil hattın kalbidir. Karizmatik yapısı, mücadele azmi ile liderlik karakteri birleşince Sancak’ta Sırbistan’ın dikkatini üzerine toplamış. Allah, O’nu muhafaza etsin, başarılarını arttırsın.

 

Müftü Zukorliç, kimsenin ihtimal vermediği bir şeyi Allah’ın izni ve yardımı ile gerçekleştirmiş. Bir anaokulu, üç lise, bir medrese ve üniversite kurmuş. Sırbistan sınırları içerisinde yer alan bu üniversite’de okuyan dört bin öğrencinin %40’ının Sırp olması ilginç. Sırp çocukların bu üniversitede Sancak Müslümanları birlikte eğitim almaları, dostluk kurmaları gelecek dönemde Sırplar arasında bir İslamlaşma sürecini tetikleyebilir. Muammer Zukorliç; şimdi de Sancak Müslümanlarının kendi aralarında ve dünya kamuoyunda iletişimini arttırmak için uluslar arası bir TV kanalı kurmaya çalışıyor.

 

Sırbistan bu gelişmelerden rahatsız oldu ki, Sancak Müslümanlarını 15 yıldır temsil eden Zukorliç’i bertaraf etmeye çalışarak Âdem Zilkiç’i resmi müftü olarak atadı. Sancak Müslümanlarını bölmeyi amaçlayan bu siyaseti kabul etmeyen halk büyük bir tepki göstererek Müftü Zukorliç’e sahip çıktı. Yunanistan’da aynı fitne girişimini ve siyasi çalımı Gümülcine seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’e karşı uygulamıştı.

 

Her zaman söylüyorum. Ülkemizin Balkanlar konusunda yapması gereken ilk iş doğru adamlarla işbirliğine gitmesidir. Siyasi mevtalar ve kukla müftüler ile işbirliği yapmak Türkiye’nin Balkan halkları nezdinde imajına zarar vermektedir. Belgrat politikalarına sessiz kalarak, karşı politikalar geliştirmemek sadece ülkemize değil, Balkan Müslümanlarına ve Balkan barışına pahalıya mal olacaktır.

 

Özel ulakla evrak gönderip Kosova’yı resmen tanıyan ilk ülke olan Türkiye, henüz Priştina’da Büyükelçilik açmamıştır. “Türkiye, Kosova Büyükelçiliğini açmak için neyi beklemektedir”? Bu mütereddit politikaların karşı tarafta Türkiye ile ilgili kuşkulara sebep olduğu unutulmamalıdır.

 

Ahh Kosova…

 

1389 yılında İslam topraklarına katılan Kosova Sahrası, bizim için çok önemli bir emaneti bağrında saklıyor. Kosova Meydan Savaşı’nın şehir ve muzaffer padişahı Sultan Murat, Kosova’nın 550 yıl boyunca İslam Beldesi olması karşılığında “Şehit Padişah” olarak tarihe geçti.

 

Kosova’nın, 1913 yılında Sırplar tarafından işgalinin üzerinden neredeyse yüzyıl geçti. Osmanlı’nın Balkanlardan çekilmesi üzerine yetim kalan Kosova Müslümanları, bir asır boyunca soykırım ve tehcir ile yüzleştiler. Büyük bedeller ödendi. Nihayet Müslüman Arnavutların yüzyıllık direnişi, bağımsız devlete kavuştu. UÇK’ nın kurucusu Âdem Yaşari, 51 kişiden oluşan ailesiyle birlikte Sırplar tarafından şehit edilmişti. Müslüman ve Özgür Kosova için hayatını veren Âdem Yaşari, bağımsız Kosova’yı göremedi ama mezarı başında toplanan Arnavutlar, verdikleri sözü yani “besa” yı yerine getirdiler.

 

%95 Müslüman olan Kosova’da homojen bir yapı var. Nüfusun % 90’ı Müslüman Arnavutlardan oluşuyor. Sırp nüfus %5. Türkler %2, Boşnaklar, %2 ve diğer azınlıklar var.

