Duyuru

Stratejik Derinlik

  /   6777   /   01 Ocak 2014, Çarşamba

 Yazdır

  

 

ibrahim@selamet.com

 

Sevinçliyim. Ülkem adına ümitlerim artmaya başladı. Türkiye kabuk değiştiriyor. İçeride başlayan değişim rüzgârının olumlu etkileri dalga dalga yayılmaya başladı.

 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa “devlet” denilen zat-ı şahane nihayet kendisiyle yüzleşmeye başladı.

 

Devlet, halk için var idi” ve en sonunda aslına rücu etmeye başladı. Bir dönem rotasını şaşıran koskoca gemi, kendine ait limanın varlığını keşfetti. Irmak yatağını bulmaya başladı.

 

Küreselleşme etkisiyle dış dünya ile yüzleşmemiz arttıkça ülkemizde ilginç bir manyetik etki ve “öze dönüş” hamlesi kendini göstermeye başladı. Uluslararası platformdaki yoğun rekabet kültür köklerimize ait sermayemizi devreye sokmaya başladı.  

 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk gerçekleşti. Geçen hafta yapılan büyükelçiler toplantısı üzerine düşünmenizi tavsiye ederim. Yurt dışında görev yapan 150 büyükelçi “beyin fırtınası” için toplantıya çağırıldı.

 

Eğer toplantıya katılan büyükelçilerimiz inat etmeyip, kendilerinden beklenen katkıyı verirlerse çok yakın bir zamanda uluslararası düzlemde yeni süper devlet, “Türkiye” fotoğrafı daha net olarak görünmeye başlayacaktır.

 

Son dönemde geliştirilen uluslararası açılımların mimarı Başbakan Başdanışmanı Ahmet DAVUTOĞLU’na buradan selam olsun. Yaklaşık 8 yıl önce kaleme aldığı düşünceler hayat bulmaya başladı.

 

 “Tarihi birikimi etkin bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte Türkiye tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Stratejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumluluklarını yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslar arası konjonktürlere daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır”. Stratejik Derinlik

 

Nihayet Türkiye kendine yakışanı yapıyor. Cumhuriyetin ilanından beri hapsolduğu misak-ı milli sınırlarının dışına doğru kendini yenileyerek asırlık tabuları yıkmaya başladı.

 

Bunlardan bir kaçını zikredelim.

 

Kıbrıs’ta “ulusalcı ve kuvvacı” hâkimiyete son verildi. Denktaş’ın “çözümsüz” dönemi bitirildi. Kıbrıs meselesi Türkiye’nin elini kolunu bağlayan bir yumak olmaktan çıkarıldı.

 

İslam Kalkınma Örgütü’nün başına bir Türk olan Ekmeleddin İhsanoğlu getirildi.

 

950 kilometrelik en uzun sınırımız mayınlardan temizlenmeye başlandı ve Türkiye - Suriye yakınlaşması gerçekleşti. İslam’ın ilk başkenti olan “Şam- Şerif” ile son başkenti “İstanbul” arasında kardeşlik köprüsü kurulmuş oldu.

 

18 yıl aradan sonra Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan; Irak ziyaretinde yüksek düzeyde itibar gördü. Irak ile şu ana kadar hiçbir ülke ile imzalanmayan “Yüksek Öncelikli Stratejik Belge” imzalandı. TPAO için pozitif ayrımcılık yapıldı.

 

İran ile stratejik enerji anlaşması yapıldı. ABD yayılmacılığına karşın İran - ABD ihtilafında doğal hakem kabul edilmemiz boşuna olmadı.

 

Afganistan - Pakistan ihtilafında tarafları bir araya getirdik.

 

Lübnan’daki iç karışıklıkta denge unsuru olduk.

 

İsrail’in devlet teröründen etkilenen Filistinli kardeşlerimiz açıkça desteklendi.

 

Suriye ile İsrail arasında bitmiş olan barış görüşmelerine 8 yıl aradan sonra ancak Türkiye’nin arabuluculuğu ile başlanabildi.

 

Ermenistan ile yeni ve açık bir dönem başlatıldı.

 

Kosova Cumhuriyeti’ni tereddütsüz olarak resmen tanıdık. Balkanlarda başlayan yeni dönemde Türkiye aktif unsur olarak oyunda var olduğunu ispatladı.

 

Kıta Afrika’sına Osmanlı sonrasında ilk defa selam verdik. Afrika’daki 20 ülkede büyükelçilik açma kararı önemli adımlarımız arasında yer aldı.

 

Hiç şüphesiz bu açılımlar başta Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın önderliğinde derinlik kazanmaktadır.

 

Kendi iç dinamikleri ile barış yolunu açan Türkiye, dünya pazarında çok büyük bir sermayenin üzerine oturduğunu keşfetmiştir. Türkiye’nin şu ana kadar uyguladığı resmi dış politika parametrelerine ne yazık ki “monşer zihniyeti” damgasını vurmuştu.

 

Bürokratik oligarşinin hâkim olduğu dış politika kulvarlarında özellikle Cumhurbaşkanı seçimlerinden itibaren Türk halkının duygu ve beklentileri kendine yer bulmaya başladı. Diğer yandan istisnasız olarak İslam Coğrafyasının dikkati ve ümidi Türkiye’ye çevrildi.

 

Dört bir tarafı düşmanlarla çevrelenmiş, içine kapanık, kendi gölgesinden korkan bir ülke paranoyası bitmiştir.

 

Şimdi sıra insan’ın yeniden ihya ve inşasındadır…

 

“Tur-i Sina’da değil, hakikat sinendedir. Âlem-i Kübra sensin, kalem, levh arş sendedir. Artık derununa göç, keşfet bu âlemleri. Buna muvaffak olan ebediyyen zindedir”.

 

Ganiyy-i Muhtefi’nin nefeslerine o kadar çok ihtiyacımız var ki…

 

Yeni Sakarya Gazetesi, 23 Temmuz 2008 

  

Yorumlar