 

10.877 km. karelik küçücük toprak parçası, bağımsızlık ilanı sonrasında nihayet kendi ruhuna geri dönüyor. Sırpların, yüzyıllık baskı ve zulümleri işe yaramadı. Zulüm abad olmadı. 

 

Adapazarı Balkan Buluşması’na davet ettiğim Vushtrri Belediye Başkanı Bajram MULAKU meclisinden aldığı yetkiyle Sakarya Büyükşehir Belediyesi ile kardeşlik protokolü imzalamak için talepte bulundu. Türkçeyi resmen kabul eden altıncı şehir olan Vushtrri Belediye Başkanı ve Belediye Meclis Üyelerine buradan teşekkür etmek isterim.  Osmanlı Medeniyetinin izlerini taşıyan ve desteğe ihtiyacı olan Vushtrri kentinden gelen bu talebi yerine getirmek kardeşlik görevimizdir.

 

Büyükşehir Belediyesi Meclisinden çıkmasını beklediğim Vushtrri Belediyesi ile kardeşlik protokolü Adapazarı Uluslararası Balkan Buluşması’nı anlamlandıracak en önemli sonuçlardan biri olacaktır.

 

Karadağ’ın Güzel İnsanı…

 

Buluşmamıza Karadağ’dan, İslam Birliği Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Sorumlusu Ömer Halil KAJOSHAJ iştirak etti. Yüksek öğrenimini Malezya’da tamamlamış, idealist genç bir lider.

 

Balkan dengelerini çok iyi analiz ettiğini gözlemledim. Özellikle TIKA’nın Karadağ’da yapmış olduğu faaliyetlerden övgüyle bahseden Ömer Kajoshaj, Türkiye ile daha yakın çalışmak istiyor.

 

Karadağ İslam Birliği yetkilileri her ne kadar Arap ülkeleri ile çok yakın işbirliği içerisinde olsalar dahi, Türkiye’ye güveniyorlar, ümit besliyorlar. Balkanların Sünni karakterini önemsiyorlar. Osmanlı medeniyet mirasının işlevsel olarak devamından yanalar. Onlar üzerlerine düşeni yapıyorlar aslında. Türkiye ile her konuda çalışmaya açıklar.

 

Sancak Müftüsü Muammer ZUKORLİÇ’in “Sancak sünnidir ve sünni kalacaktır” demesi belirgin olarak Türkiye’nin sorumluluğunu hatırlatmaktan ibaretti aslında. Balkanların genlerine işlemiş olan sünni İslam karakteri, birlikte hareket etmenin de bir teminatı olarak anlaşılmalıdır. İran ve Arap ülkelerinin Balkanlarda nüfuz elde etmek için faaliyet göstermesine, ekonomik yardımlarda bulunmalarına Ortodoks ve Katolik dünyası sessiz kalıyorsa bunun anlaşılabilir bir sebebi vardır.

 

Türkiye Dış İşleri ve Balkanlarda faaliyet gösteren kurumlarımız bu ihtilafı konuşmak veya çekimser kalmak yerine daha aktif bir pozisyon üstlenmelidir. Amerika korkusundan dolayı Kosova’yı hala tanımayan Arap ülkelerinin durumu ortadadır. Yaklaşık olarak 60 ülke arasından Kosova’yı resmen tanıyan İslam ülkeleri sayısı 5–6 civarında.

 

Geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan tarafından yapılan Dünya Müslümanlar Diyalog toplantısına Balkanlar temsilcileri de davet edilmişti. Suudi Arabistan’ın inisiyatif almak ve imajını düzeltmek için yaptığı bu toplantının daha güzelini Türkiye istese çok rahatlıkla yapabilir. Neden olmasın?

 

Ömer Halil, Karadağ Müslümanları adına panelde parlayan bir yıldız oldu. “Türkiye bizim yüzyıl önce kaybettiğimiz annemizdir. Annemiz şimdi geri dönüyor ve bize sahip çıkacak” derken hepimizin gözleri doldu.

 

Sırbistan’dan ayrılmak için yapılan referandumda kritik sonucu Müslümanlar belirlediler. 2006 yılında nüfusun %20 sini oluşturan Müslümanların onayıyla Karadağ bağımsız bir devlet olabilmişti. Cumhurbaşkanı Filip Vuyanoviç, teşekkür ifadesi olarak Karadağ Diyaneti olan İslam Birliğine saygı duyuyor. Hukuki olarak her türlü kolaylığı sağlıyor. Türkiye ile Karadağ arasında 1 Mayıs 2008 tarihinden itibaren karşılıklı olarak vize uygulamasına son verilmesi bu ilişkinin bir sonucudur.

 

İtalya ile Yunanistan arasında sıkışan ülkemiz: Arnavutluk

 

Panele Arnavutluk’tan davet ettiğim Tahir Zeynel Hasani, Ardhmeria(Gelecek) Vakfının Başkanı. Yemen İslami İlimler Mezunu mükemmel bir adam. Adam gibi adam. Kendisini yaklaşık üç ay önce İnegöl- Oylat’ta yapılan bir Balkan öğrencileri toplantısında tanımıştım.

 

Zeynelhasani ile o gün yaptığım röportajda Balkan Buluşması düşüncemizden bahsetmiştim. “Bizi yetim bırakmayın. Arnavutluk bu toplantıya davet edilmeli çünkü Türkiye bizim baba ocağımızdır. Ve babalar evlatlarını ayırmamalıdır” demişti.

 

“Eğer iki ülke arasında tercih yapmak zorunda bırakılsam kendi ülkem olan Arnavutluk değil Türkiye’nin kuvvetli olmasını isterim. Çünkü eğer Türkiye kuvvetli olursa Arnavutluk kurtulur, Türkiye eğer güçsüz kalır da düşerse, değil sadece Arnavutluk bütün İslam coğrafyası düşer” diyebilecek kadar engin ufuklu ve hasbi bir adam.

 

“Katolik İtalya ile Ortodoks Yunanistan arasında sıkıştırılmış” küçük bir ülkenin, gözlerini ve umutlarını Türkiye’ye çevirmiş ihlâslı ve samimi büyük insanlarına ancak ve ancak saygı duyulur.

 

Enver Hoca (Diktatör Enver’in soyadı sizi aldatmasın) yönetiminde elli yıl boyunca yok olmamak için direnen insanlar, Türkiye’den çok şey bekliyorlar. Onların umutlarının sönmesine izin vermemeliyiz. Katolik ve Ortodoks baskısına direnen Arnavutluk Müslümanları Türkiye’den gelecek olan bir selama hasretler.

 

Bir yandan Vatikan’ın diğer yandan Vahhabi akımlarının etkin olduğu Arnavutluk üzerinde Türkiye’nin daha aktif rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle Yunanistan’ın Arnavutluk, Kosova ve Makedonya üzerinde “alan genişletme” çabasına karşın Arnavutluk ile daha yakın bir işbirliğinin çok stratejik bir adım olduğuna inanıyorum.

 

Arnavutluk ülkesinde yaşayan Müslümanların içinde bulunduğu durumun zorluğunu anlamak için biraz da coğrafi ilişkileri ve tarihsel arka planı bilmek zorundasınız.

 

Komünizmin iliklerine kadar sirayet ettiği, sonrasında 50 yıl boyunca ateist ve dikta rejimi ile yönetilen, İtalya’nın Katolik, Yunanistan’ın Ortodoks, Arap ülkelerinin Vahhabi, İran’ın Şii, din/düşünce baskısı altında kendine ait yolu arayan 550 yıl Osmanlı tarafından yönetilen bir toprak parçası ve onun mazlum halkından bahsediyoruz aslında.

 

Bütün bunların üzerine İslam düşünce ve pratikleri ile ilişkisi kalmamış berbat bir durumda olan Bektaşi Tarikatinin dünyadaki genel merkezinin Arnavutluk olduğunu da hatırlatmalıyım.

 

Yukarıda anlattıklarıma rağmen Balkanlarda Tahir Zeynelhasani ve onun gibiler hala yetişebiliyorsa şükretmek için çok sebebimiz var demektir. İyi ki seni tanıdım Tahir Hoca. Vakfının adı gibi geleceğe dair ümitlerimi yeşerttin.

 

Latiç ve Bosna/Türkiye Hattı

 

Balkan Buluşması için davet ettiğim Cemalettin Latiç; kentimizin Bosna’ya olan aşkını ve hassasiyetini bildiği için yoğun programına rağmen davetimize icabet ederek bizi onurlandırdı.

 

Latiç bizim için önemliydi ve biz de ona önem vermiştik. Latiç manevi olarak Alija’nın bize emanetiydi. “Ja Sin Sam Tvoj” (Senin oğlun, benim!) kelimeleri ile başlayan Bosna Milli Marşının yazarı Latiç, AKM önündeki İHH standında genç kardeşlerimizin jestiyle kendi yazmış olduğu marşı “gözyaşları” altında dinlerken kim bilir neler hissetti. Hangi hatıralar hangi acılar onu sürükleyip marşı kaleme aldığı günlere götürüverdi…

 

Alija’nın ölmeden önce taslağını okuyup çok duygulandığı “Srebrenica Cehennemi” kitabının yazarı da olan Latiç, aynı zamanda Alija’nın dava arkadaşıydı. Onlar bir destanı birlikte yazdılar. Avrupa’nın göbeğinde ve 20. yy. modern dünyasının kahredici duyarsızlığına büyük bir asaletle direndiler. “Emanet ve adalet”e sahip çıkarak kanlarının ve acılarının üzerinden yeniden dirildiler.

 

İstanbul’da havaalanından aldığımız Latiç’in dört gün boyunca güldüğünü hiç görmedim. Her zaman derin düşünceli ve kaygılıydı.

 

Milleti adına yaşanmış olan trajik geçmişin külleri üzerinden yeni bir gelecek aramanın fikir sancılarını çeker gibiydi. Geleceğe dair karamsarlığı haksız da sayılmazdı.

 

Panelde söylediği “evrensel hukuki alt yapı” oluşturulmasının bütün Balkan Müslümanlarının geleceği adına önemli adım olacağı tezini önemsiyorum.

 

Müslümanların insan haklarının korunması için atılacak bu hukuki adımın Batı Dünyasının duyarsız ruhlarına karşı bağlayıcı bir temel taşı ve yaptırım gücü olacağını söylüyordu.

 

Türkiye’nin ne kadar önemli olduğunu Bosnalı Müslümanlar çok iyi biliyorlar. Cemalettin Latiç’in özellikle dillendirme ihtiyacı duyduğu Bosna/Türkiye hattına dikkatinizi çekmek istiyorum. Bosna / Türkiye hattını oluşturan Sancak, Kosova, Makedonya, Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye ulaşacak olan “yeşil hat”tın korunmasına özen gösteriyor.

 

Yol boyunca Müftü Zukorliç ile geleceğe dair kaygılarını paylaştılar. Umarım Allah, onların korkularını eman ve sekinet duygusuna tebdil eder.

 

Balkan buluşması panelinde kendisine sorulan bir soruya Alija’nın sözüyle cevap verdi. Bosna’nın efsanevi lideri, Bilge Kral, Büyük Mütefekkir Alija İzzetbegoviç; Türkiye’nin önünde nasıl bir yol olduğuna bakın nasıl cevap vermiş.

 

“Türkiye geleneksel ve modern bir ülkedir. Modern düşünceyi beslerken, geleneğine sahip çıkmak. Geleneğine sahip çıkarken, modern dünyayı kuşatmak” işte bu sözler bile Alija’nın ta Bosna’dan Türkiye’nin geleceğini ne kadar berrak okuyabildiğine dair bir işarettir.

 

Kortej yürüyüşü sonunda İlkokul öğrencilerinin Boşnak kıyafetleri ile yaptığı folklor gösterisini izlerken Latiç’e baktım, kulağına eğilerek neler hissettiğini sordum. “Maşallah, Mücadelemiz boşa gitmemiş şükürler olsun. Türkiye’de Bosna’yı hatırlayan ve yaşatan çocuklarımız var”. Bunları söylerken gözyaşlarına hâkim olamıyordu.

 

Bir Arnavut olarak itiraf etmeliyim ki Bosna davası beni her zaman derinden etkilemiştir. “Bosna” kelimesini duyduğumda içimde tarif edilmez heyecanlar uyanır. Bosna bizim için hiçbir zaman sıradan bir toprak parçası olmadı. Bosna toprakları, Sırplara karşı verilen destansı direnişin neşvü nema bulduğu, şehit kanlarıyla sulanan onursal bir belde oldu.

 

İstanbul, Bosna’dan savunulmalıydı. Sırplar savaş boyunca boşuna demediler burada Türk ve Müslüman kalmayacak diye.

 

“Od Jadrana do İrana nece biti Muslimana” (Adriyatik’ten İran’a kadar Müslüman kalmayacak) dediler ancak başaramadılar. Onların bir hesabı vardı ancak Allah’ın da bir hesabı vardı.

 

Ruhsuz kıta Avrupa’sı ve Slav Ortodoks dünyası işte bu “kutsal direnişi” hesap edemedi. Doğu ile Batı arasında sıkışmış olan Bosna, Alija’nın önderliğinde üçüncü bir yol buldu. Bosna şehitleri ve Alija’nın büyük ruhudur bizi Bosna’ya bağlayan…

 

Cemalettin Latiç “Paşa” gelirken Alija’nın kokusunu bizlere getirdi. Bosna’ya dönerken kalbimizi de beraberinde götürdü. Sarajevo’da görüşmek üzere vedalaştık.

 

Yanımda duran Cemalettin Latiç’in kim olduğunu bana soran değerli Boşnak kardeşlerim bilmem ki bu yazdıklarımı okurlar mı?

 

Değerli kardeşim Hakan Albayrak boşuna söylemiyor. Balkan Kardeşliği için faşist duyguların törpülenmesi lazım diye.

 

Arnavut, Boşnak, Türk fark etmez. İçimizde “aşk” olsun yeter.

 

Meriç’in Öte Yakası  

 

Buluşma notlarının son bölümünde Meriç’in öte yakası olarak tabir ettiğimiz neredeyse bir ok atımı uzaklıktaki kardeşlerimizden bahsedeyim sizlere.

 

Yunanistan(Batı Trakya) Seçilmiş Gümülcine Müftüsü İbrahim Şerif, panelde çok harika bir sunum yaptı. İzleyenlerin duygulu anlar yaşadığı görüntüler eşliğinde Yunanistan’da yaşayan Müslüman soydaşların sıkıntılarını, beklentilerini ve yaptıkları hizmetleri öğrenmiş olduk.

 

Bir ara kendisine Hocam kusura bakmayın sizinle yeterince ilgilenemedik deyince çok zarif bir şekilde şöyle dedi. “İbrahim Bey, biz misafir sayılmayız. Siz diğer ülkelerden gelen yabancı konuklarla ne kadar çok ilgilenirseniz biz de o kadar mutlu oluruz. Biz kendi evimizdeyiz.”

 

Yunanistan hükümetinin Türkler üzerinde uyguladığı baskı nedense yeterince duyurulamıyor. Hali hazırda Avrupa Birliğinin şımarık çocuğu Yunanistan’ın, kendi içerisindeki etnik yapılara ne kadar demokratik davrandığını sorgulamak gerek.

 

Batısında Çameria Arnavutlarına, Kuzeyinde Makedonya’ya, Doğusunda ise Türklere baskı uyguluyor. Arnavutların isimlerini değiştirmeleri ve vaftiz olmaları karşılığında para teklif ettiğini söylediklerinde inanmakta zorlanmıştım.

 

Osmanlı sonrasında meydana gelen siyasi boşluğu fırsat bilen Yunanlılar, 1941- 1945 yılları arasında sistemli olarak “Çameria” Arnavutlarına soykırım uygulamışlardı. Ermenilerin yaşadığı 1915 olaylarının uluslararası arenada soykırım olarak dillendirilmesini keyifle izleyen Yunanistan’ın Çameria bölgesinde yaptığı soykırımları hatırlatmak yerinde olacaktır.

 

Yunanistan’ın yaptığı soykırımlar ve göçler sonrasında kalan bakiye olan asimile edilmiş Arnavutların sayısını tam olarak bilebilmemiz mümkün değil.

 

Diğer yandan Yunanistan, Batı Trakya Türklerinin haklarının verilmesi konusunda ipe un sermeye devam ediyor. Seçilmiş müftümüzün Hükümet tarafından kabul edilmemesi, Türkler arasında ihtilafın körüklenmesi ve kuvvetin bölünmesine zemin hazırlıyor.

 

Bulgaristan Baş müftü Yardımcısı Vedat Ahmet, henüz 29 yaşında olmasına rağmen yaşına göre çok olgun bir insan. Bilgili ve samimi bir dava adamı. Yüzü ayın ondördü gibi parlak ve çehresi vakur ama dingin…

 

Kendisi ile ortak dostumuz Sofya Baş müftü yardımcısı Necati Ali hakkında ve yaptıkları hizmetleri konuştuk. Vedat Ahmet’in daveti üzerine nasip olursa ilk fırsatta Bulgaristan’a onları ziyarete gideceğim.

 

Müftülüğün hizmetlerinin farkında değiliz ama Bulgaristan’daki homojen yapı içerisinde azınlık olan Türk kardeşlerimiz İslam’ın da bayraktarı konumundalar. Özellikle Doğu Bulgaristan sınır boylarında dökülmeye yüz tutan İslam eserlerinin onarımları ve oradaki az sayıda Türklerin bilgilendirilmesi için canla başla çalışıyorlar.

 

Her gördüğümde içimi sızlatan Kriva Palanka yolundaki Küstendil Camii, yıkılmamak için zamana direniyor. Müslüman kalmayan bu şehirdeki Osmanlı emaneti bu camii onarılmak ve ibadete açılmak için destek bekliyor.

 

Aman Allah’ım, dünyanın birçok coğrafyası hizmet ve yardım bekliyor. Elimizdeki kısıtlı imkânlar ile her yere yetişmek mümkün değil. Allah’ın kalplerimizi birleştirmesi ve işlerimize bereket katması için dua etmeliyiz.

 

Edirne’nin öte yakasında kalan Türklerin asil mücadelesi doğrusu üzerinde düşünülmeye değer.

Dört günde Bosna’dan Edirne’ye gelebildik. Dört günde yazdıklarımın yanında yazılamayan yüzlerce anı hafızamda derin izler bıraktı. Bosna savaşının yaşandığı 92–95 yılları arasında canlanan Meriç’in öte yakasına dair oluşan hassasiyetin üzerinden yıllar geçmişti.

 

“Balkan sevdasını unutan gönülleri” bir nebze olsun suladıysak ne mutlu bizlere.

 

Buluşmaya katılan sekiz ülke temsilcilerinin tamamını oluşturan fotoğraf karesini bir bütün olarak görebildiğimiz gün, şanlı tarihimiz modern versiyonu yeniden tekerrür edecektir.

 

Osmanlı mirası, Meriç’in öte yakasında capcanlı yaşıyor. 

 

Selam ve Barış için Balkanlarda tekrar var olduğumuz gün mirasımız geri dönecektir.

 

İbrahim Selamet

Haziran 2008, Adapazarı 

  

Yorumlar